SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Sadık Taşkın 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda 171 kilometre koşacak

2003 yılından bu yana dünyanın sayılı elit atletlerinin yarıştığı Ultra Marathon de Mont Blanc (UTMB) bu yıl 30 Ağustos'ta Fransa'da düzenlenecek. Zafer Bayramı'nda koşulacak 171 kilometrelik zorlu parkurda ülkemizi ultra maraton sporcusu Sadık Taşkın temsil edecek.

Dünyanın en prestijli yarışlarından biri olan, elit atletlerin en fazla katılım gösterdiği 171 kilometrelik Ultra Marathon de Mont Blanc (UTMB) bu yıl Fransa’da düzenlenecek.

Her yıl 25 bin başvuru yapılan ancak sadece 2500 yarışçının kabul edildiği UTMB’in en zor parkurunda ülkemizi Sadık Taşkın temsil edecek.

UTMB'de yarışçıların ulaştıkları yükseklik artışı (Yani toplam rota boyunca iniş çıkışlardaki yükseklik artışı) Everest'te tırmanmaktan daha fazla. Toplam 10 binden fazla km artışı olurken, Evrest'e insanlar 8884 metre tırmanıyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda koşulacak bu önemli yarışa katılmaya hak kazanan Sadık Taşkın, kendisi için büyük bir hayal olan UTMB yarışı öncesi SKOR’a yarıştan beklentilerini, hedeflerini ve ülkemizde her yıl biraz daha popülerleşen ultra maratonun gelişimini anlattı.

Ultra Maraton maceran nasıl başladı? Kaç yaşında bu maceraya atıldın?

Çocukluk dönemimde ve okul yıllarımda futbol ve basketbolla ilgilendim daha çok. Daha sonra bir arkadaşımın önerisiyle koşuya başladım. Bir süre koşu gruplarında koştum ve şehir içinde maratonlara katıldım. Bir maraton fuarında da ultra maratonla tanıştım. Bunu deneme heyecanı ve kendime olan inancım sayesinde bir anda kendimi ultra maratonun içerisinde buldum. Kapadokya’da, İznik’te 60 km 120 km ve 160 km mesafelerini deneyimledim. Son 5-6 yıldır ultra maraton koşuyorum yani 25-26 yaşında başladım.

Başarılı olduğun yarışlardan bahseder misin biraz. Derece aldığın yarışlar var mı?

İznik Ultra maratonunda 160 km’de kendi yaş kategorimde birinci oldum. Kapadokya’da 120 km’de koştum, bunlar uzun mesafe. Son olarak Uludağ’da 66 kilometre ultra maraton koştum. Bu aslında Fransa’nın bir antrenmanıydı benim için. Ülkemizin bir çok yerinde de çok güzel yarışlar düzenleniyor onlara da katılmaya çalışıyorum sık sık.

Ultra maraton ile normal maraton arasındaki farklar neler?

Ultra maraton daha çok zihinsel hazırlık gerektiren bir dal aslında. Antrenmanlarını da mutlaka buna uygun yapmanız gerekiyor. Çünkü çok daha uzun mesafe koşuyorsunuz. Yol maratonları 42 kilometre ile sonuçlanıyor. Ultra maratonlar ise 42 kilometrenin üzerindeki mesafeleri içeren standartlara sahip. Daha fazla antrenman yapmanız gerekiyor ve parkur koşullarına uygun malzemelerle koşmanız gerekiyor. Dağ koşullarında hava sürekli değişken oluyor. Haliyle buna kendinizi önce mental olarak daha sonra fiziksel olarak hazırlamanız gerekiyor.

Kariyerinin en uzun mesafesini koşacaksın. Bu sende bir stres yaratıyor mu? Yarış 30 Ağustos’ta anlamlı bir günde yapılacak. Bunun bir baskısı var mı üzerinde?

Benim için önemli olan start çizgisinde bulunma cesaretini göstermek. Baskısı yok aslında, uzun mesafe olmasının da ekstra bir baskısı yok. Çünkü daha fazla yer göreceğim, daha fazla keşfedeceğim alan olacağı anlamına geliyor. Çok önemli bir yarış. Dünyanın en önemli yarışı UTMB. 2003 yılından beri dünyaya nam salmış bir organizasyon.

Yaklaşık 2500 sporcu benim parkurumda koşacak. 25 binden fazla başvurunun yapıldığı bir organizasyon. Dünyanın çeşitli yerlerinden gelen dünyanın en önemli sporcularını birbiriyle kıyaslayan bir organizasyon. Yüzde 36 oranında bitirememe olasılığı olan bir parkura sahip. Sürekli değişen bir iklimi var. Dağda her an neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Benim de hayalim olan bir yarıştı. Bunun da heyecanını yaşıyorum. Güzel olacak her şey bir şekilde üstesinden geleceğime inanıyorum.

Ultra maratonun insan vücuduna o kadar büyük etkileri var ki, dünyanın en elit sporcularının bile parkuru tamamlayamadıkları anlar oluyor. Ultra maratonun senin vücuna nasıl değişimleri oldu?

Öncelikle mental açıdan daha çok kendine güven hissediyor insan ultra maratonları tamamladığında. Çünkü çok zor bir işi başarmış oluyorsunuz. Kimi zaman 20-30 saat parkurda bulunduğunuz zamanlar oluyor ve çoğu zaman yalnız koşuyorsunuz bu parkurlarda. Fransa’daki yarış da bu şekilde olacak. 10 bin metrelik yükseklik artışı içeren bir yarış. Everest’in yüksekliği 8 bin 848 metre. Böyle bakıldığı zaman Everest’e tırmanmaktan daha fazla. Daha fazla yıpratıyor insan kendini ama bitişi geçtikten sonra sanki hiç koşmamış gibi yeni bir enerji geliyor insana.

Başarma duygusundan kaynaklanıyor sanırım bu. Her şey başarana kadar. Başardıktan sonra onun tüm acısı üzerinden gidiyor. Sporcular da motivasyondan besleniyor aslında. Bunu her zaman söylerim. Çevrenden aldığın tepkiler çok önemli. Tamamen bitik bir durumda bir alkış sesiyle yeniden canlanmış gibi oluyoruz. Haliyle yorgunluk falan hissetmiyoruz o sırada. Yarışlardan sonra tabii ki bir yorgunluk oluyor ama 1-2 güne toparlıyoruz kendimizi.

Yarışlardan sonra aynada şöyle bir kendine baktığın zaman vücudunda bir değişiklik hissediyor musun? Mental yorgunluğun dışında fiziksel olarak nasıl etkileniyorsun?

Bu biraz koştuğunuz parkurlarla ilişkili. Daha çok kayalık zeminde koşuyorsak ertesi gün yürümemiz bile değişiyor. Ayaklarımıza, bacaklarımıza daha fazla ağırlık bindiği için bir yorgunluk oluyor. Çok kilo vermiş oluyoruz, çok kalori harcamış oluyoruz, kaybımız ister istemez oluyor ama önemli olan sağlıklı şekilde bitişe ulaşmak. Yarış içinde bitişe gelmek çok önemli ama sağlığını da tehlikeye atmamak gerekiyor ki daha sonraki faliyetlere sağlıklı bir şekilde gitmek önemli.

Ultra maraton denince insanların aklında ne olduğuna dair hemen bir şey belirmiyor. Çok fazla bilinen bir spor değil gibi. Biraz içeriğinden bahseder misin?

Ultra maraton dedikleri aslında 42 kilometrenin üzerindeki mesafelerde koşulan yarışlar. Çeşitli parkur seçeneklerinde koşuyorsunuz. İklim şartları çok etkili. Güneşli güzel bir havada koşarken birden kar ve tipi bastırabiliyor. Bunun da zorluğunu parkur içerisinde kaldırmanız gerekiyor. Buna uygun malzemelerle koşmanız gerekiyor. Çok güçlü bir şekilde parkura girmek önemli. Hazırlıkları da buna göre tamamlamak gerekiyor. Bizler maalesef parkura uygun şartlarda hazırlanmış antrenman alanlarında koşamıyoruz. Buna uygun tesislerimiz yok ama önümüzdeki haftalarda da sponsorumuzun desteğiyle güzel bir kamp yapma fırsatım olacak ve bu beni Fransa’ya biraz daha hazır hale getirecek.

Ne kadar süredir bu yarış için hazırlanıyorsun?

Yaklaşık 8 aydır. Kuralar açıklandıktan sonra aktif olarak bu yarışa hazırlanıyorum. Her gün minimum 10 kilometre koşuyorum hafta sonu da ormanlara giderek daha uzun mesafelerde antrenman yapıyorum. Aynı zamanda mental hazırlık da yapmam gerekiyor. Yarış videolarını, yarış bloglarını ve raporlarını okuyorum. Oraya olabildiğince donanımlı gitmeye çalışıyorum.

Sponsor desteğinin sporcular için teşvik anlamında büyük katkıları olduğu söyleniyor. Bu işi hiç katkı almadan yapmak oldukça zor. Sana ne gibi katkıları oldu? Ülkemizde maalesef bireysel sporlarda sponsorluk bulmak zor oluyor. Ben de yakın bir zamana kadar ZER A.Ş. bünyesinde dijital pazarlamada çalışıyordum. ZER A.Ş. bir Koç grubu şirketi. Çalışanlarının da sporla ilgisini çok önemseyen bir şirket. Koşu kulüpleri ve yelken kulüpleri de var. Benim kurumsal hayata bir süre ara vermem gerekti. Bu dönemde de ZER’le ilişkim devam etti. Onlar bu yarışa olan disiplinli çalışma, gerekli antrenmanlarımı ve mental hazırlığımla yakından ilgilendiler ve sponsor oldular. Ben de kariyerimde ilk kez bir sponsor desteğiyle koşacağım. Tişörtümde bir ZER logosu olacak.

Beslenme konusunda özel bir program uyguluyor musun?

Özel bir diyet uygulamıyorum ama daha çok karbonhidrat ve protein ağırlıklı beslenmeye çalışıyorum. Aynı zamanda bizim yarış içerisindeki beslenmemiz de çok önemli. Yarış sırasında çok fazla kalori harcadığımız için ulaştığımız istasyonlardan olabildiğince besin alıp yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Aslında bir yakıt gibi. Her istasyonda bir yakıt alıp parkura sağlıklı bir şekilde dönmemiz gerekiyor. İstasyonlarda soğuk havada koşarken sıcak çorba çok iyi geliyor. Bazen makarna yiyoruz. Meyvelerle besleniyoruz. İstasyonların dışında üzerimizde de yiyecek taşıyoruz. Kuruyemiş, kuru meyveler de taşıyoruz. Aktif olarak yemek gerekiyor. Bazen insan unutuyor koştuğu sırada bir şeyler yemesi gerektiğini ama aktif olarak belirli aralıklarla bir şeyler yemek size enerji veriyor.

Hiç canının yanıp bırakmak istediğin bir an oldu mu? Unutamadığın öyle bir yarış hikayen?

Bırakma seçeneğini hiçbir zaman düşünmedim, düşünmemem de gerekiyor. Bu işin doğasında bu var. Bu güne kadar çok ciddi bir sakatlık yaşamadım çok şükür ama bazı yarışlarda geçici sakatlıklar başıma geldi. O anlarda bu hissiyata kapıldığım oluyor. İznik 90 kilometreyi koştuğumda bir diz sakatlığı yaşamıştım. Bazen beynimiz de çok aldatıyor bizi. Kötü gittiğimi düşünüyorum ve sanki sakatlanırmışım gibi psikolojik olarak etkileniyorum. Ama mental olarak güçlü kaldığın zaman bunların üstesinde gelebiliyorsun. Tecrübelendikçe daha net anlıyorsun. Böyle gel gitler oluyor.

Yarışlarda bir uğurun var mı? Sana iyi gelen motive eden ve sürekli yaptığın herhangi bir şey var mı?

Uğurum şöyle var; dostlarım sürekli bitiş çizgisinde bekliyor. Kız arkadaşım her yarışta bekliyor. Onların beni beklemesi bana güç veriyor. Parkurda o düşünceyle koşmak beni motive ediyor. Ayrıca bana verilen bu sponsor desteği de benim için bir motivasyon kaynağı. Gideceğim yarışın parkurunu önceden incelemek, doğada bulunmak ve keşfedeceğim yerlerin heyecanı da benim için ayrıca bir motivasyon. Her yarışın farklı bir hikayesi ve coğrafyası var. Bu da yarışta zihin olarak daha aktif kalmasını sağlıyor. Bir seyahatte yeni yerler görüyormuş gibi. Her yarış yeni bir keşif.

İstanbul’dan Sakarya’ya kadar bir mesafeyi yani yaklaşık 171 kilometre koşan ayaklar ne hale geliyor?

Ayakların durumu koşulan parkurlarla alakalı daha çok. Kısa mesafe olsa bile kayalık bir zeminde koştuğunda daha çok yıpranıyorlar. Uzun ama daha yumuşak zeminlerde işimiz daha kolay. Şimdi Fransa’da 171 kilometre koşacağım. Bir ultra maratoncu için her yarış sonrası başka bir hayal filizlenmeye başlıyor. UTMB'den sonra 330 km'lik İtalya'da yapılan Tor des Géants ve Arjantin'de yapılan Patagonia Run ve Yunanistan'da gerçekleştirilen Spartatlon yarışlarında yer almak ve başarılar elde etmek istiyorum.

Malzeme konusunda nelere dikkat ediyorsun?

Parkurda bizi öncelikli olarak sağlıklı tutacak malzemeleri tercih ediyoruz. Küçük bir çantayla koşuyoruz. Olabildiğince minimal ve hafif olması gerekiyor. Su geçirmez bir yağmurluk mesela bizi hayatta tutabilir. Çünkü dağda hava şartları sürekli olarak değişiyor. Gece koştuğumuz zaman iyi bir kafa lambamızın olması gerekiyor. Bu malzemelerin kaliteli ve dayanıklı olması bizim için çok önemli çünkü gerçekten uzun mesafeler koşuyoruz.