SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Dünya şampiyonu rüzgar sörfçüsü Lena Erdil, Sözcü SKOR’a konuştu: ‘Çalmadığım kapı kalmadı, Türkiye’de önümü göremiyorum!’

Dünya şampiyonu rüzgar sörfçüsü Lena Erdil, Sözcü SKOR’a konuştu: ‘Çalmadığım kapı kalmadı, Türkiye’de önümü göremiyorum!’

Dünya şampiyonu rüzgar sörfçüsü Lena Erdil ile Bodrum'da bir araya geldik. Rüzgar sörfünde dünyanın en önemli kadın slalomcularından biri olan Erdil, Temmuz 2018'de yaşadığı zorlu sakatlıktan hala içinde olduğu dönüş sürecini, hikayesini, hedeflerini ve yaşadığı zorlukları SKOR'a anlattı. Çarpıcı ifadeler kullanan Erdil, kendisinin bazı markalar tarafından Instagram'daki 'ifluencer'lar ile kıyaslanmasına da tepki gösterdi.

Türkiye’de profesyonel sporcu olmak sabırla çok zorlu bir yolculuğa çıkmayı gerektiriyor. Bu yolculuk ne yazık ki handikaplarla dolu ancak bunları dert etmeyen spor aşığı tutku dolu “çılgın” insanlar da var. Bu handikaplar ciddi anlamda heves kırıcı aslında. Türkiye’de olimpik olmayan bireysel bir sporda yarışan kadın bir sporcu olduğunuzu düşünün. Tahayyül etmesi oldukça zor. Bu zorluklara takılmadan çizdiği yolda emin adımlarla ilerleyen sporculardan biri de Lena Erdil.

Rüzgar sörfünde slalom kategorisinde dünyanın sayılı kadın sporcuları arasında yer Erdil’in iki IFCA dünya şampiyonluğu, bir PWA Indoor dünya şampiyonluğu, üç PWA Vice dünya şampiyonluğu, iki PWA Dünya Şampiyonası 3.’lüğü, beş Gençler Türkiye Şampiyonası zaferi ve kadınlarda 8 Türkiye şampiyonluğu bulunuyor. Ayrıca Lena Erdil, PWA Dünya Turu’nda 2012-2018 arasında 2013’teki 7.’liği dışında hiç ilk dört dışında kalmadı. Lena Erdil’in bu dönemde Dünya Turu’nda iki üçüncülük, iki ikincilik ve bir dördüncülük elde etti.

Temmuz 2018’de yarış esnasında sakatlık geçiren ve tespit edilen Lisfrank kırığı sonrası oldukça zorlu bir sakatlık sürecine giren Lena Erdil’le yuvası, Bodrum’da bir araya geldik. Red Bull sporcusu Lena Erdil, bizi yeni sporcular yetiştirdiği Lena Erdil Windsurf Center’da ağırladı. Üniversite eğitimini politika ve felsefe üzerine almış, beş dil bilen, bir ara diplomat olmayı bile düşünen Lena Erdil; sakatlık sürecini, hikayesini, yaşadığı ve yaşamakta olduğu zorluklar ile geleceğe dönük hedeflerini anlattı. Hikayenizden bahsetmenizi isterim öncelikle. Blogunuzda da yazıyordu. Normal bir “sörf çocuğu” şeklinde yetişmediniz. İzmir'de doğup Almanya'da büyüdünüz. Denizle ve sörfle de iç içe değilmişsiniz. Nasıl başladı peki bu iş?

İki yaşıma kadar İzmir'de yaşadım. Sonra Almanya'da ve Belçika'da büyüdüm. 18 yaşıma kadar denizden baya uzak yerlerdeydim. Sadece yaz tatillerinde Türkiye'deydim; ilk önce Çeşme'de sonra da Bodrum'da…

Çeşme'nin mi etkisi oldu acaba?

Türkiye'nin genel olarak rüzgarları çok güzel, denizi çok güzel. Bütün yaz tatillerimi denizin içinde geçiriyordum. Her yaz 6 hafta – 2 ay dolu dolu denizde oluyordum. Annem ve babam da sörf yapıyordu. Onların da çok çok büyük etkisi oldu. Yoksa zaten imkansız olurdu benim için.

Kaç yaşınızdaydınız ilk ‘board'a çıktığınızda?

10 yaşındaydım. Daha küçükken de babam mutlaka bindirmiştir. Üstünde doğdum diyebilirim aslında. :) İki yaşında üstünde oynadığım fotoğraflar var! Ama tabii ki tam anlamıyla 10 yaşında, hissederek yaptım.

İşin ciddiye bindiğini nerede anladınız? Hangi noktada anladınız?

Aslında ilk olarak Türkiye'deki yarışlarda, gençlerde yarışlar kazanıyordum. Daha sonra kadınlarda da küçük olmama rağmen ilk üçe giriyordum. “Bir yetenek var galiba” dedik. :) Bu şekilde gelişti. Yurt dışında da yarışlara girmeye başladım. Başarılı olmak en büyük motivasyon faktörü oldu aslında…

Aile desteğinin de altını çizmenizi isterim. Sakatlık sürecinizde de babanızla, ailenizle yan yanaydınız. Bu destek çocukluk sürecinde nasıl gelişti?

Özellikle özgüven konusunda bana her zaman çok fazla destek verdiler, güvendiler. Sürekli tek başıma seyahatlere gittim. Arkamda olduklarını biliyordum. Küçük yaşta bir çocuğa bu kadar güven vermek ve ayaklarının üzerinde durmasına itmek çok büyük bir şanstı benim için. Ailem benim için çok büyük bir şans. Yoksa bu işi yapamazdım çünkü sürekli dünyanın bir yerinden bir yerine yolculuk ettim; bütün her şeyi tek başıma organize ederek ki malzeme faktörü de önemli onların taşınması gibi işler de var. Babam spor bilimcisi. Marmara Üniversitesi'nde profesör. O da beni her zaman en doğru şekilde yönlendirdi. Malzeme demişken Alican Kaynar'la da röportaj yapmıştık. Onlarda da ciddi bir malzeme gerçeği var. Ancak yelkende kulüp faktörü de çok ön planda.

Evet doğru. Bizim gibi en üst düzeyde yaptığınız zaman malzeme her şeyiniz oluyor aslında. Bizim yarışlar Formula 1 yarışlarına benziyor.

Mühendislik yarışı da var yani?

Evet kesinlikle. Çünkü her şeyin en küçük ayarını değiştirdiğinizde bambaşka bir performans elde ediyorsunuz. Bu yüzden sörfte tecrübe de çok çok önemli. Gençken şampiyon olmanız en üst düzeyde çok zor. Yıllar gerekiyor. Ben gençken şampiyon oldum ama şu anda mesela yılların bana verdiği tecrübe beni çok daha farklı bir noktaya taşıdı. Kendimi avantajlı hissediyorum rakiplerime karşı. Özellikle daha genç rakiplerime karşı büyük bir avantajım var tecrübe açısından. Çünkü o malzemeyi tanıyana kadar gerçekten dediğiniz gibi mühendis oluyorsunuz. :) Fizik kuralları giriyor devreye, en küçük ayarın nasıl bir etki yapacağını öğreniyorsunuz.

Tek parça olmanız gerekiyor belki de.

Aynen öyle ve çok test etmeniz gerekiyor. Her rüzgarda, her hava şartına göre malzeme seçiyoruz. Onu da zamanla öğreniyorsunuz.

Türkiye'de bu malzemeleri bulma imkanınız oluyor mu?

Türkiye'de üretilmiyor hiçbiri. ‘Board'lar genelde Tayland'da üretiliyor. Farklı ülkelerin markaları ancak hemen hemen tümü Tayland'da üretiliyor. Yelkenlerimin markası İtalyan bir marka. Onlar da Sri Lanka'da yapılıyor. Orada diktirilip sonra tekrar bize sunuluyor. Türkiye'de böyle bir sektör yok.

İyileşme süreciniz nasıl gidiyor? Uzun bir süreç oldu.

İyi gidiyor aslında.

Takip ediyorum sancılı bir süreç oldu.

Çok zor bir sakatlık yaşadım ben. Lisfrank kırığı. Vida takıldı ayağıma. Sonrasında benim aslında bu sezonun ilk kısmında belki vidalarla yarışırım gibi düşüncelerim vardı ama en sonunda bir çok doktora danıştıktan sonra vidaları ilk önce çıkarmam gerektiği yönünde tavsiye verdiler. 7 ay sonra vidalar çıkarıldı ve iyileşme süreci tekrar başladı.

Vidaları çıkartmak ilk planda yok muydu?

Hep vardı aslında ama ben kendimce sporcu zihniyle, yarışa hazır olayım, yarış kaçırmayım düşüncesiyle ilerliyordum. Ama gördüm ki zamana bırakmak lazım her şeyi. Çünkü zaman alıyor iyileşmesi. Bir sezonumu biraz etkilese bile daha çok sezon var önümde. En iyi şekilde bitirmeye çalışacağım.

Bir röportajınızda okumuştum. Risksiz yarışmayı sevdiğinizi şöylemiştiniz. Yaşadığınız bu sakatlık sizi mental olarak nasıl etkileyecek? Ya da etkiliyor mu?

Aslında risk almak da lazım. Onu ne anlamda söylediğimi hatırlamıyorum. :) Her zaman risk alıyorsunuz aslında. Yarışta risk alırım…

“Sporcu mentalitesini” de merak ediyorum. Sakatlıklardan dönüşlerde “çekinme” olabilir bazen. Büyük sporcular ki siz de çok önemli bir sporcusunuz, sporcu mentalitesine bir anda yarış içinde girebiliyorlar…

Evet elbette. Birden her şeyi unutuyorsunuz ama vücut kendini hissettirince biraz farklı bir durum oluyor. Hareketler biraz farklı oluyor ister istemez. Ama bir yarışta ayağım dikişlik seviyede kesilmişti. Ayağımda deri uçuşuyordu. :) Board'uma kanlar akıyordu ama hiçbir şey hissetmeden yarışmıştım. Çünkü adrenalin devreye giriyor. :)

Vloglar da çekiyorsunuz, gitar da çalışıyorsunuz. Rüzgarla ve denizle iç içesiniz. “Özgür bir ruha sahipsiniz” totalde böyle bir görüntü çıkıyor. Çocukken de böyle miydiniz?

Dediğim gibi annem ve babam bana çok küçük yaştan beri beni bir yerlere gönderdiler. Sörf yapabileyim diye… Finansal anlamda üç kişi gitmek var, tek kişi gitmek var. Bana aslında bir anlamda yatırım yaptılar. Özgürlüğümü bu noktada, bu tarz yetişmiş olmama bağlayabilirim.

Finansal destek demişken açıkça sormak gerekir. Daha önce Sözcü'ye verdiğiniz röportajda devletten destek alamadığınızı söylemiştiniz. Hala aynı mı durum?

Devletten hiçbir şekilde destek alamıyorum. Hayatım boyunca devletten bir lira destek almadım. Dünya şampiyonluklarım var… Şu anda Türkiye'de Red Bull haricinde bütün sponsorluklarımı kaybettim.

Sakatlık süreci ile alakalı mı?

Hayır, ekonomik kriz etken oldu sanırım. Sponsorluklarımın büyük bir çoğunluğunu kaybettim. Hiçbir şekilde Türkiye'de bu kadar başarılar elde etmeme rağmen şu anda destek alamıyorum. Beni gerçekten çok üzüyor bu durum.

Açıkçası beni de üzüyor. Dünyanın önde gelen sporcularından birisiniz. Türkiye'de nispeten az tanınıyor olmak sizi nasıl etkiliyor?

Bence tanınmak çok önemli değil. İyi sporcu olmak bambaşka bir his. Farklı görülmesi lazım. Beni bazı markalar “influencer” gibi görüyor. “Senin 20 bin takipçin var. X kişinin 500 bin takipçisi var” diyorlar. “Ben influencer değilim ki sporcuyum” diyorum. Türkiye'yi temsil ediyorum. Bambaşka bir konsept bu yani. Markalar böyle bakıyorlar sponsorluklara.

Ekstrem spor olarak mı görüyorlar acaba? Olimpik bir spor bu spor. Farklı branşları da var ama…

Benim branşım olimpik bir branş değil.

Ama yine de o kadar da “ekstrem” bir spor değil artık rüzgar sörfü!

Evet aslında…

Federasyonla ilişkileriniz nasıl?

Federasyonla pek bir ilişkim yok. Onlar da desteklemiyorlar. Ara sıra tebrik ediyorlar. :) Haberlerimi paylaşıyorlar. Onun dışında iç içe bir ilişkimiz yok.

Bu doğrultuda gelecek için hedeflerinizi de sormak isterim.

Hedeflerim aynı. PWA dünya şampiyonluğunu almak istiyorum. Üç defa Dünya Kupası'nda ikinci oldum, artık sırada birinci olmak lazım. İki tane IFCA dünya şampiyonluğum var. Tek hedefim kariyer olarak Dünya Kupası kaldı aslında. Ama şimdi sakatlıktan dönmek gibi bir başka bir nüans katıldı hayatıma. :) Biliyorsunuz birçok sporcu sakatlıktan daha güçlü dönüyor. İnşallah ben de öyle bir dönüş yapacağım.

Yıllardır bu sporun içindesiniz. Kendiniz sürdürüyorsunuz bu işi. Bunu “doğru bir şekilde” nasıl yaparız? İlk değiştirmemiz gereken şey ne olur?

Bence markaların desteklemesi lazım. Markaların bakış açılarını değiştirmeleri lazım. Sporcuları “influencer” olarak görmemeleri lazım. Sponsor oldukları sporcuları da kullanmaları lazım. Onlar tanıtacak o sporcuyu. Yoksa mesela farklı farklı sponsorlarım oldu. Sponsor oluyorlar, hiçbir şekilde bir daha sormuyorlar, “Ne oldu, ne bitti” diye… Sen bir haber gönderiyorsun kullanmıyorlar. Sporcu sponsorluğu konusunda markaların kendilerini eğitmeleri lazım. Yaptıkları sponsorlukları daha iyi kullanmaları lazım. Tabii ki ‘influencer'a ürün göndermek, para verip onların paylaşım yapması çok basit bir şey. Öyle bir şey değil sporcu sponsorluğu.

View this post on Instagram

 

Kulüp 15 yeni mezunlarına verdi .. Yeni dönemde tekrar görüşmek üzere

A post shared by LenaErdilWindsurfCenter (@lenaerdilwindsurfcenter) on

Sizin gibi bir sporcunun sporun içinde kalmasını isterim naçizane. Sizin de öyle düşündüğünüzü hissediyorum ki Lena Erdil Windsurf Center da onun göstergesi. Sizin bu okulla ilgili planınız ne? Daha sonrası için, aktif spor yaşamınız bittikten sonra…

Burada da çocukları yetiştiriyoruz ama aktif sporcu kariyerime devam ettiğim için benim önceliğim yarışlara gitmek, kendime en iyi antrenman olanakları yaratmak. Ama tabii ki burası var, burada da bulunuyorum. Onun dışında dediğim gibi Türkiye'de sponsor bulamıyorum. Gerçekten neredeyse çalmadığım kapı kalmadı! :) O derece durum… Önümü göremiyorum Türkiye'de açıkçası… Başka bir ülkede kendime başka markalardan destek almaya çalışacağım…

Sakatlık size ne öğretti?

Sabır… Sabırlı olmayı öğretti. Gerçekten daha önceden de sabırlı bir insan olduğumu düşünüyordum çünkü rüzgarı bekliyoruz. Doğa şartlarına bağlı bir spor çünkü bu. Aslında bu sakatlık dönemini iyi bir şekilde değerlendirdim. Tekrar üniversiteye gittim. :) İTÜ'de Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya Yönetimi sertifikası aldım. Geri adım atarak fırsatlarımı değerlendirdim aslında.

Favori lokasyonunuz neresi?

Türkiye'de en çok Bodrum'u seviyorum. Burası çok iyi rüzgar alan bir koy. Özellikle Ortakent.

Ege çok beğenilen bir bölge.

Evet öyle. Yaz aylarında öğleden sonra sürekli “termik” dediğimiz rüzgarlar esiyor bu bölgede. Bu özel bir durum. Aslında rüzgar sörfü turizmi için önemli bir bölge burası ama birkaç senedir bu atraksiyonu kaybettik.

15 Temmuz sonrasında aslında etkilendi…

Evet, Dünya Kupası ayağı o dönemde iptal edildi. O zamandan bu yana yapılmıyor. Dünya Kupası'nı düzenlemek ciddi bir bütçe gerektiriyor bir yandan da. Sponsor bulunamadı. Kur artışı da Euro üzerinden yatırım yapan şirketleri etkiledi.

Yılların klişesi vardır ya: “Üç tarafımız denizlerle çevrili neden yüzücümüz yok” diye. Yanlış bir mantık kurma şekli bu ama bunun rüzgar sörfü ile, sörf ile, yelken ile alakası var. Burası da çok özel bir lokasyon. Bu gelişememişliği neye bağlıyorsunuz?

Aslında geliştik. Ben varım mesela. :) Daha ne istiyoruz?

Ben sizi istisna olarak görüyorum ama. :)

Türkiye'de başarılı sporcularımız oldu. Yelken sporunda da başarılı sporcularımız var. Rüzgar sörfünde de başarılı sporcularımız var. Özellikle kadınlarda slalomda iyi sporcular çıkıyor. İyi dereceler alan kadın sporcularımız var. Dünya Kupası'nda yarışan kızlarımız da var. Benimle aynı yarışlara katılıyorlar. Seviyemiz iyi. Yurt dışında daha çok Fransız var, biz varız, Japonlar var. Bu üç ülke başarılı özellikle kadınlarda. Türkiye'de bilinmesi gerekiyor. Rüzgar sörfünde Türkiye'yi iyi ülkeler arasında düşünüyorlar.

Bizim o zaman kesinlikle basın olarak bu sporun Türkiye'de nispeten az biliniyor olmasında kendimize de pay çıkarmamız gerekiyor aslında… Sporcu olarak idolünüz kim veya var mı bir idolünüz?

Bir sporcu vardı. Ben küçükken o dünya şampiyonu oluyordu. Sürekli zirvedeydi yani. Ama hoşuma giden tarafı diğer disiplinlerde de çok başarılıydı. Karin Jaggi. Freestyle'da, slalomda, hız rekorlarında… Onu örnek aldım kendime. Freestyle yaptım, her kış dalgalı yerlere giderek kendimi geliştirdim. Dalgasız bir ülkede büyümeme rağmen… :) Dünyada da dalga sörfünde ilk 10'a girdim. Dalgada çok zaman geçirmeniz gerekiyor. Dalgayı okumak gerekiyor. Onu yaparken ayağımı kırdım. :) Farklı bir disiplin. Biraz daha ekstrem. Takla attıktan sonra sert indim. Öyle kırıldı ayağım… Jaggi'yi örnek aldım yani. Tek bir disiplinle iyi bir sörfçü olunmaz. Her rüzgarda, her hava şartında mücadele edebilmeniz, en iyi performansı göstermeniz lazım. Rüzgarı ve denizi en iyi şekilde öğrenmeniz gerekiyor. Kendimi tek bir disipline kısıtlamadım. Her zaman diğer disiplinlere de zaman ayırıyorum.

Sporcu olmasaydınız…

Ben aslında politika ve felsefe okudum. :) Beş tane dil biliyorum. Üniversite okurken ya da üniversite başlamadan önce bir ara Avrupa Birliği'nde çalışabilir miyim, diplomat olabilir miyim diye düşünmüştüm. :) Kariyer hedeflerim vardı.

Biraz iki farklı uç gibi geldi. Ya diplomat, ya rüzgar sörfü…

Evet. :) Diplomat olmak için çok uzun bir kariyer yapmak lazım. Belki bırakırdım ama o yola hiç girmedim. Baştan anladım ofiste bulunmam gereken bir iş yapmak istemediğimi.

Üç kelime sormak isterim; deniz, rüzgar ve Bodrum?

Aşk! Gerçekten en sevdiğim üç şeyi saydınız. :) En güzel üç şey…

Kitap tavsiyesi verseniz?..

Isabel Allende'nin kitaplarını seviyorum. Ruhlar Evi mesela… Gabriel Garcia Marquez ya da… Hem tarihi içeren hem aşkı, aileyi içeren kitaplar. Farklı kültürlerde neler yaşandığını öğrendiğiniz kitapları seviyorum. Kitap okumak benim için rahatlayabildiğim bir durum. Özellikle yolculuklarda.

Dizi furyasına girdiniz mi?

Ayağım kırılınca girmek durumunda kaldım. Netflix'e abone oldum ilk olarak. :) Güzel diziler izledim. La Casa de Papel mesela. Türkiye'de de çok popüler oldu. Black Mirror'ı çok seviyorum. Black Mirror'ı tavsiye ederim herkese. Çok hoşuma gitti. Her bölümü düşündürüyor.

Gençlere bir mesaj da isterim sizden. Özellikle genç kızlara. Her röportajımın klasiği oldu. Bir mesaj vermenizi isterim.

Hayallerinizin peşinden gidin. Gerçekten çok zor ama istediğiniz zaman ve inanıp çalıştığınız zaman gerçekleşiyor. Ne istediğinizi belirleyin. Bu soruyu cevaplamaya zaman harcayın. “Ben ne istiyorum? Benim önceliklerim neler? Beni ne mutlu ediyor?” gibi sorularla baş başa kalıp, karar verip, yolunuzu çizin.