SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Emre Erdoğan: Deniz, güçlüden çok saygılıyı sever

Japonya'da Tsugaru Boğazını yüzerek dünya üçüncüsü olan açık deniz ultra maratoncusu Emre Erdoğan yaşadıklarını SÖZCÜ'ye anlattı. (Röportaj : Özlem Gürses)

Bugün sizi müthiş bir genç adamla tanıştırmak istiyorum; İzmir'li sporcu ve antrenör Emre Erdoğan'la.

Emre, açık deniz ultra maratoncusu. Yani dünya okyanuslarında, açık denizlerinde, geçilmesi en zor parkurları aralıksız yüzüyor.

Dünyada bu spor “Ocean 7” ismiyle her biri 30 kilometre ve üzerinde 7 zorlu rotadan oluşuyor.

Emre şu ana kadar 4 parkuru tamamladı. Son olarak Japonya'da Tsugaru Boğazını dünya üçüncüsü olarak yüzdü.

“Pes etmeyen” bu harika genç adamla, sadece sporu değil, hayranlık uyandıran yaşam felsefesini konuştum.

Emre size hem gurur, hem umut verecek…

DÜNYA ÜÇÜNCÜSÜ OLDU

ÖG : Emrecim, öncelikle kutluyorum. Biraz bize kendini anlatır mısın ? Nerde büyüdün, yüzmeyle nasıl tanıştın ?

EE : İzmir çocuğuyum. Yüzmeyi çok erken, 2 yaşında babamdan öğrendim. Ben hatırlamıyorum ama, beni alıp denize atmış, o da yanıma atlamış ! Spor hayatıma 9 yaşında su topu ile başladım.

Yurtdışında burslu olarak Finans Mühendisliği, Pazarlama ve İşletme okudum.

Sonra Türkiye'ye geldim, şimdi İzmir'de spor salonlarım var, bireysel antrenörlük yapıyorum.

ÖG : Bir yandan da ultra maraton yüzücüsü olarak “Ocean 7” denilen zorlu bir parkuru tamamlamak için çalışıyorsun. Nedir bu Ocean 7 ?

EE : Dünya denizlerinde 30 km. ve üzerindeki 7 parkurun adı “Ocean 7”.

Bu 7 parkuru, Dünya Açık Deniz Yüzme Komitesi 2008 yılında belirledi. Benim gibi açık deniz yüzücüleri de bu 7 parkuru tamamlamaya çalışıyor.

ÖG : Sen şu ana kadar kaçını tamamladın ?

EE : Japonya ile beraber 4 parkur bitti. Kuzey Kanalı, Molokai Boğazı ve Cook Boğazı kaldı.

İlk olarak İngiltere'den Fransa'ya Manş'ı yüzdüm, sonra Cebelitarık Boğazı'nı yüzdüm ve Katalina Adası'ndan Los Angeles'a yüzdüm.

Son olarak da Japonya'da Tsugaru Boğazını yüzerek geçtim..

Her biri 7 saat ve üzerinde aralıksız yüzmeyi gerektiren rotalar.

ÖG : Kaçar kilometre bu rotalar ?

EE : En kısası Cebelitarık, 17 km.

Manş 33 km. ama akıntıyla 45 km oluyor. Katalina Adası 34 ama akıntıyla o da 43 km. oluyor.

Son yüzdüğüm Japonya Tsugaru ise dünyanın en sert akıntılarının olduğu yer, geçmesi imkansıza yakın gibi görülüyor.

Bugüne kadar 1000 yüzücü denedi burayı geçmeyi… ama şu ana kadar başarabilen insan sayısı 33 oldu !

ÖG : Biri de sennn !!! Müthiş bir şey… Kaç saatte tamamladın Emre ?

EE : 7 saat 35 dakikada tamamladım.

Biz iki kişi çıktık o gün, Alman yüzücü ile beraber yüzdük, o 9 saatte bitirebildi…

ÖG : Dünya rekorunu mu kaçırmışsın ?

EE : Evet, son kilometrelerde çok sert bir akıntıya kapıldım. O olmasaydı dünya rekorunu hem de 1 saat farkla kırmış olacaktım. Teknedekiler ve hakem heyeti de çok üzüldü.

Yine de dünyanın en iyi 3. derecesini yapmış oldum.

ÖG : Kutluyorum gerçekten ! Teknede Türk bayrağını öpüp “ölürüm Türkiyem” diye bağırdın an, o an sanırım… nasıl bir duygu ?

EE : Anlatamam… saatlerce tuzun içindesiniz, sayısız deniz anası çarptı, altımdan köpek balığı geçti, Mai Mai sürüsüyle karşılaştım, bir de o akıntı… normalde 1 kilometreyi 13 dakikada geçerim, orada son 1 kilometreyi 1 saatte geçtim.

Ama işte, her şeye değiyor. Büyük bir gurur.

*****

BIRAK, DELİ MİSİN, HADİ ÇIK !

ÖG : Gece ve gündüz aralıksız yüzmek nasıl bir kondisyon ve ruh durumu gerektiriyor ?

EE : Bizde parkur motive başlar, sonra depresyona girersin, finalde de depresyondan çıkış !

Vazgeçmeye hep çok yakın yüzersin, hemen orada merdiven var, düşünceler dolar “bırak, deli misin, hadi çık artık…”

Ama bunların akmasına izin veririz beynimizde. Bırak, aksın, ağrıyor mu, ağrısın, geçecek, bitecek… kafayı bunlardan uzaklaştırıp, düşüncesizliğe girmek gerek.

O anı hissetmek, dalgayı, denizi, deniz anasının çarpışını hatta…

ÖG : Acıkmaz mısın ? Nasıl mümkün oluyor beslenmek ?

EE : Elden ele tekneden uzatıyorlar, ben içiyorum veya yiyorum, birer dakikalık bir ara gibi oluyor. Zaten tekneyle en ufak bir temas olursa diskalifiye olursun.

Karbonhiratlı su, bal, muz, bazen çok canım çekerse bir kraker istiyorum… 

ÖG : Peki o sırada senin yüzme verilerini kim tutuyor, kaydediyor ?

EE : Hakem var yanımızda. O hakem siz suya girmeden önce belirli sorular soruyor “ölüm riskini kabul ediyor musunuz ?” gibi…

ÖG : Bu yolda ölen var mı Emre ?

EE : Şu ana kadar Ocean 7'da 7 kişi hayatını kaybetti, 80'in üzerinde de insan ağır yaralandı. Suyun soğukluğu yüzünden hipotermiye giren oldu.

Sadece bu da değil, kiminin deniz anası çarpmalarına aşırı bir alerjik reaksiyon verip, akciğerleri kapanabiliyor…

Köpekbalığı saldırısına uğrayan var..

Tüm doğa koşulları etkiliyor, dolunay zamanı yüzüyorsanız bu tür deniz canlılarıyla karşılaşma ihtimaliniz de daha yüksek…

**** “BEN DENİZE EMANETİM”

ÖG : Saatlerce aralıksız yüzerken “ben bu denizi yeneceğim” diye mi düşünüyorsun, yoksa tam tersi “denize teslim, onun bir parçası” gibi mi hissediyorsun ?

EE : Kimse okyanusu yenemez ki ! Deniz size bir şekilde “izin verir.”

Ben şamanım ve şöyle hissediyorum “ben denize emanetim, bu denizi deniz sayesinde geçersem geçerim, geçemezsem de geçemem…”

Bu Japonya Parkurunda Avustralyalı biz yüzücü geldi, akıntı fırlattı onu, 12 saat boyunca yüzdü yine de geçemedi. 1 hafta sonra onun arkasından 65 yaşında bir yüzücü akıntıyı arkasından alarak geçti.

Neden biliyor musun ?

ÖG : Neden ?

EE : Çünkü deniz “güçlüden çok, saygılıyı sever.” Bunu denizciler bilir.

Denizde ahkam kesilmez. Denizin adaletine güveneceksiniz, denize emanetsiniz…

Köpekbalıkları da deniz anaları da onun bir parçası.

Saygıyla ve doğru bir kalple geçebilirsiniz ancak onların yanından.

KADINLAR UZUN ROTADA DAHA BAŞARILI

ÖG : Niye yapıyorsun bu sporu Emre ?

EE : Bir kaç nedeni var; birincisi biz Türkler olarak yüzmede çok aktif başarısı olan bir ülke değiliz. Açık su yüzücüsü olarak bu alanda Türk bayrağının olmasını çok istiyorum.

Bir de kendi mesajım olan “her koşulda güçlü kalmak ve bunu yaparken en çok doğaya da katkı sağlayabilmek…”

Biz cennette yaşıyoruz, lütfen bu denizlere sahip çıkın !

Her yerde deniz ve kıyı kirliliği ile mücadele ediyorum. Bu bilinci yerleştirmek için tüm spor öğrencilerimle beraber çalışıyoruz.

ÖG : Kadınlar yok mu Emre bu sporda ?

EE : Olmaz mı ! Kadın erkek eşitliğinin en iyi sağlandığı alanlardan biridir ultra maraton yüzmeleri.

Çünkü kadınlar 5 saatlik yüzmeden sonra daha kuvvetli hale geliyorlar. O nedenle bizde bazı parkurların şampiyonları hep kadınlar.

Manş'ta Chloe Mc Cardel var mesela, Manş'ın kraliçesi.

Aslında insanoğlu hep uzun rotalar için yaratılmış, uzun koşu, uzun yüzme… ve kadınlar uzun hedeflerde hep daha dayanıklı, daha başarılı.

**** “BEYİN İNANMAZSA BEDEN UYGULAMAZ”

ÖG : Nasıl hazırlanıyorsun maratonlara ?

EE : Haftanın 7 günü yüzmem, 4 günü ağırlık antrenmanım var. Akıllı idmanlar yapıyorum.

Beslenmeme çok dikkat ediyorum. Bazen ketojenik, bazen vegan besleniyorum. Kendime özgü çaylarım var.

Zihnen hazırlanmak için nefes ve meditasyon yapıyorum. Olumsuz düşüncelere yer vermemek için.

Çünkü eğer beyniniz inanmazsa vücudunuz da yerine getirmiyor.

ÖG : Bütün bu yarışlardan, spordan, yaşamına dair öğrendiğin ne var ?

EE : Pes etmemek. Dünyada hiç bir canlının pes etmek gibi bir lüksü yok, hiç bir hayvan hayata küserek yaşayamaz.

Biz insanlar da pes etmemeyi her sabah kendimize söylemeliyiz.

Çok yavaş bir yüzücü olabilirsiniz, ama pes etmemeye kendinizi alıştırırsanız, 20 saatte de olsa geçersiniz o parkuru.

Çok hızlı bir yüzücü olup, en ufak bir zorlukta bırakabilirsiniz de…

Benim denizden aldığım en büyük ders bu, devam etmek, bırakmamak, pes etmemek.

Tıpkı Mustafa Kemal ve bize bu vatanı armağan eden tüm kahramanlar gibi.