SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Yeni taraftarlık ve yeni transferler çıkmazı!

Günümüzde taraftar olmanın (maddi ve manevi) ne büyük fedakarlıklar içerdiğiyle ilgili düşüncelerimi daha önce paylaşmıştım. Son yıllarda söz konusu fedakarlıklar çokça arttı, taraftarlık kavramı da buna bağlı olarak değişiyor.

Kulüpler (bizim çocukluğumuzdaki gibi) paralı başkanların dönemsel olarak çevirdiği bir ekonomi değil artık. Sektör çok daha büyük, kulüpler çok daha şirket, taraftar çok daha müşteri. Statlar büyüdü, biletler/oyuncular pahalandı, ürün satışı önemli bir kalem, ‘taraftar’ krizlerde cüzdanından ‘feda’karlık beklenen bir paydaş haline geldi. 

Ancak taraftarlığı kulüpler için bir erk haline getiren X-faktör sosyal medya gibi görünüyor. Duygular çığ halinde üstünüze geliyor, topluluk ruhu içinde sevinçler de, üzüntüler de, isyanlar da üst perdede yaşanıyor. Bu duygu durumu taraftarlar için bir güç alanı yaratıyor. Özellikle de kredisi düşük olan yönetimlerin kararları bundan etkilenebiliyor. En zorda olanlar ise ‘büyük’ kulüpler. Başarı baskısı altındaki kriz yönetimi girişimleri genelde tweetler’e çarpıp geri dönüyor. Transferler, ilk 11 seçimleri ve hatta hoca tercihlerini bile etkileyen bir tsunamiye tanık oluyoruz. Eleştirmek için söylemiyorum bunları. Çağ değişti. Her şeyin kendi vadesinde doğal dengesine geleceğini düşünüyorum ama mevcut durumun tespitinde de fayda var.

Birçok konuda sosyal medya, taraftarların yönetimlerden daha iyi neden-sonuç ilişkisi kurabildiği bir yer de olabiliyor. Ancak özellikle transfer konusunda Twitter taraftarlığının da bir özeleştiriye ihtiyacı olduğunu söylemek gerek. Bir oyuncunun daha krampon giymeden sadece ismiyle, transfermarkt verisiyle veya 90 saniyelik video ile yüceltildiği veya gömüldüğü bir dünyaya transfer getirmek çok kolay değil. Tekrara düşeceğim ama, bir transferin katkı vermesini veya vermemesini sağlayan çok fazla değişken var. Takımın taktiğinden, sakatlıklara, hocanın düşüncesinden, ülkenin kültürüne, soyunma odasındaki atmosferden, oyuncu ücretine, sözleşme türünden, sözleşme uzunluğuna ve belki bir özel hayat detayına kadar birçok faktör futbolcunun katkısını değiştirebiliyor. Sonuçta langırt oyuncularından bahsetmiyoruz. Bir ekleme daha yapayım: Başka bir oyuncunun iyi performansı bile yeni transferin verimini etkileyebiliyor. Merih harikalar yaratmasa belki De Light daha fazla şans bulacak ve bir transfer fiyaskosu olarak görülmeyecekti.

Süper Lig’den birkaç örnek ile savımı güçlendirmeye çalışayım: Gökhan Gönül 2007’de Fenerbahçe’ye imza attığında çok küçük küpürlerle haber olmuş, aynı dönemde gelen Ali Bilgin ve Colin Kazım kadar ses getirmemişti. Ama Fenerbahçe tarihinin en iyi transferlerinden biri olarak hatırlanacak. Atiba Hutchinson 2013’te Beşiktaş’a geldiğinde büyük bir heyecan yaratmamış, hava alanında karşılanmamıştı. Ekşi sözlükte Atiba ile ilgili yazılmış ilk entry’lere göz atın. Yakın tarihe geliyorum. Vedat Muriç. Forvet arayan Fenerbahçe’ye Twitter’da pek layık görülmedi. Sahaya çıktıktan sonra fikirler değişti. Çok daha olumlu karşılanan Garry Rodrigues transferi ise (en azında ilk yarı itibariyle) verimli olamadı. Radamel Falcao’nun transfer sürecinde de sosyal medya baskısının etkisini yadsımak mümkün değil. Finansal kıskaçlar içinde yüksek sayılacak bir maaşla gelen Falcao sakatlık nedeniyle henüz katkı veremedi. Twitter’ı mutlu eden Nzonzi ve Seri ise ilk yarı Galatasaray’ın belki de en düşük katkı aldığı iki isim oldu. Beşiktaş’ın ciddi bonservis ödediği ‘yeni Visca’ Tyler Boyd kulübeden dışarısını pek göremedi. Bu listeyi Sturridge, Mikel gibi isimlerle uzatmak mümkün.

Tabii ki niyetim Twitter tepkilerinin tersi oluyor demek değil, hedefi 12’den vuran analiz ve tahminler de mevcut. Ancak daha sahaya çıkmamış oyunculara “istemiyoruz” etiketi açmanın veya ‘bu oyuncuyu almazsak biteriz’ havasına girmenin oyunculara ve takımlara faydası yok. Her kararın referanduma götürülmüş gibi hissedildiği bir ortamda yönetimsel başarı beklentisi çok fazla iyimserlik içeriyor; belki de bu yüzden birkaç sezondur en başarılının değil, en az başarısız olanın ipi göğüslediğini görüyoruz.

Uzun lafın kısası; Süper Lig kulüplerinin kasası boş, alacağı yok, vereceği çok. Kiralık oyuncularla yeni takımlar inşa edecekler, hesaplı seçeneklerden maksimum performans almaya çalışacaklar. Bu esnada oyuncular bizi olumlu ve olumsuz anlamda şaşırtmaya devam edecek.

Tüm futbol severlere her anlamda ‘sabır’ diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları