SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Üç harekete ismini veren milli jimnastikçi Ferhat Arıcan: 4’üncü yolda

Üç harekete ismini veren milli jimnastikçi Ferhat Arıcan: 4’üncü yolda

İsmini verdiği üç hareketi bulunan Milli jimnastikçi Ferhat Arıcan, Dünya Jimnastik Şampiyonası öncesi Sözcü Skor'a konuştu. Hedeflerini ve felsefesini tüm detaylarıyla anlattı

Röportaj: TURAN BAKÜLÜ / Olimpik sporların temelini atletizm, yüzme ve jimnastik sporları oluşturuyor. Özellikle son yıllarda ülkemizdeki atılımlarla birlikte jimnastikte birçok sporcunun yetiştiğini görüyoruz. Ferhat Arıcan yalnızca jimnastiğin değil, ülke sporunun en önemli figürlerinden biri. 26 yaşındaki sporcunun ulusal ve uluslararası seviyede kazandığı madalyaların yanı sıra kendi ismiyle anılan hareketleri bulunuyor. “Arıcan hareketleri” olarak literatüre geçmeyi başaran Ferhat, aynı zamanda üç harekete adını vermiş tarihteki tek sporcu… Hollanda’da düzenlenen bir müsabakadan henüz dönmüşken ve adım adım Dünya Jimnastik Şampiyonası’na ilerlediği bir dönemde kendisiyle bir araya geldik. Gözlerinin içi gülen, spora olan tutkusunu kısa sürede fark edeceğiniz, felsefesiyle örnek alınması gereken bir spor insanı Ferhat Arıcan.

Sohbetimizde kendisiyle; genç yaşta yaşadığı sakatlığını, zihinsel direncin bir sporcu için neler ifade ettiğini, başarılarını, hedeflerini ve birçok farklı konuyu konuştuk. Bizim için çok keyifli bir sohbet oldu. Umarız siz de okurken keyif alırsınız.

Öncelikle son gelişmelerden bahsedelim isterseniz. Hollanda’dan yeni döndünüz. Kazandığınız 2 altın madalya var. Süreç nasıl geçti, nasıl hissediyorsunuz?

Hollanda’dan önce Türkiye Şampiyonası ve bir World Challenge Cup ayağı geçirdik. Sezonun ikinci yarısındayız ve en önemli bölümündeyiz. Dünya Şampiyonası, yani Olimpiyat seçmesi var önümüzde. Türkiye Şampiyonası çok iyi geçti benim adıma, altın madalya kazandım. Daha sonra World Challenge Cup ayağı Mersin’de düzenlendi, ülkemizde olması çok iyi oldu bizim için. Orada da paralel aletinde altın ve kulplu beygirde gümüş madalya geldi. Daha sonra da Hollanda şu sebeple önemliydi bizim için: Dünya Şampiyonası öncesi takım olarak yarıştığımız son yarışmaydı. Dünya Şampiyonası'nda takım hedefimiz var. Takım olarak Olimpiyatlar'a gitmek çok iyi olacak bizim için, tarihe geçeceğiz. Ondan önceki son takım denemesiydi Hollanda. Orada takım olarak 1. olduk. Topladığımız puan da Hollanda, Fransa, Belçika ve İspanya -bunlar jimnastikte iyi ülkeler yani, onları- geride bıraktık . O ülkeler bizim Dünya Şampiyonası'ndaki rakiplerimiz. A takımlarıyla birlikte geldiler yarışmaya, son provaydı çünkü. Hollanda'ya kendi evinde 4 puan fark attık. Türk jimnastiği ve Türk sporu için çok iyi bir aşamadayız. Takımımız havasını yakaladı. Dünya Şampiyonası öncesinde hazır bir konumdayız. Bireysel olarak da altın madalya kazandım orada genel toplamda. Özellikle paralel aletinde aldığım puan şu an Dünya Şampiyonası için gerçekten iyi bir puan. 15 bin 300 puan aldım ve 15 bin 300 şu anda Dünya Şampiyonası'nda final demek. Madalyayı da zorlar. O yüzden bu ikinci döneme çok iyi başladık. Devamı da gelecek.

Ne kadar güzel. Dinlemek çok keyif verici açıkçası. Dünya Şampiyonası'ndan bahsettiniz. Oradan devam edelim. Olimpiyat dövmenizi de görüyorum bir taraftan. Bir sporcu için çok önemli merhaleler, hedefler. Ne düşünüyorsunuz? Sonrasında bir Tokyo süreci olacak. Hazırlık anlamında, zihinsel olarak nasıl geçiyor?

Şimdi Dünya Şampiyonası'nda Olimpiyat seçmesi var 2020 Tokyo için. Olimpiyat sürecine 2016'da başladım. Biliyorsunuzdur, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Olimpiyatlara ilk defa giden Türk erkek jimnastikçi oldum. Hep söylüyorum, 2016'da Olimpiyatlar'a gitmek önemliydi benim için. Şimdi 2020'ye ise madalya için gideceğim. Şu an paralelde dünya sıralamasında World Cup Series'de 1. sıradayım. Ben çok yarışarak açılan bir sporcuyum. İlk dönemde de Dünya Kupası Serisi'nde Avrupa Şampiyonası'nda aldığım madalyalarla performansım hep yarışarak arttı. Bu anlattığım ikinci seride de, World Challenge Cup ve Hollanda serisinde de, iyi bir ivme yakaladığımı düşünüyorum. Şu an Dünya Şampiyonası'nda ilk hedefimiz takım olarak Olimpiyatlara gitmek. Yani Türk jimnastiğinin Olimpiyatlar'a takım olarak gitmesi büyük bir olay olacak. Çünkü 12 takım gidiyor Olimpiyatlar'a ve dünya jimnastiğindeki o 12 takım hep bellidir. Çin, Japonya, Amerika, Rusya, İngiltere bunlar hep ilk 8'de ilk 12'dedir ve kim Olimpiyat'a gidecek dendiğinde bu 12 takım sayılır. Ama artık bu devir değişti. Çünkü çok iyi bir jenerasyon yakaladık. Çok iyi bir takım ruhu var. Başımızdaki antrenörler, federasyon, fizyoterapistlerimiz, mentörümüz. Gerçekten bu büyük bir ekip işi. Şu anda puanlarımız, istatistiklerimiz ilk 12'nin, hatta dünya finalinin içinde. Son topladığımız puan 250'ye yakındı. 250 dünya finali yaptırıyor. Dünya finaliyle olimpiyatlara takım olarak gitmek, bırakın jimnastik için, Türk sporu için çok büyük bir adım. Tabii ki ikinci hedefim de bireysel. Biz bireysel bir spor yapıyoruz gibi gözüksek de bireysel sporcuların yaptığı performanslar ve başarı takımı yüksek bir yere taşıyor. O yüzden bireyselde çok iyi bir yere gelmeliyiz. Şu anda Dünya Şampiyonası'nda paralel aletinde madalya alma şansım yüksek. Orada da puanlama anlamında çok iyi gidiyoruz şu anda. Yani, çok güzel şeyler olacak. Olimpiyatlara takım halinde gittiğimizde Olimpiyat'ta alacağımız madalya sayımız da artacak. O yüzden şu anda inancımız tam. Çalışmalarımız da çok iyi gidiyor. Hazırız.

Bunları bir sporsever olarak, bir sporcudan dinlerken insan heyecanlanıyor gerçekten. O motivasyonu görmek çok güzel. Buradan biraz kendinizi tanıtmanızı rica edeceğim. Hem süreç nasıl başladı, yani jimnastik süreci, hem de bir sporcu için aile, okul zor konular olabiliyor, hatta tabuya dönüşebiliyor. Neler söylemek istersiniz? Bir de sanırım hemen hemen 10 yaşında başladınız spora. Biraz da geç sayılır.

Evet, biraz geç başladım. Normalde 4-5 yaşlarında başlanıyor bu spora. 9-10 yaşlarında başladım ben. Bu dezavantaj gibi gözükse de aslında benim için bir avantajdı. 9-10 yaşında başladığım gibi yarışmacı gruba girdim. Bu beni daha ileri taşıdı. Bir de ben çok hırslı bir sporcuyum. Böyle önümde 4-5 sene erkenden çalışan jimnastikçileri görünce daha fazlasını yapmak istedim, daha fazla çalıştım. Bunların hepsi gerçekten çok çalışarak oluyor. Ama çok çalışmanın dışında da doğru çalışmak gerçekten çok önemli. Doğru çalışarak başarıya ulaşabilirsiniz. Çok çalışıp doğru çalışmak. Daha sonra 10 yaşında başladığım sporda, yarışmacı gruba girerek çok çalışarak, direk iki sene sonra Türkiye Şampiyonu oldum. Sonra 10-11 yıl boyunca Türkiye şampiyonluğu devam etti. Daha sonra Arıca Hareketleri. İlk büyük başarılar oradan geldi. 2008'de Arıcan Hareketleri dünya literatürüne geçti. Benim için çok farklı bir duyguydu. Yani madalya almanın dışında dünya literatürüne geçmek, soyadının ölümsüzleşmesi gerçekten sporun dışında, gurur verici bir olay. Soyadını taşıyan hareketi başkalarının da yaptığını görmek çok büyük bir gurur. Bir sefer hatırlıyorum, Avrupa Şampiyonası'ndaydım. Yarışmam bitti, tribüne çıktım. Bir baktım, bir sporcu paralel aletinde benim hareketimi yaptı. İsviçreli bir jimnastikçiydi sanırım. O anda görünce hissettim durumu. Başka birinin yapması, herkes konuşması, Arıcan Hareketi demesi bile çok güzel. 

Genç bir cover grubunun şarkılarınızı cover yapması gibi. Bu noktada, bir tane de hareketiniz yok. Üç hareketiniz var. Bir sporcu için altın madalya, Dünya Şampiyonası, Olimpiyatlar ayrı ayrı çok büyük şeyler. Bir de isminiz bir harekete adını vermesi ve bunun belki de yüz yıllarca kalması gibi bir şey söz konusu. Nasıl bir his?

Ben her zaman söylüyorum, bu bir buluş keşif gibi bir şey. Dünyada olmayan bir şey. O hareket ortada yok ve literatüre geçiriyorsun. Bu buluşu çok fazla düşünerek ve tabii ki çok da fazla çalışarak elde ediyoruz. Devamı gelecek ama. 4. geliyor.

İlk çocukken mi çıkmıştı ortaya? Kendiniz yapıyordunuz ve bunu da yarışmalarda denemeyi mi düşündünüz?

Şimdi şöyle. Jimnastikte her hareketin bir ismi var. Hiç yapılmayan hareketleri yaptığınızda kendi isminizi taşıyor. Bu anlamda bir hareketin üstüne başka bir hareket koyduktan sonra da yeni bir hareket çıkıyor ortaya. Örnek vermek gerekirse; öne çift salto die bir hareket var. Öne çift salto yarım burgu yaptığında başka bir hareket oluyor. Çok mu terim kullandım bilmiyorum ama.

Hayır, aksine gayet açıklayıcı oldu. Tutya takım arkadaşınız ve beraber Rio 2016'ya da gittiniz. Son dönemde sosyal medyada siber zorbalığa maruz kaldı. Sosyal medyada herkes herkese bir şekilde ulaşabiliyor, dokunabiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tabii ki çok kötü Tutya'yla ilgili yaşananlar. Ben her zaman yanındayım, hem Tutya'nın hem bu durumda kalan tüm kadınlarımızın. O anlamda sosyal medyada çok fazla yorum ve saldırı oluyor. Hiçbir şeyi kafamıza takmadan kendi işimize devam etmeliyiz. Hayatım boyunca hem kendi özel hayatımda hem de spor anlamında beni geriye çeken insanları her zaman geride bırakırım. Bizim de kadınlarımızın bu anlamda bu tarz saldırı ve kötü yorumları her zaman geride bırakıp önüne bakmasıdır esas olan. Tutya'yla Olimpiyatlar gittik 2016 yılında. Çok güzel süreçlerdi. Ben ilk kez gittim, o da ikinci kez gitti. Türk jimnastiği için büyük bir olaydı bir kadın ve bir erkek jimnastikçinin orada olması. Türk jimnastiğini bırakın, dünya jimnastiği için de büyük bir olaydı aslında. CNN, Olympic Channel gibi kanallar baya ilgilendiler. O anlamda Rio çok iyi geçti bizim adımıza. Rio'ya gitmek içindi hedeflemiştik kendimizi. Şimdi madalya almak için hedefliyoruz Tokyo'yu.

Sporcunun geride bırakması gerektiğinden bahsettiniz. Aslında sporcu deyince aklımıza fiziksel bir arka plan geliyor. Bir de mental süreç var. Mental anlamda işinizde ustalaşıyorsunuz. Hazırlanırken de okudum, çok hırslı olduğunuzdan bahsediyorsunuz. 15 yaşında çok zor bir sakatlık süreci var. (O sırada sakatlıktan kalan yarayı gösteriyor) Bir sporcunun her yaşta sakatlık geçirmesi zor ki söz konusu olan ağır da bir sakatlık. Ama 15 yaşında daha da zor belki. Nasıl atlattınız bu süreci? Çünkü, örneğin, bir süre paralel aletine çıkamıyorsunuz. Nasıl geçiyor bu süreç psikolojik olarak?

Önce sakatlıktan gireyim. Tam da o 2008 yılında Arıcan Hareketleri'nin çıktığı yıllardı. Öyle bir sakatlık yaşadım ki antremanda; barfikste, elliğim barfikse takıldı ve kolum tam tur döndü. Büyük bir sakatlıktı. Tam performansımın en yüksek zamanındaydım. Ayrıca erkeklerde jimnastikte seviyeni en iyi şekilde artırabileceğin yaş, o yaş. Doktorlar tam bu yaşta, gelişme çağında sporu bırakmamı söylediler. Platin taktılar. 6 ay boyunca platin kaldı ve 6 ay boyunca alete çıkamadım. Sporu bırakmak dedi bana, geride bırakmak lazım demiştim ya, geride bıraktım hemen. Yani ağızdan çıkan o lafı geriye attım. Çünkü benim hayatım spor. Hayatım jimnastik. Ben jimnastikle yaşıyorum. Çok seviyorum. Bu anlamda dedim ki, yani bırakmam. Bu sporu yapacağım ben, olmaz. Sonra 6 ay boyunca platin kolumda kaldı. 6 ay boyunca sadece kondisyon antrenmanı yaptım, teknik anlamda çok bir şey yapmadım. 7. ay Türkiye Şampiyonu oldum. Peki bu nasıl oldu, fiziksel hiçbir şey yapmadan? Mental oldu. Bizim sporumuz ne kadar fiziksel gözükse de aslında yüzde 80'i mental. Ben her antrenmanda hareket yapmadan önce zihnimde canlandırırım hareketi. Mental antrenmana çok önem veririm. Eğer kafamda canlandırdığım hareket kötüyse, çıktığımda da kötü olur. O yüzden kafamda mükemmel düşünüyorum ve mükemmel yapıyorum. Bu anlamda tabi ki profesyonel destek de alıyoruz. Şu anda Milli takımda çalıştığımız bir mentörümüz var. Bırakın zihinde canlandırmayı, kafamıza alet takıp o anda beynimizin dalgalarını ölçüp o anki stres düzeyimizi bile ölçüyoruz. Her yarışma öncesi, her kamp öncesi, her antrenman sonu, tekrar beyin dalgalarını ölçüp meditasyon yapıyoruz. Bir de bu profesyonel düzeyde, Dünya Şampiyonası'nda, madalya alma performansına gittiğinizde işte orada mental hazırlık çok önemli. Ben şu anda Dünya Şampiyonası'nda madalyaya en büyük adayım ve herkesin yaptığı işi yapıyorum aslında. Orada en önemli şey heyecanımızı kontrol etmek, mental hazırlığı iyi yapmak. Gerçekten orada psikolojik bir savaş var. Dünya Şampiyonası finali. İzledik mesela voleybol finalini, sporun her alanında böyle. O anlamda mental hazırlığa çok önem veriyorum.

İşin mental, psikolojik tarafı çok değerli bence. Bir taraftan jimnastik hayatımdı ve hep jimnastik düşündüm dediniz. Bence çok kritik bir konu çünkü Türkiye'de “Acaba spora mı yoksa okul/üniversite yoluna mı devam etsem?” sorusu oluyor bir noktada. Çok erkenden ben bu işi yapacağım noktasına ne zaman geldiniz? Aslında üniversiteye de devam ettiniz bir taraftan. O da yok değil.

Ne zaman karar verdim? İlk Türkiye Şampiyonu olduğumda geleceğimi spor kariyerim anlamında gördüm aslında. Ve bunun üzerine daha çok çalışmam gerektiğini hissettim. Fakat sadece sporu düşünmedim. İlkokul, ortaokul, lise aralarında çok fazla spora yönelsem de okulumu hiçbir zaman bırakmadım. İkisi aynı anda yürütülmeli bence. Eğitim ve spor aynı anda gitmeli. Lisansta da Ege Üniversitesi spor yöneticiliği bölümü mezunuyum. Bu anlamda spor yöneticiliğini tercih ettim. Çünkü sporu biraz da sporun içinden gelenler yönetmeli fikrindeyim. Ne olursa olsun ben hayatımda sporu bıraktıktan sonra da sporun içinde kalarak bir şeyler yapmak istiyorum. Bu anlamda spor kültürünü ve ahlakını insanlara aşılamak istiyorum. Özellikle jimnastik branşını. Şu anda bunu başlattım zaten, İzmir'de bir akademim var. Kolektif akademi. Orada, 2 yaştan 12 yaşa kadar temel jimnastik eğitimi veriyoruz. 

Peki bir sporcu kariyeri kararı oluyor. Yaş da çok genç bir taraftan. Jimnastik, sonuçta Türkiye'de birinci veya ikinci spor değil. Maddi olarak nasıl olacak diye düşündünüz mü hiç? Manevi olarak da kolay değil, genç yaşta büyük bir sakatlık geçirmişsiniz bir taraftan. Bence hiç kolay değil, neler söylemek istersiniz?

İlk söylediğiniz şeyden başlayayım. Bu anlamda jimnastik, dünya sporunda çok önemli bir yerde. Olimpiyatlarda en çok izlenen branşlar; artistik jimnastik, yüzme ve atletizmdir. Bu üç temel branş. Jimnastiğin Türkiye ve Dünya gündeminde önemli bir yeri var. Jimnastik algısı çok iyi bir yerde. Son 10 yılda bu jenerasyon ve aldığımız başarılarla daha da iyi yerlere gelecek. Maddi ve manevi anlamda çok fazla zorlanmadım açıkçası. Ben bir şeyi başarmak istediğimde çok fazla çalışan ve çok hırslı bir sporcuyum. Kötü yönlerini bir kenara bırakıp hep iyi yöndem düşündüm. Sevgi de diyebiliriz, bir tutku da diyebiliriz. Tutku daha güzel bir terim. Bendeki bir tutku.

O zaman 2008'den devam edelim. Özellikle kronolojik sıralamaya bağlı kalma derdinde değilim ama sakatlanıyorsunuz ve sonrasında 2010'da bir Gençlik Olimpiyatları süreci var. İlk katılan ve madalya alan sporcu oluyorsunuz. Çok gurur verici bir şey. 17 yaşındaki bir birey olarak bir taraftan kendinizi geliştirmeye çalışıyorsunuz, bir taraftan da böyle büyük bir başarı geliyor. Hem o süreç nasıl geçti? Hem de esas olarak şunu merak ediyorum, o yaşlarda gelen büyük başarıyla insanın hayatı psikolojik açıdan değişmiyor mu? Bunu nasıl göğüslemek gerek? Çünkü çalışmaya devam etmek zorundasınız, bu son hedef değil. Aksine daha yeni başlıyor.

2010 yılındaki Gençlik Olimpiyatları aslında benim, başarı ve madalya anlamında ilk adımım oldu. Mental anlamda kafa yapım çok değişti. 2010 yılından şöyle bir anı anlatayım. Avrupa Şampiyonası'nda gençlerde finale kaldım paralel aletinde. Orada pek bilinçli değildim çünkü ilk defa final yapmıştım. Tecrübesizlik vardı. Alete ilk çıktığımda acayip bir heyecan vardı tabi. Bunu elbette süreçle beraber kontrol ettim. İzlemek daha heyecanlı oluyor dedim ya, o anda izler gibiydim. Aletten indikten sonra kafamı kaldırdım. 0,1 puanla, çok küçük bir puan, madalyayı kaçırmışım. Sonra baktım, ne oluyor falan dedim. Etrafımdakiler “Madalyayı kaçırdın” dediler. Kaçırmışım dedim, alıyormuşum neredeyse. O işte bir dönüm noktası oldu benim için. Bu olaylar 2010 yılının Nisan ayındaydı. Ben Ağustos ayında Olimpiyatlar'a gittim. İşte o zaman madalya almak için gittim. Çünkü o tecrübeyi edindim ve potansiyelimin de farkında oldum. Orada madalya kazandım atlama masasında ve daha sonra çok iyi bir süreç devam etti. 2011, 2012 ve 2013'te tekrar Arıca Hareketleri'yle beraber gelişen süreçte 2014 Dünya Şampiyonası'nda final yapan ilk erkek Türk atlettim. Orada da dünya jimnastiğinin önüne daha çok çıktım. Süreç öyle devam etti. Dediğim gibi mental hazırlık ve o anda potansiyelini hissetme, tecrübe çok önemli. Özellikle jimnastik sporunda mükemmel olmanız gerek, kusursuzluk. Tek bir hatayı kabul etmeyen bir branş jimnastik, anlık bir şey. Kusursuz olmanız lazım. Onu da başarabiliyorsak ne mutlu.

Sporcunun bir gezme süreci oluyor. Farklı kültürler, farklı yapılar. Belki spesifik bir yerde uzun süreler geçirmiyorsunuz ama farklı kültürlerle tanışma şansınız oluyor. O konuda neler söylemek istersiniz?

Ben spor hayatım dışında özel hayatıma da çok dikkat ederim. Sosyal hayat çok önemli. Çünkü ben günde 6-7 saat antrenman yapıyorum. Tüm günüm salonun içinde geçiyor. Mental olarak da kendimi rahatlatmak için sosyal hayatıma da önem vermeliyim. Benim şöyle bir kuralım vardır. Salonun içine girdiğimde dışarıdaki hayatı kapatırım. Ama salonun dışına çıktığımda da salonun içindeki hem iyi hem kötü şeyleri biraz daha arka plana atarım. Çünkü her zaman her anımda jimnastik, spor düşünürsem mental anlamda olmaz. O yüzden gittiğimde o yerlerin kültürünü tanımayı ve kültürel yerlerini gezmeyi çok severim. Yarışmalara gittiğimizde çok gezmeye çalışırım. Bizim için çok güzel bir olay. 10-11 yaşından beri ülke ülke geziyorum. Bazen arkadaşlarım “Ne gezdin ya” diyorlar. Halbuki bazen de sadece otelden salona gitmiş oluyorsunuz. Bazen hiç çıkamıyorsunuz. 3-4 gün yarışma oluyor, atıyorum Rio'ya gidiyorsunuz. Herkes “Oo Rio'ya gittin” diyor ama halbuki hiç gezememişiz. Sporcuların hayatı zor. (gülüyor) Ama aynı zamanda da çok güzel tabii ki, o anlamda çok mutluyum. Avustralya'dan çok etkilenmiştim. Özellikle Melbourne. Hem kültürü hem çok ferah olması. Son yapılan anketlerde de en yaşanılabilir yerlerden biri olarak seçildi sanırım. Keza Singapur'u çok beğenmişti, kültürüyle insanlarıyla. 

Adım adım devam edelim o zaman. Arıcan Hareketleri 2008'de başlıyor ama 2008'de bitmiyor, devam ediyor. 2016'ya giderken 2014'te hareketler ekleniyor buna. İkisi paralel alette toplam üç hareket sanırım. Turnuvalara hazırlanırken arada böyle bir “hareket” süreci olduğunda hazırlığı nasıl etkiliyor?

Hareket konusu şöyle, biraz daha o konuya yönelmelisiniz. Şu anda mesela o konuyla fazla ilgilenmiyorum. Çünkü önümde Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat süreci var. Hareket çıkarmak için biraz kafa yorman gerekiyor. Ama birkaç hareket var aklımda. Onları deneyeceğim. Ama şu anda değil. Olimpiyatlar'a belki. Ama önceliğim Olimpiyatlar. Tokyo haricinde bir şey düşünmüyorum.

Olimpiyatlar konusunda enerjinizi görmek çok keyif verici. Peki sosyal anlamda kitap olsun, müzik olsun, film olsun özellikle eğildiğiniz bir tarz var mı? Şu çok ilgimi çekiyor dediğiniz bir alan var mı? Bir ritüeliniz var mı?

Müziksiz yaşayamam herhalde. Hem antrenmanda hem yarışmalarda çok motive eder beni. Ritüelim yok ama yarışmalardan önce daha sakin müzikler dinlemeyi seviyorum. Daha hareketli müzikler beni biraz geriyor. O yüzden daha sakin müziklerle yarışmaya giriyorum. Bu aralar Türkçe rap dinliyorum. Kitap okumayı seviyorum. Daha çok aksiyon filmlerinden hoşlanıyorum. Aynı zamanda biyografi anlamında, spor temalı filmleri de severim. Çok spesifik şeyler yok o anlamda ama Rocky değil de Creed beni daha çok etkilemişti mesela. Onun dışında Netflix gerçekten güzel. La casa de Papel'i bitirdim ama son sezonu çok beğenmedim. Breaking Bad favori dizimdir. 

Arkadaşlarım ve ailemle vakit geçirmeyi seviyorum çünkü yılın belki 300 günü kamplarda, yarışmalarda oluyorum. Mesela şimdilerde 1-1,5 aydır ailemi göremiyorum. Şimdi Hollanda'dan direk buraya geçtim. Bugün inşallah göreceğim. O anlamda gerçekten ailem ve arkadaşlarımla vakit geçirmek, antrenmanlarım ve yarışmalarım dışında beni motive eden şeylerden biri. Çünkü şu ana kadar hep yanımda oldular. Jimnastiğe başladığım ilk yıllarda İzmir'in bir başında oturuyorduk. Hemen salonun yanına taşındık. Hayatlarını değiştirdiler benim için. O yüzden onların değeri çok farklıdır benim için, hiçbir şeye de değişmem. Ailemle vakit geçirmek beni hem antrenmanlarım açısından hem de hayatım açısında hep yönlendirir ve motive eder.

Peki bir turnuva sürecine girdiğiniz zaman özel hazırlıklar başlıyor elbette. Diyetiniz devam ederken bir “cheat day” durumu oluyor mu?

Yok, bende çok olmuyor. Jimnastikte sıklet olmadığı için, tabii ki koruyorum formumu ve hazırlık sürecinde değişiklikler oluyor ama bazı sporcular gibi şundan kaçayım, beni kötü etkiliyor yok. Dikkat ettiklerim vardır tabii ki ama atıyorum tatlı yemeyeyim gibi bir şey ben de yok. Tatlısız yaşayamam. Baya tatlıcıyımdır. Özellikle çikolatalı bazı tatlılar. Elbette yarışmaya girerek dikkat ediyorum ama tamamen dışarıda tutmak gibi bir şey söz konusu değil. Bu konuda metabolik anlamda da avantajlıyım.

10 yaşında başladınız spora. İlkokul yıllarına tekabül ediyor. Okul imkanları yeterli miydi? Minder ya da herhangi bir şey var mıydı? Şimdi bakınca tehlikeli geliyor mu?

Minder yoktu. Ben biraz hiperaktif bir çocukluk geçirdim. Baya hiperaktifmişim. Tavanda ayak izim varmış. Okulun bahçesinde, hiçbir eğitim almadan, herkes ayaklarının üzerinde yürürken ben ellerim üzerinde yürüyormuşum. Öyle bir süreç yaşadım ve beden eğitimi öğretmenim görünce bu farklılık dikkatini çekmiş. Bu çocukta bir “terslik” var demiş. Zaten direkt olarak ilk antrenörüme yönlendirdi. O anlamda küçük bir salondaydım. Okulun içinde değil, küçük bir spor okulunda başladım. Orada da değişik bir anı var. Herkes denge tahtasının üzerinde dikkatlice yürümeye çalışırken ben yine orada da bir şeyler yapıp çember, takla atmaya çalışmışım. Şunu hiç unutmuyorum. İlk antrenörüm şöyle bir döndü. Annem de oradaydı. Siz bu çocuğu neden daha önce getirmediniz dedi. Ondan sonra ilk gün o spor okulundan sonra ikinci gün direk profesyonel spor salonuna geçtim. Bir ne oluyoruz oldum. Ama dediğim gibi çok hırslıyım ve çalışma arzumla avantaja çevirdim geç başlamayı.

1993 doğumlusunuz. 26 yaşındasınız. Buradan retrospektif olarak geçmişe baktığınız zaman ne görüyorsunuz? Sakatlıklar olabilir, ilk çalışma süreçleri olabilir. Kendinize vermek istediğiniz bir öğüt olur mu? Ya da o dönemlerden aklınızda kalan, size rehber olan bir hikayeniz, mottonuz var mı?

Dediğim gibi benim mottom hayallerimi hedeflerime dönüştürmektir. Bu anlamda yaşadığım şeylerden ders çıkarmak çok önemli. Ne kadar kötü bir şey yaşansa da her zaman başta söylediğim gibi arka plana atarım onları. Ve arka plana atarken de önümdeki planlarda bana yardımcı olacak bir ders çıkarırım. Unutmak değil kesinlikle. Arka plana atarken kötü yönlerini de atıp ders çıkarma ve tecrübeyi alıyorum. Bu anlamda jimnastik branşında tecrübeli olmak çok önemli. Heyecanını kontrol etmek çok önemli. 16 yıldır bu sporu yapıyorum. 5 yıl önce, belki 1 yıl önce bile bu kadar tecrübeli değildim. Her gün, her ay, her yıl, her zaman bir seviye üste gidiyor. Şu anda da 2019-2024 arasında en tecrübeli, en olgun dönemimi yaşayacağımı umuyorum. Hayallerden hedeflere dediğimiz gibi.