SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Taraftarlar, oyuncular ve gerçekler…

Taraftarlık zor. Sürekli kazanmanın ve kupa kaldırmanın mümkün olmadığı (City taraftarları okumasın) bir dünyada taraftarların mutlu olmak için farklı detaylara ihtiyacı var. Oyuncularla bağ kurmak gibi. Maç öncesi arkadaşlarla bir araya gelmek gibi. Altyapıdan gelen bir gencin tek bir çalımına bir ağızdan ‘Uuu’ çekmek gibi. Flaş bir transfer sonrası hayal kurmak gibi.

Evet, transferle mutlu olmak da çok önemli. O transferler çok kötü çıksa da bu böyle. Maçlar başlayana kadar mutlu etti mi? Etti, o zaman teşekkürler aşırı pahalıya ikna edilen, büyük olasılıkla hak ettiğinden çok maaş alan flaş transfer.

KÖTÜ OYNAYAN TRANSFER, KÖTÜ TRANSFER Mİ?

Ancak şunu da peşinen kabul etmek gerekir. Kulüpler ne kadar ince eleyip sık dokusa da transfer bir kumar aslında. Yaygın kanının aksine gerçek hayat Football Manager’dan farklı. Eksik bölgeye ideal görünen bir oyuncu alıp taktik verildiğinde onun bir önceki takımındaki gibi oynayacağının garantisi yok. Çünkü transfer edilen oyuncunun performansını, motivasyonunu, enerjisini etkileyen sayısız etken olabilir.

Buna örnek olarak gençliğimizin kahramanlarından Michael Owen’ı örnek verebiliriz. Owen geçtiğimiz günlerde satışa çıkan otobiyografisi ‘Reboot – My Life, My Time‘da Newcastle United kulübüyle gönül bağının nasıl koptuğunu anlatmış. 2007 yılında oynanan Watford maçında Owen sakatlanarak oyunu sedye ile terk ediyor ve Newcastle tribününden kendisi için çirkin bir tezahürat yapıldığını duyuyor. Bu mevzuyu 12 yıl içinde tuttuktan sonra kitabına yazıyor:

“O günkü olayın benim için her şeyi değiştirdiğini inkar edemem. O günden sonra taraftarlara kendimi sevdirmek için çabalamadım bile. Tam tersi, başka türlü bir düşünce yapısına geçtim. S**** Newcastle taraftarları için kendimi ispat etmek zorunda değilim dedim.”

Oyuncuların performansını yetenekleri üzerinden okuyor, duygu durumu veya içine geldiği yapıyı ne kadar tamamladığı üzerinden değerlendirmeyi genelde ihmal ediyoruz. Çok (gerçekten çok) para kazandıkları için herhangi bir empatiye layık olduklarını düşünmeme gibi eğilim de mevcut. Ancak Jermain Lens’in Fenerbahçe’de harika bir sezon geçirdikten sadece bir sezon sonra Beşiktaş’ta ‘Sen kimsin ve gerçek Lens’e ne yaptın?’ performansına geçmesini, Fenerbahçe’de hayatında ilk kez futbol topu görmüş gibi davranan Slimani’nin Monaco’da 2 maçta geçen yıl Süper Lig’de attığının 3 katı gol atmasını (Yani 3 gol) ‘Bunlar çöp ya’ demeden de yorumlamak mümkün.

OYUNCULARIN SADAKATİ ABARTILIYOR MU?

Yine Owen’ın kitabına dönelim. Ünlü yıldız, kitabında oyuncuların kulüplere olan sadakatini de tartışmaya açmaktan çekinmiyor. Liverpool’dan Real Madrid’e, Madrid’den Newcastle’a yaptığı transferle oynadığı neredeyse her takım taraftarlarını kızdırmayı başaran Owen, bu konudaki eleştirilere ateş püskürüyor:

“Bazı insanlar ellerinde fırsat olsa aynı şekilde davranacaktı. Sonsuza kadar sadık olarak görülen oyuncular fırsat olsa duvarı delip giderdi. Bu büyük bir saçmalık. Bu konu hakkında iki kitap daha yazıp çok daha sert şeyler söyleyebilirdim. Bazılarının dalkavukluğu beni çok kızdırıyor ve ‘Aman tanrım, bir bilseydiniz…’ diye düşünüyorum. Oyuncuların armayı öptüğünü gördüğümde, kusmak için çöp kutusu arıyorum. Bakın bunu gençken ben de yaptım, çünkü hayran olduğum kahramanlarım yapıyordu.  Beynimi kullandığımda fark ettim ki bu sadece taraftarlar için yapılıyordu. İlk oynadığım kulüp tek gerçek ilişki kurduğum kulüp oldu. Başka takıma gitmeye karar verdiğinizde artık bunun sizin kontrolünüzün dışında olduğunu kabul etmek zorundasınız.”

Tekrar edeyim. Taraftar olmak zor, büyük fedakarlık içeriyor. Ama bu fedakarlıklara oyuncularla empati kurmayı eklemek her şeyi çok daha kolaylaştıracak.

 

Yazarın Diğer Yazıları