SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Suyun altında, dünyanın zirvesinde! Dünya şampiyonu milli sporcu Ayşe Ceren Yeşilbaş Sözcü Skor’a konuştu

Paletli yüzmede gençler dünya şampiyonu ve 200, 400, 800 ve 1500 metre Türkiye rekortmeni 19 yaşındaki milli sporcu Ayşe Ceren Yeşilbaş, Sözcü Skor’a özel açıklamalarda bulundu. Aynı zamanda İTÜ’de peyzaj mimarlığı da okuyan Ceren, hedeflerini ve yaşadığı zorlukları anlatırken ailelere ve sporculara da ilham verecek mesajlarda bulundu.

Profesyonel sporcu olmak ve bir spor dalında dünya çapında başarılı olmak, salt yetenekten çok daha fazlasını gerektiriyor. Yıllar boyunca sıkı çalışmak, çelik gibi bir iradeye sahip olmak ve çokça fedakarlıkta bulunmak şart. Özellikle “amatör branşlar” dediğimiz dallarda -ismine bile “amatör” diyerek maddi beklentiyi bilmem kaçıncı plana atıyoruz ya- fedakarlıklar silsilesine aileler de katılıyor. Bu kolektif fedakarlıklar yıllara yayılınca da paldır küldür ilerleyen bir spor sistemine sahip ülkemizde de dünya çapında sporcular çıkabiliyor. Ayşe Ceren Yeşilbaş da bu güzel istisnalardan biri. Paletli yüzmede 2017 Gençler Dünya Şampiyonası'nda 1500 metrede altın, 200 ve 400 metrede ise gümüş madalyanın sahibi; 200, 400, 800 ve 1500 metrede gençler ve büyükler Türkiye rekortmeni, 19 yaşında bir modern zamanlar deniz kızı olan Ceren, Türkiye'yi dünyanın zirvesinde temsil ediyor. Aynı zamanda İTÜ'de peyzaj mimarlığı okuyan Ceren Yeşilbaş, hikayesini, hedeflerini ve zorlu yolculuğunu Sözcü Skor'a anlattı.

Havuzdan projelere, projelerden kamplara, kamplardan zaferlere mekik dokuyan Ceren Yeşilbaş son olarak Edirne'de düzenlenen Bahar Kupası'nda da yine dört branşta yarıştı ve 4 altın madalya kazandı. Karşınızda ilham veren bir şampiyon, umut veren bir gurur kaynağı Ceren Yeşilbaş.

Nasıl başladı hikayeniz?

Yaklaşık 9 yıldır paletli yüzme sporuyla ilgileniyorum. Bir çok farklı sporla uğraştım. En başına dönmek gerekirse ben daha küçük bir çocukken annem ve babam her zaman beni sudan çıkarmaya çalışırmış “Yeter artık eve dönüyoruz” diye. Hep çok severmişim suyu. Sonra genel esneklik gibi kabiliyetlerim için cimnastiğe göndermeye karar vermişler. Marmara Üniversitesi'nde başladım cimnastiğe. Yaklaşık 3-3.5 sene cimnastik yaptım. Ardından hocalarım “Bu kız çok kuvvetli, fiziği de çok uygun değil. Biz onu paletli yüzmeye alalım. Takım açıldı” demişler. Annem ve babam da kabul etmiş. Paletli yüzmeye başladığım sırada aynı zamanda okul takımlarında voleybol ve hentbol da oynadım. Kısa bir süre tenis de oynadım. Kısa bir süre bale de yaptım. Ama paletli yüzme takımının açılmasıyla Marmara Üniversitesi'nde çalışmaya başladım. Yaklaşık bir sene sonra da İTÜ Gelişim Vakfı Okulları Spor Kulübü'ne geçtim. Yüzmeye direkt olarak paletli yüzmeyle mi başladınız?

Çoğu sporcunun aksine yüzme ile başlamadım. Herkes yüzmede “işini bitirdikten” sonra, sıkıldıktan sonra eğlence olsun diye paletli yüzmeye de geçiyordu ama ben hiç yüzme yapmadım. 10 yaşındayken başlamıştım. Ama görüyoruz şu an çocuklar paletli yüzmeye 10 yaşından erken başlıyor. Benim başladığım dönemde ben en genç sporculardan biriydim. 400 metre ve 800 metrede havuza tek başıma giriyordum, tek başıma yüzüyordum ve tek başıma madalya alıyordum. Spor aslında çok da gelişiyor ki bu güzel bir şey.

Esneklik gerektiren bir spor yapıyorsunuz. Cimnastik ve balenin de faydası olmuş olsa gerek…

Kesinlikle öyle. O farkı hala hissediyorum aslında. Ciddi bir esnekliğim var. Hala eğlencesine amuda kalkarım, şpagat açarım. Çok eğlenirim. Hareketli bir çocuktum, hala da çok hareketliyim. Esnekliğin çok faydası var. Aslında tamamen bel esnekliği üzerine kurulmuş bir spor. Tabii ki kuvvet çok önemli. Karın kaslarınız, bacaklarınız çok önemli ama pelvis bölgesindeki hareketleri yapmak için belirli bir seviyede esnekliğinizin olması gerekiyor.

Çok küçük yaşta paletli yüzmeye başladınız. İlk başlarda garip geldi mi size paletli yüzme?

Tabii. Garip geldi başlarda. Aslında kimsenin bilmediği bir spordu. Paletli yüzme daha çok ‘monopalet' olarak bilinir. Monopalet dediğim zaman nasıl yani ‘monopoly' mi diyen oluyor! Gerçekten açıklaması çok güçtü. Nitekim hala öyle. Tanınırlığının artması için çok uğraşıyoruz. Herkes emek harcıyor. Yavaş yavaş… Dediğim gibi Marmara Üniversitesi'ndeki takımda tek başıma yüzüyordum. Bu işe tek başıma başladım. Çok da kavrayamamıştım aslında… İlk palet taktığımda suyun dibine batıyordum. O yaştaki bir çocuk için çok farklı bir şey. Monopaleti takınca deniz kızı gibi hissediyor muydunuz kendinizi? Bu da bir motivasyon olmuştur belki küçük yaşta…

Öyle öyle kesinlikle. Normal yüzmeden farkı, aslında insanların izlemekten keyif almasının sebebi, estetik yanı. Net bir şekilde bu teknik doğrudur diye bir şey yok. İdeale yakın olmak doğru ama herkesin farklı teknikleri var. O yüzden gerçekten o bel hareketini izlemek inanılmaz keyifli bir şey. Yapması da çok eğlenceli. En yakın arkadaşlarım bana deniz kızı diyorlar. Çok güzel…

Aileniz ciddi bir destek sağlamış olsa gerek. Bu desteğin altını çizmenizi isterim.

Ben her zaman söylüyorum. Aile olmazsa olmazı bu işin. Ben şunu da söylüyorum özellikle küçüklere; bezdiğiniz, “Yapamıyorum ben” dediğiniz noktalar oluyor. Zaten olmaması mümkün değil. O noktada ailem beni her zaman destekledi. Hiçbir zaman “Yapacaksın” da demediler. Doğru olan da bu. “Sen bu işi yaparken mutluysan devam etmelisin, zorlukların üstesinden gelebilirsin” dediler her zaman. Sadece psikolojik destekle de kalmıyor. Yıllardır antrenmanlarımı sabah yapıyorum bu sabah da dahil. Beni annem kaldırıyor, kahvaltımı hazırlıyor. Babam okula bırakıyor. Aslında çok çok büyük bir emek var. Onlar da benimle yarışıyorlar. Çok güzel. Beraber olmak, onların desteğini görmek çok önemli. Çevremde de rastlıyorum. Sınav döneminde veliler sporu bıraktırıyorlar sporculara. Her zaman söylüyorum, söylemeye de devam edeceğim, sporu bıraktırmayın çocuklara. Çünkü disiplin kazandırıyor ve gerçekten mutluluk hormonu salgılıyorsunuz. Stres atıyorsunuz. Ben şu an İTÜ'de peyzaj mimarlığı okuyorum; bilen bilir İTÜ gerçekten zor! Mimarlık Fakültesi daha da zor. Uyumadan projeler yapıyoruz belki ama havuzun kapısında onları bırakıyorum. Bazen aklıma takıldığı oluyor tabii ki ama kendi kendime “Ceren yapabilirsin, stresini at, tüm gücünü antrenmandan çıkar, sonra sakin kafayla okuluna git” diyorum. Profesyonel sporcu olmanız size zaman yönetimi noktasında da avantaj sağlamıştır.

Tabii ki öyle. Mesela dün bir maket yetiştirilmesi gerekiyordu. İlk bitirenlerden biri bendim. Artık hayatımı o kadar küçük dilimlere sıkıştırmaya alıştım ki her şeye bir şekilde yetişiyorum. Bazen bazı şeyler çakışıyor. Milli Takım kampı oluyor, aynı zamanda okul gezisi oluyor. Hepsinden az az planlamayı öğreniyorsunuz.

Profesyonel sporcu olmak çok zor Türkiye’de. ‘Bu iş nereye gidiyor’ düşüncesine kapıldınız mı? Olduysa da nasıl atlattınız bu durumu?

Gerçekten aslında üzücü bir şey. Sadece kendim için konuşmuyorum. Türkiye'nin dünya çapında altın madalyaları var. Ömer Faruk Saydam 2016'da başladı. Ben ve Muhammed Emin Bay 2017'de altın madalya kazandırdık Türkiye'ye. Geçen sene ülkemizde düzenlenen Gençler Avrupa Şampiyonası'nda gençlerimiz bir sürü madalya aldı. Ama bakıyoruz. Sokağa çıkıp sorduğumuz zaman kaç kişi ismimizi biliyor? Bu birazcık üzücü. Genç bir sporcunun sporda devamlılığını yitirmesine sebep olabilir bu durum. Zaten çevremde var böyle gençler. Geçen sene Avrupa şampiyonasında birinci olan bir sporcunun “Sponsor olmazsa ben bırakırım, kimse bize destek olmayacak mı?” dediğini duyuyorum. Aynı şeyden biz de muzdaripiz maalesef. Evet, tanınmıyoruz ama ben bu sporu tanınmak için yapmıyorum. Ben bu sporu madalya kazanmak için de yapmıyorum. Ben mutlu olduğum için bu sporu yapıyorum. Evet sabah çok erken kalkıyorum, okul gezilerine gidemiyorum, arkadaşlarımın doğum günlerini de kaçırıyorum ama bu tabloya uzaktan baktığım zaman ben bununla gurur duyuyorum. Ben mutluyum. Bu şekilde mutluyum. Vaktimi bu şekilde değerlendirmek benim için en iyisi. Annemlere de söylüyorum. Hep soruyorlar bana. Herkes “Ne zaman bırakacaksın Ceren, yaşlandın” diyorlar! Ben mutlu olmadığımı hissettiğim zaman bırakacağım. Şu an mutluyum o yüzden, devam!

Açıkça sormak isterim. Genç bir sporcu yaşamını sürdürebilir mi bu sporu yaparak? Gerçi federasyon başkanıymışsınız gibi sordum ama…

Paletli yüzme aslında kariyer planı olarak güvenebileceğiniz bir dal değil. Hatta birçok spor değil. Yüzmede de aynı problem var aslında. Bir noktaya kadar geliyorsunuz. Bu işin sakatlığı var, başka problemler ortaya çıkabiliyor. Yeni sporcular yetişiyor. Ben spora, daha doğrusu, tek başına spor yapmaya, ekstra bir okul okunmamasına karşıyım. Ama eğer spora gerçekten bu kadar bağlıysanız BESYO'da da okuyabilirsiniz. Dediğim gibi, paletli yüzme “Hiç okumayım, benim kariyer planım paletli yüzme olsun” diyebileceğiniz bir spor değil. Çünkü bir kazancı yok. Tam tersine hep palet alırken yurtdışından sipariş etmek aslında epey maliyetli bir şey. Hep bir para çıkışı var ama kazanmanız çok zor o parayı!

2017'de 1500 metrede gençler dünya şampiyonu, 400 ve 800'de ise dünya ikinciliği yaşadınız. 200, 400, 800 ve 1500 metre gençler ve büyükler Türkiye rekortmenisiniz. Bundan sonraki hedefiniz nedir peki? Bu başarıları büyüklere de taşımak gibi…

Benim hayalim kendi en iyimi yapmak ve mutlu olmak. Daha somut hayaller istiyorsanız dediğiniz gibi büyüklere taşıyabilmek bu başarıyı. Bu benim “Bu sene yapacağım” dediğim bir şey değil. Gerçekten zor bir süreç. 2017'de dünya şampiyonu oldum ama 2017'de başlamadım o çalışmaya. Yıllardır birikim oldu. Merdiven basamakları gibi. O basamakları çıkmak gerçekten zor bir şey. Şu an o basamakları çıkıyorum. Ne zaman varacağım belli değil. Bunun sonu yok. Derece sizin elinizde, istediğiniz kadar geliştirebilirsiniz. Çok çalışıyorum. İnşallah yakın bir zamanda… Ne kadar yakın, o kadar iyi tabii ki. Olmazsa da oturup ağlayacağım bir şey değil. Ben süreçten keyif alıyorum. Kadın olmak da zor amatör branşlarda spor yapmak da zor. Ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?

Dediğiniz gibi gerçekten bu ülkede kadın olmak çok kolay bir şey değil maalesef. Sporcu olmak da çok kolay bir şey değil. Kadın veya erkek fark etmiyor. Ben çok ciddi bir şekilde, profesyonel olarak spor yaptığımı söylediğimde “Ne zamana kadar spor yapacaksın onu söyle” diyorlar. Bu gerçekten üzücü. Bu sporun tanınırlığının az olması da bizi gerçekten derinden yaralıyor. Tanıtmak çok güç. İlgi az. Televizyonu açtığınız zaman, yanlış anlaşılmasın futbola karşı garezim yok, futbol izlemeyi çok seven bir insanım, diğer sporları da destekliyorum ama bir tane paletli yüzme yarışmasını televizyonda görmeniz mümkün değil. Bu çok üzücü. Bütün sporlar olsun. Gündemi başka şeylerle doldurmak yerine, bu güzel başarılardan bahsetmek mümkün. Dediğim gibi o Avrupa şampiyonasında çok güzel başarılar alan sporcular belki de tanınmadıkları için sporu bırakacaklar. Ve onları teşvik etmek için üç beş kanalda yayınlamak çok zor bir şey olmamalı. Keşke daha çok tanınsak.

Bize de sorumluluk düşüyor burada. Kuru bir madalya haberinden ziyade tanıtmaya önem vermek gerekiyor diye düşünüyorum naçizane. Dünyada nasıl işliyor bu iş mesela?

Öncelikle yurtdışında spor yapan sporcuların şöyle bir artısı var; Rusya'dan örnek vermek gerekirse, işleri bu. Türkiye'de bir kariyer planlaması olamaz diyorum ama yurtdışında bu olabiliyor. BESYO gibi okullara devam edip veya lisede günde çift antrenman yapabilecek programlara sahip olabiliyorlar. Maalesef bizde bu mümkün değil. Antrenmandan çıktım. Okulum 17.30'da bitiyor. Günümün yarısını metrolarda, trafikte, İstanbul'un sıkışıklığında geçiriyorum. 24 saati ne kadar verimli kullanırsam kullanayım, onlar kadar antrenman yapma şansım maalesef olmuyor. Sesimizi duyurmamız konusunda yardımcı olduğunuz için size de çok teşekkür ediyorum. Türkiye'de bu iş çok zor. Yurtdışında bu işe yapılan yatırımlar daha fazla. Bu sporun tanınması için çok uğraşılıyor. Hatta şu anda CMAS'ın (Dünya Sualtı Sporları Federasyonu) en büyük hedefi sporu olimpik yapabilmek. Standartlarla ilgili problemler sebebiyle bu gerçekleştirilemiyor. Türkiye de çok destekçisi… Belki olimpik olursa biraz daha duyulabilir. Sporcuları teşvik edebilir. Dünya şampiyonu olunsa bile, Avrupa şampiyonu olunsa bile çok da sesimizi duyuramıyoruz. Olimpiyat herkesin televizyonlara kilitlendiği bir şey olduğu için belki orada başarı almak adına çok çalışabilir sporcular. Bu da bizim adımıza çok güzel olur. Bakalım…

Boş zamanınız oluyor mu, neler yapıyorsunuz?

Öncelikle boş zaman yaratamıyorum! Haftada 6 gün havuzda antrenmanım var. Pazartesiden cumartesiye kadar tüm antrenmanlarımı sabahları yapıyorum. 8 gibi havuzdan çıkıyorum Maslak'ta. 8.30'da Taksim'e yetişmem gerekiyor. 8.30'da giriyorum 12.30'da çıkıyorum. Yemek yiyorum. 13.30'da başlayıp 17.30'da -bazen 19.00'a kadar da sürüyor okul ama- 17.30 dersek çıkıyorum, eve geliyorum, bisiklet yapabilirsem yapıyorum, erken çıktıysam belki bir ihtimal ‘fitness'a gidebiliyorum. Bu sene benim için çok zor. Fitness'a, bisiklete yetişmek çok zor ama en azında bisikletle desteklemeye çalışıyorum. Yatıyorum saat 21.30'da, sabah yine aynı tempoya başlıyorum.

Güçlü bir sporcusunuz aynı zamanda genç bir bireysiniz. Bazı günlerde ‘Kalkıyoruz ama…’ hissi geliyor mu, merak ediyorum? Nasıl başa çıkıyorsunuz bununla?

Başta da söylediğim gibi profesyonel spor yapmak gerçekten çok zor. Hiçbir doktor da size tavsiye etmez bu arada profesyonel sporu. Sağlığınıza bile bir noktada zarar verebilecek bir şey. Ama tutkuluysanız bu iş için, gerçekten severek kalkıyorsanız, uyanıyorsunuz bir şekilde. O sıcacık yatağınızdan çıkıyorsunuz, geliyorsunuz havuza. Ben antrenman kaçırmayı asla sevmeyen bir insanım. Bazen proje sebebiyle gidemiyorum ve çok üzülüyorum. Benim için gerçekten çok üzücü oluyor antrenman kaçırmak. Dediğim gibi çok seviyorsanız o sıcacık yataktan kalkıyorsunuz, buz gibi suya giriyorsunuz! Dizi falan izliyor musunuz? En azından bisiklet başında…

Bisiklet başında bazen izliyorum… Kitap okumaya çalışıyorum, bazen projeye kafa yoruyorum. Benim için ekstra bir zaman olduğu için yine kaliteli değerlendirmeye çalışıyorum. Ama bazı günler çok bitmiş oluyorum, öyle bir şey buluyorum. Önümde konuşsun…Ben aslında yaz tatillerimi dizi izleyerek geçiriyorum. Hatta şöyle söyleyeyim, geçen yaz Friends'i ikinci kez bitirdim. Favori dizim o. Boş vaktim olduğunda Friends veya How I Met Your Mother'dan bir rastgele bir bölüm açıyorum. Zaten hepsini izlediğim için bir bölüm oynuyor önümde…

Sizi ‘gaza getiren’ favori antrenman müziğiniz var mı?

Her şeyi dinleyen bir insanım. Bazen 70'ler, 80'ler dinliyorum. Bazen rock, bazen rap dinliyorum. Bazen pop… O tamamen ruh halime göre. Ama yarış önceleri beni gaza getirecek rock şarkıları, motivasyon şarkıları dinliyorum. Spotify'da motivasyon şarkıları listeleri açıp gaza geliyorum!

Gençlere, velilere bir mesaj vermenizi isterim.

Bir kişiye bile dokunmak benim için çok önemli. Bu sporun tanınmasını o açıdan da istiyorum. Belki de gerçekten yapmak isteyen ve yapamayan insanlar olabilir. Hiçbir zaman geç değil. Üşenmek… Ne zamana kadar üşeneceksiniz? Sonuçta bu dünyaya bir kez geliyoruz. Kaliteli değerlendirmemiz gerekiyor. Geç değil, 30 yaşında olsanız da gelin, yüzün. Evet, size “Geleceksiniz, paletli yüzme dünya rekortmeni olacaksınız” diyemem. Ama spor kesinlikle yapılmalı ve yaşam tarzına dönüştürülmeli. Yürümek benim için yeterli değil! Tabii ki bir şekilde hareket çok önemli ama sudan uzak kalmayı kimseye tavsiye etmiyorum açıkçası. Kaç yaşında olursanız olun gelin, yüzün. Mutlaka bir spor yapın. Tek şansınız yürümekse de yürüyün. Ama bunu ertelemeyin. Bizim şöyle bir huyumuz var Türk milletinde. Her şeyi erteliyoruz, son ana kadar erteliyoruz. Ve bazen çok geç olabilir. O yüzden elinizde vaktiniz varken güzel değerlendirin. Spor yapanlara da tavsiyem şu; bırakmayın! Sevdiğiniz sporu bulamamış olabilirsiniz. Paletli yüzmeyi sevmediniz belki. O zaman tenis size iyi gelebilir, koşmak size iyi gelebilir. Gerçekten hareket etmeden bir ömrün geçirileceğini düşünmüyorum. Çocuğu öğrenci olan velilere “Sporu bıraktırmayın” diyorum. Altını yüz kez çizerek söylüyorum. Spor çok önemli. Hareket etmek çok önemli. Belki ileride iş hayatında böyle bir şeye fırsatı olmazsa, çocukluğundan da gelen bir alışkanlığı olmazsa hiçbir zaman başlamayacak demektir. Spora mutlaka devam ettirin. Teşvik edin. Dereceler kötü çıkabilir. Bu iş derece için yapılacak bir şey değil. Mutlu olmak için spor yapın. Herkese tavsiyem bu; hareket edin! 07 Nisan 2019 Milli yüzücü Berkay Ömer Öğretir`den olimpiyat bileti Berkay Ömer Öğretir, milli takım seçmelerinde 100 metre kurbağalamada 59.54`lük derecesiyle olimpiyat A barajını geçerek 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları`na katılma hakkı elde etti. İlgili Haberi Oku