SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Dünya rekortmeni Fatma Uruk, Sözcü Skor’a konuştu: ‘Nasıl nefes aldığımı hatırlamıyordum…’

Peş peşe üç gün üç dünya rekoru kırarak adını tarihe yazdıran milli serbest dalışçı Fatma Uruk, rekorların hikayesini ve Meksika serüvenini Sözcü Skor'a anlattı. 'Nasıl nefes aldığımı hatırlamıyorum' diyen Fatma, Marquez romanlarını anımsatan Meksika anılarını, Tarkan'ın paylaşımını, hedeflerini ve daha fazlasını tüm içtenliğiyle aktardı...

SKOR ÖZEL | Metin AKTAŞOĞLU
Güncellenme: 11:39, 22/11/2020
Dünya rekortmeni Fatma Uruk, Sözcü Skor’a konuştu: ‘Nasıl nefes aldığımı hatırlamıyordum…’

“Yaptım!” yazdı. “Yaptın!” yazabildim. Tüm bu sekiz aylık süreç daha iyi nasıl özetlenebilir bilmiyorum. Başardı! Milli serbest dalışçı Fatma Uruk, üç gün üst üste üç dünya rekoru kırarak böylesi bir dönemde umut oldu, göğsümüzü kabarttı. İnanılmazı başardı. Fatma Uruk, rekorun hikayesini, yaşadıklarını ve Meksika’da geçirdiği zorlu günleri Sözcü Skor’a anlattı.

Rekorlarından sonra konuştuğumuzda olağanüstü heyecanı ve sudan bir dakika önce çıkmışcasına yüksek atan nabzı hala sesinden anlaşılabiliyordu:

“Bittiğinde bile hiçbir şey hatırlamıyordum. Üzerimde artık hem sekiz aydır burada olmamın hem de sekiz ayın geri planında kimsenin görmediği, yıllardır verdiğim emeğin baskısı vardı. Bu güzel de bir baskıydı, motive ediyordu ama başarısız olma korkusu da yer etmişti. Duygusal olarak herhangi bir şey hissettim dersem yalan olur. Ancak üçüncü günün sonu, en çok duygulandığım an olmuştu. ‘Artık bitti, hedeflerime ulaştım, başardım’ hissi geldi.”

İstatistikleri, rakamları çok seven sporun doğası gereği serbest dalışın tarih sayfalarında, paletsiz değişken ağırlık kategorisinde “Fatma Uruk: 77 metre” yazacak. İlk gün 72 metreye çektiği rekoru üçüncü gün erkeklerin de aynı alandaki rekorunu kırarak 77 metreye çekmeyi başardı. İkinci gün ise sabit ağırlık çift palet kategorisinde 67 metre ile dünya rekorunun sahibi oldu.

Ancak bu sayıların ardında neredeyse 20 senelik bir mücadele var. Ve hatta bunun ardında 20 seneye sığabilecek zorluklar barındıran bir 8 ay var. Filmi geri sarmak gerekirse Temmuz 2019’a gitmek lazım. Fatma Uruk, Sözcü’ye ilk konuştuğunda tarih 1 Temmuz 2019’u gösteriyordu.

 

2019’da denemeyi hedeflediği dünya rekoru hakkında “Ben senede bir tane yarışma seçip ona kanalize olarak varımı yoğumu, gecemi gündüzümü buna adayıp bir tek o alanda kendimi gösterebiliyorum. Çünkü aynı zamanda profesyonel meslek hayatım devam ediyor ve iki hafta senelik iznim var. Bunu bir şekilde yetirmeliyim her şeye” demişti. Özel bir bankada çalışan ve ODTÜ’lü bir ekonomist olan Fatma Uruk, o dönemlerde -hayatının bir rutini haline gelen- aksaklıklar gereği rekor denemesini 2020’ye erteledi. Meksika’ya gitti, çok kısa bir süre sonra Covid-19 bir pandemiye dönüşüverdi.

Daha sonra Meksika’yı kasıp kavuran bir kasırga yoluna taş koydu. Bu etkenlerden ötürü antrenman yapamaz hale de geldi, evden çıkamaz hale de…  Biriktirdiği yıllık izinler ve kendi oluşturduğu bütçeyle dünyanın bir ucuna giden Fatma tüm yol ayrımlarında denemeye ve belki de kendini tamamlamanın dayanılmaz cazibesine sarıldı. Gerisini de tarih yazdı zaten…

‘NASIL NEFES ALDIĞIMI HATIRLAMIYORUM’

Üç günlük rekor denemeleri sürecinde; Meksika günlerinde ve spor kariyerinde karşısına çıkan her engelin -bunların çoğu da absürt denebilecek, filmde geçse “Hadi canım sen de…” dedirtecek engellerdi- yine karşısına çıkabileceğini düşünmüş ve “başarısız olma korkusu” dediği durum da orada zihnini kaşıyordu:

“Her rekordan sonra ‘Artık bir sonrakini yapamayacaksın galiba’ hissi doğuyordu. Birinci gün stresliydi, başarılı olduk. İkinci gün de stresliydi ve yine başarılı olduk. Üçüncü gün ‘Başarısız olmaya hakkım var’ düşüncesiyle baş başa buldum kendimi. Her gün daha kolaylaşması gerekirken her geçen gün psikolojik olarak daha da zordu. En zor branşı da son güne bırakarak alışılmışın tersine bir yol çizmiştim; -ki dinlenme süreci de olması lazımdı ama hava şartları ve ekibi burada tutmanın zor olacağı nedeniyle bunu yapamadık- nasıl nefes aldığımı, etrafımdakilerin ne söylediğini, nerede durduğunu hatırlamıyorum. Sadece dibe ulaştığım anı ve döndüğüm anı hatırlıyorum. Teknik olarak çok güzel ve çok kolay dalışlar oldu aslında benim için.”

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

freediver (@fatma.uruk)’in paylaştığı bir gönderi

Yine Temmuz 2019’a döndüğümüzde Fatma Uruk’un aslında bu zihin yapısına, bu zen noktasına, hatta ‘berserk’ de denen o duruma bir şekilde girebildiğini, bunu daha önce yaşadığını görüyoruz. 2015’te, kronik vertigo ile hayatını sürdürmek zorunda kalacağı bir kaza geçiren Fatma, kazadan kısa bir süre sonra, bir anda yarışmanın yapıldığı yerde verdiği bir kararla katıldığı Türkiye şampiyonasında 2. olmuştu:

“Hakikaten şunu duydum: ‘Senin bir daha hiçbir şekilde dalış yapmaman gerekiyor.’; ‘Dalmamalısın’ lafını duyduktan sonra ben ilk defa bir şeyleri kaybedebileceğimi, artık eskisi gibi olmayacağını fark ettim. Yani büyüdüğüm nokta o oldu açıkçası ve beni daha böyle dişli bir yarışmacı haline sokan da o oldu.”

VALERIA VE SOLOVINA…

Günümüze dönelim. Sporcu felsefesi ve zen noktasını Meksika’nın ufak bir köyünde yaşama şansı bulan Fatma’nın içinden geçtiği bu imkansızlıklar, tasavvuftaki “çile” dönemini andıran bir sürece de sebep olmuş gibi. O “çile” dönemi benzetmesine çok sıcak bakmadı ancak naçizane teşbihimde hata olmadığını düşünüyorum. Meksika’da bir süre daha kalmayı planlayan Fatma, şöyle aktarıyor:

“Mart ayının ikinci haftasından, Ağustos ayının ortasına kadar Yucatan eyaletinde Valladolid’de bir köyde, tek göz bir odada yaşadım. Buna ‘çile’ dönemi demek istemiyorum ancak aklımda yer eden süreç orası oldu ve en büyük psikolojik savaşı orada verdim. Hamdım, pişmeye yaklaşmış olabilirim ancak… Bir gün bir arkadaşım saat kaçta müsait olacağımı sordu ve o anda aklıma, beni ziyarete gelen komşumun üç-dört yaşlarındaki kızı Valeria geldi. Her gün 11 gibi yanıma gelirdi. Saati değil, onun ziyarete geldiği anı düşündüm. Saat benim için ‘Valeria geldiğinde…’ gibi olaylarla ölçülen bir kavram olmuştu.”

SOLOVINA…
Etrafımda İngilizce konuşan kimse olmadığı için, ‘wifi’sız geçirdiğim karantina, izolasyon ve bazen çok şiddetlenen yalnızlık hissi canım köpeğim Solovina’m ile bitmişti. Kendisi insanların ön yargıları nedeniyle artık yok. Fakat ben burada onun anısına barınakları gezip diğer arkadaşlarına mama götürüyorum. Son bir ayını biraz daha iyi geçirdi en azından. Güzel kızım. Seni hiç unutmayacağım…

Gabriel Garcia Marquez romanlarındaki büyülü gerçekliğin temas ettiği bir serüven yaşayan milli sporcumuz tüm bu maceranın sonunda havaalanında pasaportuna çıkış damgası basıldığında Meksika’yı çok güzel anılarla hatırlayacak:

“Bu ülke benim için dalış yapabileceğim çok güzel bir lokasyon olarak değil de hayallerimi gerçekleştirdiğim, tek başıma olmama rağmen tanıştığım her insanla hedefime gidecek bir şekilde yol almamı sağlayan, çok güzel dostluklar kurduğum, bana bu imkanı sağlayan ülke olarak kalacak. Olumsuz şeyler de yaşadım ancak güzel şeyler daha ağır basıyor. İlk gün rekor denemesine giderken üç arkadaşım görevli olmamasına rağmen benimle birlikte geldi. Böyle bir ortamı ancak Türkiye’de bulabilirdim. Hatta ‘Dönme, burada iş bul, burada kal’ diyorlar. Özleyeceğim kesin. Biraz da hayatımın en anlamlı ve en güzel yolculuğunun bitmiş olmasının vereceği bir burukluk olacak… Bir ay daha burada kalmayı planlıyorum. Bir belgesel de çekeceğiz burada. ABD’li bir yapımcı gönüllü oldu. Onu tamamlayacağız…”

‘KADINLAR BAZI ALANLARDA SİZDEN DAHA BAŞARILI OLABİLİYOR; BUNU KABUL EDİN’

Yine de ‘Olumsuz şeyler de yaşadım ancak güzel şeyler daha ağır basıyor’ cümlesine dönmekte fayda var zira son denemesinde erkeklerin de o kategorideki rekorunu tarihe gömen Fatma Uruk’un bunu yapmasının altında bir sebep yatıyor:

“Burada talihsiz bir olay yaşadım. Cinsel saldırıya uğradım. Bunu fiziken ve ruhsal olarak atlatmam çok uzun sürdü. Biraz sorgulamaya başladığım ve dönmeyi düşündüğüm dönem de o dönemdi. ‘Bu sefer toparlanamayacağım’ diyordum ancak sonra ‘Neden başıma gelen bu kötü şey, benim yapmak istediğim iyi şeye engel olsun ki’ diye düşündüm. ‘Olmamalı’ dedim. İlk kez dalış yaparken korku yaşamıştım. Korkum su altı veya derinlikten gelmiyordu. Dışarıdan geliyordu. Her şeyden, yanımdan geçen herkesten korkuyordum. Seslerden… Her şeyden… Ama nihayetinde toparlandım ve aslında bir mesaj vermek istedim. Kendim için ve biraz da aslında herkes için. ‘Öç almak’ belki iddialı ve ağır olacak ancak en azından ‘Kadınlar bazı alanlarda sizden daha başarılı olabiliyor; bunu kabul edin’ mesajını vermek istedim.”

İLGİLİ HABER Serbest dalışçı Fatma Uruk'tan 3 günde 3 dünya rekoru Serbest dalışçı Fatma Uruk'tan 3 günde 3 dünya rekoru

Fatma bunun yanı sıra Umut’a Ses Ol adlı kampanya için de farkındalık yaratmayı hedefliyor. 15 Temmuz 2020 akşamı, Ankara’da bisikletiyle yolculuk ettiği esnada alkollü bir sürücünün arkadan çarpıp kaçmasıyla 19 yaşında hayatını kaybeden Umut Gündüz’ün ailesi ve sevdiklerinin adalet arayışına da dikkat çekmek istiyor. Umut’a Ses Ol kampanyası ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da vaatlerinden biri olan bisiklet yolu yapım sürecini hızlandırmış ve ivedilikle çalışmaların somut sonuçlara dönüşmesini sağlamıştı. Umut’un anısı aynı zamanda Umut’a Ses Ol Ormanı’na yapılan fidan bağışlarıyla da yaşatılıyor.

Yaşadığı zorlu süreci aktarmaya devam eden milli sporcumuzun başarısına katkı verenlerden biri de Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu oldu. 7 Nisan’da “Merhaba Bakanım. Ben de milli bir sporcuyum. İşten izin alıp Dünya Rekoru kırmak için geldiğim Meksika’da kaldım. Rekoru 23 Nisan’da denemekti niyetimiz, olmadı ama vazgeçmedik. Çok küçük desteklere ihtiyacım var bu belirsiz süreçte. Ülkemize güzel haberlerle dönmek istiyorum” tweeti ile Bakan Kasapoğlu’na ulaşan Fatma Uruk’un çağrısına bakanlık kayıtsız kalmadı.

DÜNYA REKORUNU İDRAK ETMEK…

Rekorlara ve rekorların hikayesine geri dönecek olursak ilk cümledeki yazışmaların benzeri bir konuşmaya gitmekte yarar var. “Dünya rekoru” idrak etmesi hem kolay hem de zor bir mesele. Fatma Uruk’un rekorunu konuştuğumuz arkadaşım Yiğit Can’la idrak sürecine girmeye çalıştığımızda komik bir yazışmanın içinde bulduk kendimizi. “Herhangi bir alanda tescilli olarak dünyanın en iyisi olmuş bir tanıdığın var mı?” dediğimde “Yok abi…” dedi: “Ama Fatma’yla oturmuşluğumuz var en nihayetinde.” Şöyle devam etti: “İçimden bir sesli söyledim. ‘Dünya rekoru’ dedim, tüylerim diken diken oldu. Ben herhalde sokaktan 100 adam çevirsem, hiçbir konuda en iyi çıkmam.” Yiğit, kaliteli mizah uğruna kendisine haksızlık etti elbette. Lakin “Tüylerim diken diken oluyor” noktasında çok haklı. Zira bir sporun zirve noktasıdır dünya rekoru. Armand Duplantis dünyanın zirvesinde, Usain Bolt da öyleydi. Naim de… Ancak Fatma Uruk için rekor bir başlangıç.

Temmuz 2019’da yaptığımız röportajın ardından bir kahve içme şansımız olduğunda “Rekor bir başlangıç olacak” demişti. O gün de detaylı konuşmuştuk ancak 21 Kasım’daki son konuşmamızda bunu biraz daha açmasını istedim:

“Profesyonel olarak bu sporu yapmak istiyorum. Bundan önce vakit buldukça antrenman yapıyor, nadiren dalabiliyor ve yarışmalara katılıyordum. Bu rekor süreci aslında 4-5 yıllık bir kariyer planlamasının da başlangıcı. Kısa vadede hedefim Türkiye rekorlarını kırmak, geliştirmek. Dünyada bu branşta senede 50’ye yakın yarışma düzenleniyor. Bunlara katılmak istiyorum. Bunlara katılarak iyi sporcularla yarışarak, kendimi geliştirip Türkiye’yi temsil etmek istiyorum. Rekorlar gelse de rekabet ve yarışma devam ediyor. Benim kırdığım rekorlar tatlı su rekorlarıydı. Denizde yapacağım da çok şey var şu anda. Bu yüzden başlangıç diyorum aslında.”

Fatma Uruk’la ikinci röportajımızı ise 14 Haziran’da yapmıştık. Sözcü Skor’un Fortius adlı podcastine (14 Haziran tarihli podcasti yukarıdaki oynatıcıdan dinleyebilirsiniz) konuk olan milli sporcumuz yaşadığı talihsizlikleri “Dünya ile kavga ediyor gibiyim şu anda. Dünya müsaade ederse rekor kıracağım!” şeklinde özetlemiş ve “Ben de depresyona girip, ağlayıp, pılımı pırtımı toplayıp dönebilirdim” ifadelerini kullanmıştı. Dönmedi, rekorları kırdı. Bu güzel haberi paylaşanlar arasında Tarkan ve Kenan Doğulu da vardı. 90’lar ve 2000’ler çocuğu olan muhtemelen herkes için çok çok ayrı yere sahip bu iki ismin paylaşımlarını da konuştuk:

“Tarkan’ın paylaşımını son rekor denemesine giderken gördüm ve inanamadım. Başka bir Tarkan’dır diye düşündüm! O kadar heyecanlandım ki anlatamam. Tarkan ve Kenan Doğulu, çocukluğumuz ve ilk gençliğimizde aşık olduğumuz, severek dinlediğimiz sanatçılardı. Ve bu insanlar da hayatlarında bir tutkusu olan ve bunun peşinde yaşamış insanlar. Ben de aslında benzer bir şey yapmaya çalışıyorum. Onlar tarafından da fark edilmiş olmaktan çok mutlu oldum.”

Peki son olarak bu rekor onun hayatında ne değiştirecek veya Fatma Uruk neyin değişmesini umuyor?

“Türkiye’yi temsil edebilecek potansiyelde olduğumu düşündüğüm için bunu yapmayı istedim ve bunu göstermeyi başardığımı da düşünüyorum. Umarım daha güzel olacak bundan sonra her şey. Destekleyen, yanımda duran herkese çok teşekkür ediyorum.”

Yayınlanma Tarihi:10:56,