SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Bir ekol, bir marka, bir ilham kaynağı: Filenin Sultanları

‘Demet Akalın'dan Guidetti'nin Türkiye için yaptıklarına hakim olmasını beklemiyorum ama şunu söylersek bizi anlayacaktır: ‘Giovanni'yi bilen bilir!'

Filenin Sultanları hakkında bir yazıya başlamak, onlar hakkında bir şeyler kaleme almak çok zor ama bir yandan da çok kolay. Başarılara vurgular, övgüler, kolaya kaçıp yarı final günü Türkiye'nin Andorra'yı 1-0 yendiğine ancak Sultanlar'ın maçına kıyasla Andorra maçına olan ilginin manasız büyüklüğüne dem vurmak bir sürü ‘like' alan bir yazının formülü olarak kullanılabilir. Her ne kadar az önce bir sürü kelam etmiş olsam da bu yapıyla yazılmış bir yazıya da karşı çıkacak halim yok!

Naçizane bu ekol ile ilgili bir şeyler yazarken verilen emeğin, harcanan kan, ter ve gözyaşının yoğunluğu karşısında ezilecek gibi hissediyor insan… Özellikle bir spor gazeteci olarak Sultanlar'a karşı mahçup hissediyorum kendimi. Evet, daha iyi oynayabilirdik, daha az hata yapabilirdik, altına çok yaklaşmıştık daha dikkatli olabilirdik ama zafer tepesine doğru güç bela itilen bir arabaya son 100 metrede el verip, zaferin eşiğinden dönünce de başından beri o aracın arkasında, yılmadan mücadele eden emekçilere söz etmişiz gibi geliyor… Altın olmadı, gümüş oldu ama daha tırmanacak çok zafer tepesi var. Canınız sağ olsun!

Peki kim bu emekçiler? Bazılarından bahsetmek gerekiyor. Bazılarının altını kalın kalın çizmek gerekiyor. Mesela Giovanni Guidetti!

Müdürümüz Mehmet Özen'le bir sohbet esnasında voleybolda koçların takımlar üzerindeki etkisinden söz ediyorduk. Elbette bu etkinin yüzdesini veremeyiz ancak Guidetti'nin; Filenin Sultanları'nın bu genç ve son edisyonunun mimarı olduğunu bilmek gerek.

Bir ekol, bir marka, bir ilham kaynağı: Filenin Sultanları

Guidetti bu topraklara adım atalı 10 seneden fazla oldu. Önce Vakıfbank'la rekorlar kırdı, Avrupa'nın ve dünyanın yakın dönemdeki en dominant takımını yarattı, şimdi de Filenin Sultanları ile başarıdan başarıya koşuyor. Gruptaki Finlandiya maçında, Son 16'daki Hırvatistan maçında, yarı finaldeki Polonya maçında ve şimdi de finalde Sırbistan maçında klasik bir Guidetti takımı izledik.

Nedir klasik Guidetti takımı? Örnek verelim. 2 Ekim 2013'te Guidetti ile Vakıfbank'ın yeni sezonu öncesi bir röportaj yapma şansına erişmiştim. Kendisi aynı zamanda 2013 Kadınlar EuroVolley'de Türkiye'yi grup aşamasında 3-0 mağlup eden ve büyük bir sürprize imza atarak gümüş madalya alan (finalde Rusya'ya 3-1 yenilmişlerdi) Almanya takımının başındaydı. Guidetti'ye “Sahada aynı Vakıfbank gibi, pes etmeyen, her top için savaşan bir takım vardı.” diye sormuştum.

Cevabı ise şöyle olmuştu: “Bunu fark ettiyseniz ne mutlu bana. Çünkü bu bir tür stil. Hiç bir şey bir dakikada olmuyor. Bir takım kurmak için uzun bir zamana ihtiyacınız var. Antrenman salonunda birlikte olabildiğince uzun zaman geçirmeniz gerek. Vakıfbank ve Almanya'yı düşündüğümde salonda çalışırken halleri çok benziyor. Zira her gün sıkı çalışmaya alıştıysanız, hiç bir topu bırakmıyorsunuz ve bu maça da aynen yansıyor. Ama antrenmanda ‘şöyle böyle', ‘yavaş' bir tempoda çalışıyorsanız, bu da sahada belli oluyor.”

Antrenman sahasındaki bir duvarda ise A4 kağıtlarına basılmış süslü olmayan ama çok güçlü olan bir Guidetti ‘motto'su yer alıyordu: “Bu takımda ‘yalnızca bir toptu virüsü' ile savaşıyoruz. Bu takımda biz asla ‘sadece bir toptu' demeyiz.” İşte Guidetti'nin sırrı bu ve bunu Milli Takım'ın her maçında görüyoruz. Kabul edelim ki Sırbistan çok çok güçlü bir rakipti ve aslında maçı son sete bu inanç ile taşıdık.

Eczacıbaşı Vitra liberosu ve Milli Takım'ın sahada parlayan yıldızlarından Simge Aköz ile turnuvadan bir gün önce Ankara'da yaptığım röportajda Simge, Guidetti'yle çalışmayı şöyle anlatıyordu: “Göreve geldiği günden bu yana bize kattıkları, üzerimizdeki emekleri yadsınamaz. Kesinlikle çok farklı bir düşünce yapısına sahip. Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmeyen, oynadığımız oyunlarda dahi, manşet maçında bile kaybetmememiz için bizi ‘fişekleyen', ateşleyen biri. Çok hırslı. Bence takıma güzel bir enerji veriyor.”

Giovanni'yi bilen bilir!

Bunların yanı sıra “Ben 10 yıl önce Türkiye’ye genç bir İtalyan antrenör olarak geldim. Burada çok başarılar kazandım. Burası bana çok şey verdi. Ailemi burada kurdum. Benim hayatım burası…” diyen Giovanni Guidetti, eşi Bahar Toksoy Guidetti ile ‘Yarının Sultanları' projesi kapsamında Türkiye'yi geziyor ve öncelikle voleybol ile kızlarımızın hayatını değiştirmek için, onlara ilham vermek için, cevherler keşfetmek için emek harcıyor. Demet Akalın'dan Guidetti'nin Türkiye için yaptıklarına hakim olmasını beklemiyorum ama şunu söylersek bizi anlayacaktır: ‘Giovanni'yi bilen bilir!'

Peki başka kimlere vurgu yapmalıyız? Mesela Simge'ye ne demeli? Takımın liberosu, dinamosu, enerji kaynağı, güvenli limanı, her kusursuz hücumun başlangıcı…

Veya hamilelik süreci sonrası muhteşem bir dönüş yapan, maç sonunda kucağında tatlı mı tatlı Pamir ile bilgelik ve sakinlik timsali duruşuyla ve sahada en önemlisi oyun IQ'suyla her an fark yaratan Naz Aydemir Akyol'a…

Ya da zor anlarda ortaya süper kahraman gibi çıkan, bir orta oyuncusu olmasına rağmen (ki o hep çok daha fazlası) sayı yükümüzü çeken, savunmada hızıyla, bloklarıyla bitmez enerjisiyle ‘iyi ki o burada' dedirten Kaptan'a, Eda Erdem Dündar'a…

Peki tribünlerin sevgilisi, sahada olduğu her zaman nevi şahsına münhasır oyunuyla heyecan veren geleceğimiz, Guidetti'nin tatlı belası Ebrar Karakurt'a ne demeli?

Cansu Özbay'ın temposuna ve heyecan verici oyun bilgisine, Kübra Akman'ın zor anlarda imdadımıza yetişen servislerine, Hande Baladın'ın Hollanda ve Polonya maçlarında gösterdiği olağanüstü performansa, Meliha İsmailoğlu'nun istikrarına, Meryem Boz'un gücüne, Gözde Yılmaz'ın, Şeyma Ercan'ın, Zehra Güneş'in, Aylin Sarıoğlu'nun ve Fatma Yıldırım'ın kenardan gelip verdiği katkılara…

Hepsi gurur kaynağı, hepsi kızlarımıza ilham kaynağı.

Hayal ettiğimiz her şey voleybolda!

Türkiye Voleybol Federasyonu'na da değinmek lazım. Mehmet Akif Üstündağ başkanlığındaki federasyon, sporumuz için hayal ettiğimiz her şeyi gerçekleştiriyor. Bu işlerin başında Fabrika Voleybol ve Voleybol Lisesi geliyor. O dilimize dolanan “Filenin Sultanları, vuruyor smaçları, kazanıyor maçları” şarkısının yer aldığı reklamda oynayan U16 Milli Takımı namağlup Avrupa şampiyonu oldu. 2013'te de U23 takımımız dünya şampiyonu olmuştu. O takımda yer alan Hande Baladın, Zehra Güneş ve Ebrar Karakurt, EuroVolley'da A Milli Takım'da yer aldı.

Bu detaylar başarının tesadüf olmadığını gösteriyor. Sporcular küçük yaşlardan itibaren Fabrika Voleybol ve Voleybol Lisesi oluşumlarının yardımıyla Milli Takım havuzuna giriyor ve bir “sultan” olmak için eğitiliyor. E yani, “sultanlık”, “saltanat” ile olur ve “saltanat” da sürdürülebilir olmalıdır değil mi? Bu arada Filenin Sultanları rotasyonunda yer almasa bile bu yapıda yetişen diğer oyuncular ligimizde boy gösteriyor ve onların varlığı da Vestel Venus Sultanlar Ligi'ni dünyanın en iyi mücadeleci ligi yapan unsurlar olarak öne çıkıyor.

Nasıl dünyanın en iyi ligiyiz derseniz de şöyle özetlemek gerekiyor. CEV Kadınlar Şampiyonlar Ligi'nde üç büyük dominasyon dönemi var. 1960-1990 arası SSCB takımları (inanmak güç ama) 22 şampiyonluk 7 ikincilik elde etti. 1990-2010 arası ise İtalya takımları 13 şampiyonluk ve 5 ikincilik aldı. Türkiye ise 2009-2010 sezonundan bu yana bir numaralı kupada 6 şampiyonluk, 3 ikincilik ve 5 üçüncülük aldı. Dörtlü Final'e 2008-2009 sezonundan bu yana en az bir takımla katılıyoruz ve muhtemelen bu dominasyon bir 10 sene daha devam edecek!

Turnuva tarihinin Vakıfbank'tan daha başarılı üç takımının ilki ve 11 şampiyonlukla en başarılısı Dinamo Moskova son olarak 1977'de şampiyon oldu. İkinci Uralochka Ekaterinburg, 8 şampiyonluğunun sonuncusunu 1995'te elde etti. Üçüncü takım olan ve 7 şampiyonluğu bulunan Volley Bergamo da son olarak İtalya dominasyonunun son yılı olan 2010'da kupayı kazandı.

Hande ve Ebrar: Umut…

Bunların yanında eksiklerimiz de yok değil. Sırbistan'la Türkiye'yi kıyaslarsak “X factor” olarak yani fark yaratan belirleyici unsur olarak Tijana Boskovic'i gösterebiliriz. Henüz 22 yaşında olmasına rağmen bu turnuvanın ve bir önceki turnuvanın MVP'si seçilmiş bir isimden bahsediyoruz. Zaten çok çok kaliteli oyuncular olan Hande Baladın ve Ebrar Karakurt, yakın gelecekte oyunlarının üstüne koyarlarsa kritik anlarda sert savunmalar karşısında, hücumda topu voleybol tabiriyle “öldürmek” noktasında da eksiğimiz kalmayacaktır.

Çok çok iyi bir noktadayız yani… Yıllardır dünya sıralamasında ilk 10'un içerisindeyiz. EuroVolley'deki ilk finalimiz olan 1993'te Neslihan Demir takımımızın en genç oyuncusuydu ve süperstar adayımızdı. Şimdi ise kenarda danışmanlık görevi yapıyor. Sırbistan finali öncesinde “2003'te final oynarken o seviye için tecrübemiz yoktu ancak taraftarımızın desteği ile elimizden gelenin en iyisini yapmıştık. ‘Türk voleybolunda tarih yazan O takımın bir parçasıydım' demekten gurur duyuyorum.” demişti. Duymalı da… Binlerce kız çocuğuna o takımın her bireyi gibi ilham verdi. Bayrağı müthiş bir jenerasyona teslim etti.

Londra 2012'de hak ettiği biçimde olimpiyat oyunları açılış seremonisinde bayrağımızı Neslihan taşımıştı. Bu takıma naçizane inancım tam! Tokyo 2020'de Filenin Sultanları yer alacak. Bayrağı da Kaptan Eda Erdem taşısa mesela ne güzel olurdu değil mi? Hayal etmesi bile çok güzel. Ne diyelim… Bize hayaller kurdurduğunuz için ne kadar teşekkür etsek az…

Yazarın Diğer Yazıları