SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Sporcular, takipçiler ve bir takım ‘influencer’lar…

2 hafta önce sayfamız Sözcü Skor'da Metin Aktaşoğlu imzasıyla bir söyleşi yayınlandı. Defalarca dünya şampiyonu olmuş rüzgar sörfçüsü sporcumuz Lena Erdil röportajın satır aralarında sponsor ararken yaşadıklarına isyan ediyordu. Rüzgar sörfünü Formula 1'e benzeten Erdil, en küçük ayarı değiştirdiğinde bambaşka bir performans elde ettiğini, bu mühendislik yarışının getirdiği ekstra maliyeti anlatıyordu. Erdil tam da bu yüzden sponsorlara ihtiyaç duyuyordu ama markalara gittiğinde duyduğu şu olmuştu: “Senin 20 bin takipçin var. X kişinin 500 bin takipçisi var”

Lena Erdil “’Ben influencer değilim ki sporcuyum’ diyorum. Türkiye’yi temsil ediyorum. Markalar böyle bakıyorlar sponsorluklara” diye sitem etmişti.

Tuhaf bir çağda yaşıyoruz. İnsanın sosyal medya popülaritesi ile kantara konduğu bir kolaylık dönemi bu. Bir zamanlar atomu parçalamaktan zor olan ön yargı kırma işlemi, şimdilerde takipçi sayılarına göz atmak suretiyle basitleştirilmiş durumda. Çok rahat manipüle de edilebilen takipçi/abone sayıları, bir ömre mal olan deneyimlerle takas ediliyor. Bir sporcuyu dünya şampiyonu olma yolculuğuna götüren o adanmışlık, emek bile değersizleştiriliyor. Sistem bugün Lena'ya diyor ki; ‘Sadece spora, işine odaklanma, kendini bir sosyal medya karakteri haline getir, çok değerli vaktini bu insanı parlatmaya harca.'

Lena Erdil'in “Ben influencer değilim ki sporcuyum” sözündeki alçak gönüllülük de bize bu dönemin miraslarından. Tüm bu tartışmaların odağındaki kavram ‘influencer' insanları etkileyen, onlara ilham veren kişi anlamına geliyor. Ama bu atmosfer içinde hayatını rüzgar sörfüne adamış, sayısız şampiyonluk kazanmış, örnek sporcu Lena Erdil kendini ‘influence eden’ tanımının içine sokmaktan imtina ediyor.

Peki kimler giriyor influencer tanımı içine? İstanbul'da yapılan, tüm şehrin üstüne titrediği Süper Kupa finalinin ortasında sahaya dalan bir şahıs giriyor mesela. Çünkü söz konusu beyefendinin -her ne kadar bir miktarı eridiyse de- 4 milyonun üstünde abonesi var. Başkasının maçına dalan değil kendi spor müsabakasına katılan birçok sporcunun ise bu kadar takipçisi yok. O zaman sponsorluk da zor. Hangi hikayeye imza atmış olursa olsun.

Sorun birinin sahaya girmesi değil, 5 maçın birinde oluyor zaten. Ülkemiz böyle rezil de olmaz merak etmeyin. Sıkıntı, bir fazla izlenme için çılgınlık çıtasını sürekli yukarı koyan ve artık sezon sonunu tahmin etmekte zorlandığımız Black Mirror’vari bir görünürlük bağımlılığı. Ve bu bağımlılığın geçer akçe haline gelmesi. Tuhaf bir dönem bu.

Yazarın Diğer Yazıları