SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Fenerbahçe’nin ve Türkiye’nin yelkendeki gururu Alican Kaynar, Sözcü Skor’a özel açıklamalarda bulundu!

Fenerbahçe’nin ve Türkiye’nin yelkendeki gururu Alican Kaynar, Sözcü Skor’a özel açıklamalarda bulundu!

Türkiye’nin yelkendeki en önemli sporcularından biri olan Alican Kaynar, Tokyo 2020’ye bir buçuk sene kala olimpiyat oyunlarında yerini ayırttı ve olimpiyat biletini alan ilk Türk sporcu oldu. Yılın 200 gününü denizde geçiren, Londra 2012 ve Rio 2016’da böy gösteren, Türkiye’ye Dünya Kupası’nda ilk altın madalyasını getiren Alican Kaynar; hedeflerini, hazırlık sürecini ve hikayesini Sözcü Skor’a anlattı. Fenerbahçe Doğuş sporcusu Alican Kaynar, 2016 Rio’da kendisine sponsor olan Ali Koç’un şimdi Fenerbahçe’de başkanlık koltuğunda oturmasına değindi ve kulübün geçtiği süreçten de söz etti.

Yelken, Türkiye'de köklerini güçlü bir şekilde salmaya başlayan ve çok çok iyi sporcular yetiştiren bir branş. Başarılı yelkenciler yetiştiren kulüplerin başında Fenerbahçe, başarılı sporcularımızın başında ise hiç kuşkusuz Alican Kaynar geliyor. Finn sınıfında yarışan 30 yaşındaki sporcu Alican Kaynar, 6 yaşından beri yelkenle uğraşıyor. Londra 2012 ve Rio 2016'da yarışan Kaynar, Tokyo 2020'deki yerini ayırtan ilk Türk sporcu oldu. Artık çok daha tecrübeli bir sporcu olan Alican Kaynar, yaklaşık bir buçuk sene kala Tokyo'da yerini ayırdı ve bu kez güçlü bir şekilde madalya istiyor.

Dünya Kupası'nda Türkiye'nin ilk altın madalyasını kazanan Alican Kaynar, ilham veren bir sporcu, bir baba… Gelecekte de iyi sporcular yetiştirmeyi hedefleyen ve bu hedefini olimpiyat madalyasının bile önüne koyan Alican Kaynar, Sözcü Skor'a hikayesini, hedeflerini, bir baba, bir eş, bir sporcu olarak yaşımını anlattı. Fenerbahçe sporcusu olan Alican Kaynar, 2016'da kendisine sponsor olan Ali Koç'un şimdi kulüpte başkan olmasına da değinirken 6 yaşında adım attığı Fenerbahçe'nin içinden geçtiği sürece de değindi.

Hikayenin en başına dönmek isterim. Nasıl başladı yelken macerası. Çok küçük yaşta başlamışsınız çünkü…

6 yaşında başladım ben. Yelken için küçük bir yaş. Tekneyi kullanmanız gerekiyor. İdeal yaş 8-9'dur aslında. O zamanlar çok farklıydı. Toplamda bir yazda yelkene 8-9 sporcu başlıyordu. Şu anda 200 sporcu başlıyor her sene. Biz bütün yaz eğitim gördük o dönemde. İlk sene biraz zordu ama daha sonra alıştım. Önce yazın her gün geliyordum. Sonra kışın da hafta sonları gelmeye başladım ve o günden beri profesyonelliğe geçene kadar her hafta sonu, artı yarışlar ve kamplarda denize çıkıyordum.

Başka bir spor alternatifiniz var mıydı küçükken?

Basketbol oynadım lisede ama yelken vardı hep benim için.

Aileniz de çok büyük destekçiniz olmuştur bu süreçte…

Çok uzun seneler, profesyonelliğe geçişe kadar ve o geçiş sürecinde çok destek oldular. Sonuç olarak onlar destek olmadığı zaman bu iş olmuyor. Hem maddi hem manevi küçük yaşlardan beri onlar da çok destek oldular.

Aslında detayını da sormak isterim çünkü Türkiye'de zor… Olimpik branşlarda bireysel dallarda çok büyük zorluklar yaşıyor sporcular. Sizinki bir takım sporu ama takım bulup, profesyonelliğe geçene kadar çok zor olsa gerek sürdürmek.

Benim dalım Finn sınıfı bireysel bir dal. Bazıları iki kişilik sınıf ama aslında bireysel bir spor. Bir kere Türkiye’de en büyük sıkıntı bilgi birikimi. Benim başladığım dönemde de elbette antrenörlerimiz vardı ama sizi olimpiyata hazırlayacak ve orada madalya yolunu açacak bir altyapı yoktu. Bu imkanlar biraz geç geldi. O açıdan zordu. Belki de profesyonel yelken sporcusunun az olması da ona bağlıdır. Bir taraftan da eskiden amatör sporlar diyorduk. Hala öyle anılıyor ama aslında amatör spor kalmadı. Örnek verecek olursak; dünyada da eskiden bir yelkenci hem mesleğini icra edip hem yelkende yarışabiliyordu. Şimdi öyle bir şey mümkün değil. Hepsi profesyonel bir şekilde çok büyük devlet destekleriyle, sponsor desteğiyle yarışıyorlar. Çok yüksek bütçeyle… Olimpiyat sonrasında da büyük bütçeli takımlarla America's Cup olsun, Volvo Ocean Race olsun kariyerlerine devam ediyorlar. Biz Türkiye olarak yelkende öncü bir memleket değiliz maalesef ama son 5-6 senede çok büyük başarılar aldık aslında.

Fenerbahçe de köklü bir kulüptür yelkende…

Tabii her zaman olimpiyatlara sporcu gönderen bir kulüp. Aslında yelken her zaman olimpiyatlara 5-6 sporcu gönderen bir branş. Türkiye'den 80, 100 sporcu giderken sadece yelkende Fenerbahçe'nin 3-4 sporcu göndermesi bir başarı. Ama dediğim gibi Türkiye'de yelken bir yola girdi ve her sene üzerine koyarak devam ediyor.

Burada kalifiye eğiticilerin de önemi aslında ortaya çıkıyor.

Elbette. Şimdi en önemli unsur bilgi birikimi yaratıp onu da ülke genelinde paylaşabilmek. Şu anda 5 sporcu varsa bunların antrenörlerle beraber 20-30 kişiye ulaşıp daha sonra bu bilgileri Anadolu kulüpleriyle paylaşıp, bilgi birikimiyle profesyonel sporcular yetiştirmek önemli. Profesyonel bir şekilde sporcu yetiştirmek önemli.

Endüstri mühendisliği mezunusunuz…

Mezun olamadım henüz :) son sınıftayım. Olimpiyat oyunlarından sonra bitirmeyi hedefliyorum.

Profesyonel sporcu için de çok zor olsa gerek, endüstri mühendisliği veya herhangi bir mühendislik eğitimini aynı anda götürmek… Onu nasıl başardınız?

Üst düzey yapıyordum o dönemde de yelkeni. Ama üniversiteye girdiğim zaman kariyerimin yelken olacağından emin değildim pek. Aynı zamanda “normal” bir kariyerim de olmasını istemiştim. Fizikte ve matematikte genel olarak iyi olduğum için bana uygun bir bölümdü. Mühendislik istiyordum o yüzden endüstri mühendisliğini seçtim. Daha sonra üniversite 2. sınıfta Londra 2012'ye gittim. Aslında ondan sonra tam zamanlı olarak başladım ve üniversite geri plana geçti.

Olimpiyat kokusu almak mı etkili oldu?

Hem o var, hem de oyunlardan önceki antrenman temposuna girişim etkili oldu. Yabancı bir antrenörle çalışmaya başladım o dönemde. Yeni bilgiler ediniyordum; olimpiyatta ve dünya şampiyonalarında gerçekten çok iyi sonuçlar alabileceğimizi hissettim.

O yol ayrımına neden geldiniz?

Ben bu ayrımı yaşadığım zaman yelkende profesyonellik yoktu.

Sanki Lefterler zamanından bahsediyormuş gibi oldu :) “Bizim zamanımızda…” diyerek ama aslında 2000'ler… Hatta 2012 Londra öncesi!

Evet öyle ama gerçekten yoktu. :) Eskiden olimpiyat oyunlarına gidenlerin yüzde 95'i kendi mesleklerini icra ediyorlardı. Kimse sadece yelkenci değildi. O yüzden zor bir karardı ve dolayısıyla yelkende başarıyı da aslında göremeyince… Türkiye'den şimdiye kadar başarı da çıkmamış… Uzun seneler boyunca yelkende kalıp o başarıya ulaşamamak da korkutucuydu benim için o dönemde ama dediğim gibi çalıştığım birkaç yabancı antrenör, onlar nasıl olabileceğini gösterdiler. İnandım ben de o yolda ve daha sonra olimpiyat oyunlarından döndükten sonra kulüple oturup ciddi bir strateji planlaması yapmaya çalıştık.

Aslında 2012 hazırlığınız da proje gibi bir şeydi. “Proje” tam da denir mi bilmiyorum ama planlı, programlı bir hazırlıktı diye biliyorum.

Yani… Şu ana kıyasla çok çok daha farklı ama o zaman hedef olimpiyat oyunlarına gidebilmekti. Kota almaktı hedef. Oraya gittiğim zaman madalya potasında olmadığımı biliyordum zaten. Ve bir sonraki hedef de madalya şansına sahip olarak olimpiyata gidebilmekti ki bunu sonra Rio'da (2016) yakaladım aslında. Nitekim ilk iki günde ilk üçteydim. Ondan sonra hep yukarı ivme oldu. Zaten Rio'dan sonra o sinyalleri vermiştik. 2017 ve 2018 sezonları çok sağlam geçti. Türkiye tarihindeki ilk madalyaları aldık yurtdışında. İlk defa Dünya Kupası'nda altın madalya aldık. Akabinde iki tane daha madalya aldık Dünya Kupası'nda. Bundan sonra artık yukarı doğru giden bir ivme var.

Geçmiş için düşünmeye çok da gerek yok ama o zamanlar için “6 yaşımdan itibaren çok sağlam temelli bir eğitim alsaydım çok daha farklı olurdu” diyor musunuz?

Tabii ki. Aslında yurtdışında 12 yaşından sonra sağlam bir bilgi yüklemesi oluyor. 6-12 yaş arasında çocuğun sosyalleşmesi, spor yapması amaçlanıyor 12 yaşından sonra çocuklar belli seçmeleri geçiyor. Şu anda örnek vermek gerekirse belki İngiltere'de ABD'de veya Fransa'da 12 yaşından sonra biraz daha federasyonla beraber o temponun içine giriyorlar. Şu anki rakiplerimin 15-16 yaşında ulaştıkları bilgilere ben belki 22-23 yaşımda ulaşabildim. Aslında bir zaman kaybı oldu. Lakin yelken uzun yıllar yapılan bir spor. 40-42 yaşına kadar yüksek tempoda, olimpik seviyede yapılabiliyor. O yüzden hala önümde iki tane olimpiyat var.

Olimpiyat serüvenleri nasıl geçti? Dereceleri biliyoruz. Çok da önemli başarılar elde ettiniz ama oradaki atmosferi sormak istiyorum. Olimpiyat farklı oluyor.

Elbette çok farklı olimpiyat oyunları. Bizde çok fazla seyirci olmaz. Aslında basının ilgisi de fazla yok yelkende. Olimpiyatla beraber farklı bir ilgi oluyor. Onun dışında bir baskı var. Bütün dünya iki hafta boyunca orayı takip ediyor.

Bir de Dünya Kupası gibi sezon da değil. Ne olacaksa o kısa süre içinde oluyor.

Evet. İlkinde çok heyecan vericiydi.

Londra'nın açılışı da muazzam bir törendi.

Çok güzeldi. O zaman ben 23 yaşındaydım. O yaşlarda çok büyük bir heyecan veriyor.

Televizyonda bile ağzımız açık izledik.

23 yaşında çok büyük bir duyguydu. Türk bayrağı ile yürümek… O duygusal tarafı çok yoğun geçti. O zaman tabii biraz buruk döndüm ülkeye. Çünkü neden biz buraya “hazır gelmedik, neden hazır olamıyoruz” düşünceleriyle… Aslında tüm o sorulardan yola çıkıp sonraki olimpiyat hazırlıklarına başladık. O günden sonra dediğim gibi daha programlı, daha profesyonel bir yaklaşımla, biraz da aslında Türkiye'deki yelken sporundaki hazırlanma metodunu değiştirdik.

Yaptığınız spor aslında çok zorlu, çok da zaman harcamayı isteyen bir spor. Gerçi çoğu profesyonel spor öyle ama yanlış hatırlamıyorsam yılın 200 günü denizde geçiyor sizin için.

Tabii, 200 gün denizde ve toplamda 300 gün antrenmanı tamamlamamız gerekiyor aşağı yukarı. Kamp programlarımız da ona göre yapılıyor.

Ne kadar zamandır bu durum böyle?

Son 4 sene bu şekilde geçiyor. Bu en yüksek ulaşılabilecek antrenman rutini.

Bu seviyede bu gerekiyor ama…

Evet, Rio'dan sonra 3 sene oldu full profesyonel oldum. Okul vardı, her zaman gidemiyordum. Bütçeler bu kadar yüksek değildi. Yurtdışı kampları… İstanbul soğuk oluyor diye Miami'ye gidebiliyoruz. Miami bizim için sadece bir yarış noktası değil aynı zamanda bir hazırlık noktası. Burası çok soğuk oluyor. Ocak ayında bütün Avrupa soğuk. Ve bütün sporcular gidip orada antrenman yapıyor. Biz de o imkanlara son üç senedir ulaşabiliyoruz ancak.

Gençler nasıl yapacaklar bu işi, nasıl sürdürebilecekler? Biraz zorlu bir durum var. Bir devlet desteğine, federasyonun bir yapılanmasına ihtiyaç var gibi duruyor.

Kesinlikle öyle. Bence burada oyunu değiştirecek en büyük etken bir yelken ‘base'i oluşturmak. Şu anda iyi ülkelerin hepsine baktığımız zaman hepsinin antrenman merkezi var. Yelkende bu yok bizde. Aslında bizim de diğer sporlarımızın antrenman merkezleri var. TMOK'un merkezleri var. Ama yelken biraz daha spesifik. Kıyı gerektiriyor. Belki ufak bir marina gerektiriyor… Kıyı kanunu da biraz oraları zorluyor. Maalesef bugüne kadar bir ‘base' oluşturulmamış. Orayı oluşturup, bilgi birikimini de oraya toplayıp, sporcuları orada eğitmek; şu anda yelkenin sonraki olimpiyatlarda kalıcı başarı elde edebilmesi için en doğru metot.

Klişe var ya hani “üç tarafı denizlerle çevrili ülkede…” diye. Peki Türkiye'de en uygun lokasyonlar neresi?

Normalde güney. Bodrum, Çeşme… Bu bölge oldukça iyi. Aslına bakarsanız sadece Türkiye değil, bu bölge Avrupa'nın en iyi -bütün seneye bakarsanız- dört yerinden biri.

Aslında Akdeniz'in doğusu diyebiliriz belki…

Güney olması önemli. Kışın da yelken yapmanız gerekiyor ama aynı zamanda rüzgar da gerekiyor. Hem sıcaklık hem de rüzgar buralarda Avrupa içerisinde en iyi dört yerden bir tanesi. Yunanistan'ın güneyi iyi, İspanya'nın güneyi iyi ve İtalya'nın güneyi iyi.

Şu çıkarımı yapabiliriz: Çok müsaitiz aslında.

Şöyle söyleyeyim size; Türkiye, dünya standartlarında bir yelken merkezi olmak için çok müsait. Kıyıları ve rüzgarıyla. Aynı zamanda ulaşım noktası olarak da. Hem Asya'ya hem Avrupa'ya hizmet verebilir. Bütün kuzey ülkelerinden sporcular kışın gelip antrenman yapabilir. O açıdan çok önemli bir konumdayız. Bunu da hem sporda hem spor turizminde değerlendirmek gerekiyor.

Yarış esnasında her zaman bir sonraki hamleyi düşünürsünüz ama 2009'dan bu yana Finn sınıfındasınız. 10 senedir yelkenle tek başına nasıl bir his? Doğayla da mücadele var aslında.

Yelken sporu çok doğayla iç içe bir spor. Rüzgar, teknede yalnızsınız… Onun dışında strateji ve diğer sporcuların durumuyla birlikte çok kompleks bir spor. Benim bunca senedir yelkende kalmam, yelkeni seçmem de buna bağlı. Sevgim de buna bağlı. Müthiş derecede keyif verici. Vücudu zorlayıcı. Özellikle Finn sınıfı. Finn sınıfı en çok fiziksel performans gerektiren branşlardan biri yelken içinde. Bütün sporcular 95-100 kilo arasında. Boylar 1.85 metre ile iki metre arasında bir skalada değişiyor. Öncelikle yelken elbette çok iyi, sonra da Finn branşı kendisine çok bağlayan bir tekne. Bütün malzemeler nerdeyse kişiye özel yapılıyor. Burada bir ar-ge çalışması da var. Çok ciddi bir mühendislik var. Direkler karbon direk mesela. Farklı materyaller kullanılıyor içerisinde ve kişiye özel yapılıyor. Tekne aynı şekilde. Üretimi, sertliği, yumuşaklığı… Yelkenlerin dizaynına kadar bütün her şeye karışabiliyorsunuz. Kendiniz dizayn edebiliyorsunuz.

Yelkenle bir bütünsünüz aslında.

Kesinlikle. Bütün o hazırlığın içinde malzeme hazırlığı da var çünkü belli bir sürate malzemeniz iyi değilse ulaşamıyorsunuz. Bütün sporcuların ar-ge ile beraber maksimum sürate ulaşma yarışı da var. Denizde bir yarış var ama onun arkasında karada da bir yarış var. Üreticilerle kol kola girilen bir yarış. Aslında biraz da o yönlerde de biz çok kuvvetli bir hale geldik. O da zaten başarının bir parçası. O tarafı da çok cezbediyor beni. Hem doğa sporu olması, mücadelesi hem de diğer taraftan malzeme ve mühendislikle beraber belki mühendislik de yardımcı oldu bana. En azından temelinde işin işleyişini bilmek faydalı oldu. Çoğu zaman üreticilerle oturup bir şekilde geribildirim veriyoruz ve üretici de o geribildirim üzerinden elindeki malzemeyi bir üst seviyeye taşıyor. Orada ilişkileri iyi kurduk. Bence eğitimin getirdiği bilgi birikimi de bana yardımcı oldu.

Aslında 2016 çok istediğimiz gibi de geçmedi. Son ana kadar final şansı vardı. Madalya gelebilirdi belki de… Olimpiyatın öyle de bir zorluğu da var değil mi? Çünkü bütün yarışma çok kısa sürüyor Dünya Kupası'na kıyasla. O anki şartlara da çok bağlı olması zorluyor diye tahmin ediyorum.

Her bölgenin belli karakteristik özellikleri var. Daha önce oraya gidip antrenman yapmak aynı periyotlarda orada çalışmak çok önemli. Rio'ya hazırlanırken tüm imkanlarımız mükemmel değildi. Maddi problemlerimiz de vardı. Kota da biraz geç gelmişti. O açılardan dezavantajlıydık. Yeteri kadar antrenman yapamadık Rio'da. Benim de eksik birçok yönüm vardı. Ki zaten tam anlamıyla profesyonel olalı ve yüksek tempoya gireli bir sene olmuştu. Şimdi çok daha tecrübeliyim. Zaten benim Tokyo'ya gidişimle Rio'ya gidişimi kıyaslamak yanlış olur. Tokyo'ya çok daha bir şekilde gideceğiz ama onun dışında o bir haftada her şey olabilir. Ama en iyi malzeme ile en iyi şekilde Japonya'yı analiz edebilmek önemli. Şimdiden gitmeye başlıyoruz Japonya'ya.

Aslında Japonya da çok zorlu bir bölge gibi düşündürüyor bir okyanus olmasıyla.

Evet ama okyanusta da çok tecrübe kazandık son yıllarda. İspanya'da okyanusta birkaç önemli kampımız oldu son iki kıştır. Bu sene yaklaşık 6 haftalık bir programımız var. İki kere gidip geleceğiz. Daha sonra tekrar olimpiyat öncesi iki tane kampımız olacak Japonya'da. Orayı da çok iyi analiz etmek önümüzdeki dönemde ödevlerimizden bir tanesi.

Tokyo hazırlıkları nasıl gidiyor diye soracaktım aslında ben de… Çünkü bu sefer madalya hedefi vardır diye tahmin ediyorum. Biraz daha hazırlık sürecini açabilir miyiz? 2020'de Türkiye'den olimpiyat kotası alan ilk sporcu oldunuz.

Şu anda ben ve Laser Radial sınıfında yarışan Nazlı Çağla Dönertaş, o da kulübümüzün sporcusu, birlikte aldık. Ben ondan bir gün önce yarışmıştım. 470 sınıfından Deniz ve Ateş Çınar kardeşler var. Onlar da bu yıl alacaklar 4. olimpiyatları olacak kesin gözüyle bakılıyor. Onlar da kariyerlerinde çok büyük adımlar attılar. Büyük başarılar elde ettiler. Onlar da olimpiyatta güçlü olacaklar.

Bunu nasıl bir önemi var?

Bir kere her şeyden önce olimpiyata katılan ülke sayıları çok düştü erkeklerde. Daha önceden kadın ve erkeklerin sayısı eşit değildi. Erkekler daha fazla sporcuyla gidiyordu. Tokyo ile beraber tamamen eşit olacak sayılar. Erkeklerin sayısı ciddi oranda düştü. Çok ciddi bir rekabet var. Şu anda 19 ülke sadece Finn sınıfına katılabilecek. Burada ayrı kıtalardan gelen sporcular da var. Takdir edersiniz ki Avrupa en çetin mücadelenin geçtiği kıta. Kıta kotası almak çok zor. Bütün dünya genelinden almak lazım orada da 12 ülke var sadece. Bütün dünyada 12 ülkenin bir tanesi olmak oldukça zor bir mücadeleydi. Geçtiğimiz dönemlerdeki gibi olimpiyata gitmek eskisi kadar kolay olmayacak. O yüzden erken almak stresi çok büyük ölçüde düşürdü. Bu sene de kota yarışı var. Kota alma mücadelesi verecekler arasında olimpiyat madalyalı, Avrupa şampiyonu, Dünya Kupası'nı birden fazla kez kazanmış sporcular var. Dolayısıyla o yarıştan kurtulup Japonya'ya endeksli bir programa girmek, daha rahat hazırlanabilmek büyük bir konfor. 2018 Dünya Şampiyonası çok önemliydi bizim için. Olimpiyat öncesi en önemli yarışımız 2018 Dünya Şampiyonası'ydı. Orada kota alabilmek çok önemliydi.

Şimdiden Tokyo'nun şartlarını düşünmeye, analiz etmeye başladınız.

Onlar şu an kalifiye olmayı düşünüyorlar. Biz Tokyo'yu düşünüyoruz. Çok büyük bir fark var. Malzeme de yerden yere değişiyor. Japonya'da sert esen rüzgarlar bekleniyor. Biz de bütün ar-ge çalışmamızı oraya kanalize etmiş durumdayız.

Genel olarak hedefleriniz neler daha sonrası için?

Ben yelkeni kariyer olarak karar verdiğim zaman hedef olimpiyat madalyasına ulaşabilmekti. Tokyo için bu olgunluğa ulaştığımı düşünüyorum. Önümüzde hala bir buçuk sene var belki ama… Hedef kesinlikle madalya. Hedef çok iyi performans gösterebilmek. Hedef Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmek ve böyle bir branşta aslında oradaki yarışma da çok hoşuma gidiyor. Çünkü en büyük rakipleriniz Fransa, İngiltere, ABD, Avustralya… Hep çok çok iyi ülkeler. Türkiye'yi onların arasına sokabilme hedefi çok büyük bir motivasyon kaynağı benim için. Hazırız bence artık Tokyo'da olimpiyat için.

Daha sonra için ne dersiniz? Kalifiye eğitmen eksikliği gibi bir durum var. Var mı bu yönde bir hedefiniz? Genç sporcular yetiştirmek.

Bu bence hedef değil. Sonuçta devlet ve kulüp tarafından çok büyük bir yatırım yapılan bir sporcuyum Türkiye adına. Türkiye'yi gerçekten çok önemli bir yerde temsil etmeyi başardım. Çok büyük bir bilgi kazanımımız oldu. Bundan sonraki hedef yelkeni daha yapılabilir kılan Türkiye'de antrenman yapabileceği, olimpiyatlara Türkiye'de hazırlanabileceği bir ortam sağlamak. Ben neredeyse 200 gün yurtdışında geçiriyorum ve bu ciddi bir maliyeti de beraberinde getiriyor. Artık sporcuların Türkiye'de antrenman yapıp, Türkiye'den hazırlanması en büyük hedeflerden biri olmalı. Maliyeti de ciddi bir şekilde düşürmüş oluyoruz. Buna ihtiyacımız var. Özellikle Türkiye'nin durumunu da ele alacak olursak… Bu benim görevim. Bu kadar destek aldıktan sonra bunu bir şekilde geri vermem gerekiyor. Belli bir dönem bilgi birikimimi aktarmam gerekiyor. Üç sporcu beş sporcu olur. Şartlar oluşursa Milli Takım grubunda belki de menajer pozisyonunda bu bilgi birikimimi geri vermem lazım. Onun dışında sistem kurabilmek. Önce bahsettiğim gibi bir ‘base' yaratıp hizmet verebilmek en büyük hedeflerimden bir tanesi. Aslında olimpiyattan daha büyük bir hedef bu. Olimpiyat madalyası tabii ki önemli ama esas amaç geri verebilmek. Benim de buradaki amacım bu. Olimpiyat madalyası bunda çok büyük bir araç.

Nesillere ilham vermek açısından özellikle…

Kesinlikle öyle ama buradaki esas amaç o olmalı bu bilgiyi aktarmak…

Kulüpte nasıl gidiyor durumlar? Zamanında Ali Koç'un da desteği vardı yelkende. Artık Fenerbahçe başkanı Ali Koç…

2016'da sponsorum Koç Grubu'ydu. Bizzat Ali Bey de destek verdi. Çok da takip etmişti. Hiçbir zaman desteğini esirgemedi. Bugün buraya gelmem tesadüf değil. Kulübün çok büyük desteği var. Bu destek artarak devam ediyor. Özellikle 2016'dan sonra Doğuş Grubu'yla da yapılan anlaşmayla ve onların büyük desteği doğrultusunda biz çok daha profesyonel hazırlanabiliyoruz. Dediğim gibi yılın 200 günü yurtdışında olmak, yabancı antrenörlerle çalışmak, ar-ge çalışmaları… Ancak böyle bir destek sayesinde olabilir. Belki de biz çok şanslıyız bu yüzden. Bizden önceki sporcular için böyle şartlar oluşmamıştı. Hem kulüp, hem devlet… İkisinin de büyük desteğiyle beraber 2020'ye çok iyi hazırlanıyoruz.

Fenerbahçe'deki yönetim değişikliğinin size büyük bir etkisi olmadı o zaman.

Yok olmadı. Koç Grubu destek olmuştu, 2016'dan sonra Doğuş Grubu devreye girdi yelken şubesinde 2020'ye kadar planlar yapılmıştı o plan doğrultusunda gidiyor her şey. Bundan sonra her şey sadece daha iyi olabilir. Çünkü ben geçmişe baktığım zaman 24 senedir kulübün içerisindeyim. Her gün neredeyse kulübe gelip gidiyorum. O günden beri hep yukarı giden bir ivme var. Bugün bazı branşlarda başarı olabilir, olmayabilir ama kulübün genel ivmesi her zaman yukarı doğru. Sonuçta Fenerbahçe her zaman Fenerbahçe'dir. Bugün belki futbolda zor bir dönem geçiyor olabilir ama önümüzdeki sene kulüp toparlanacak ve olması gerektiği yere dönecektir.

Takip etme şansınız oluyor mu maçları?

Tabii ki :) sürekli içinde olamasam da takip ediyorum. Bütün branşlarını takip etmeye çalışıyorum.

Siz de kulüp için çok önemli bir branştasınız. Kulübün köklü ve marka branşlarından biri yelken.

Bunu yaratan Fenerbahçe aslında. Yelkeni bu noktaya getiren, yelkenin bir markaya dönüşmesi sponsor çekebilen bir branş olmasını sağlayan Fenerbahçe. Şöyle bir gerçek var; Fenerbahçe Kulübü ile diğer kulüpler arasında büyük bir rekabet yok yelkende. Tamamen olimpiyatta ve milli bir başarı için kulüp destek veriyor. O da aslında Fenerbahçe Kulübü'nün konumunu ortaya çıkarıyor. Milli bir kulüptür Fenerbahçe. Hem spora, hem gençliğe hizmet eden bir kulüptür Fenerbahçe. Kulüplerin hakkını vermek gerekiyor. Kulüp olmasa ben bugün bu noktada olamazdım.

Kulüpler olmasa bu spor bireysel olarak ne kadar yapılabilir bir spor?

Bizim ülkemiz için çok yapılabilir değil. Kuzey ülkelerinde ABD'de belli bir yaşa gelene kadar ailelerin çok büyük bir desteği var. Mesela benim durumumda neredeyse her şeyimi kulüp sağladı 6-7 yaşımdan beri. Yarışlara başladığımdan beri.

300 gün antrenmanla geçiyor. Boş vakit kalıyor mu? Kaldığında da ne yapıyorsunuz? Ben mesela The World Sailing Show'un bir videosunda görmüştüm sizin için “young family man” diyor. Boş zamanlarda ailenizle misiniz? Ayrı kalmak da çok zor oluyordur küçük bir kızınız var…

Çok zor oluyor. Bazen uzun yurtdışı kamplarına onlar da geliyor. Bazen 20-25 gün yurtdışında kalmam gerekiyor. Bazı ülkelerden sporcularla antrenman partnerliği yapılabiliyor. O zaman onlar da yanımda geliyor. Tabii ki en büyük vaktimi ailemle geçiriyorum boş zamanlarımda. Ama onlar da çok büyük destek sağlıyor. Özellikle eşim. Sürekli benimle beraber. O da olimpiyat hazırlığında takımın bir parçası. :) Onlar da çok büyük destek veriyorlar. Onun dışında yine yelken var :) yelkenle yatıp kalkıyoruz.

View this post on Instagram

 

A post shared by Alican Kaynar (@alicankaynar) on

Kızınız farkında mı durumun? Sizin programınızın, spor kariyerinizin…

Şu an 2.5 yaşında. Yavaş yavaş videoları görüyor, yarışları biraz takip ediyor. Eşim izlerken o da izliyor. Televizyonda bir haberde falan görebiliyor. O da yavaş yavaş havaya girmeye başladı. :)

Onun ilişkisi nasıl olacak sporla, tahmininiz nedir?

Bence her gencin bir şekilde spor yapması lazım. Spor aslında başarı için yapılan bir şey değil. Spor genç nesillere disiplin, ahlak, çalışma temposunu empoze eden bir yardımcı unsur aslında. Biz bunu çoğu zaman atlıyoruz. Sporun böyle bir görevi olduğunu… O yüzden kızımın da herhangi bir sporun parçası olmasını isterim.

Yelkenci olmasını ister miydiniz?

Yelken büyük bir avantaj sağlar tabii ona. :) Yelkeni öğrenmesi gerekiyor. Çünkü yelken bir spor değil. Hayatın bir parçası oluyor bir süre sonra. Hobi olarak da yapılabilir. Yat yarışları var. Yatla gezmek için de yelken yapılabilir. Yelkeni öğrenmesi benim için önemli. Onun dışında çok küçük şu an ama belirli bir yaştan sonra göreceğiz. Sporla bağı olursa destekleyeceğiz.

Kız babası olarak endişeleniyor musunuz gelecekten ötürü? Geçtiğimiz sürece de bakarsak… Endişelenmemek elde değil aslında bir baba için.

Herkes tabii ki de çocuğunun geleceği için endişe duyar. Endişe demesek bile düşünür, kafa yorar. Çok büyük bir endişe taşımıyorum açıkçası. Türkiye belki zor bir dönemden geçiyor ama Türkiye şu anda değil geçtiğimiz yüz senedir, 200 senedir, Osmanlı'dan beri zor dönemlerden geçiyor. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Ama bir şekilde zorlu coğrafyanın içinde iyi şeyler de oluyor. Burada herkesin durduğu noktayla örtüşüyor. Önemli olan hem Türkiye hem de dünya için iyi bir birey olmak. İnsanlar bir şekilde kendileri sorumlu bundan da. Biz ona gereken altyapıyı verebilirsek o da kendini iyi bir yerde konumlayacaktır.

Sporun da bunda katkısı olur elbette…

Sporun bunda çok büyük bir katkısı olacaktır.

Spor tanımını yaparken insanlar zorlanabiliyor. Aslında şunu söylemek lazım; “kitleleri bir araya getirmek ve nesillere ilham vermek” gibi çok önemli iki boyutu var. Siz de çok yardımcı olacaksınız ilham veren bir sporcu olarak.

Önce çocuğumuza sonra da yeni yetişecek olan nesillere en azından spordan hayatları boyunca kullanabilecekleri birkaç olgu alabilirlerse, sıkı çalışmak, disiplin ve kurallara uymak gibi… Çünkü bütün branşlarda yelkende de kurallar var. Herkes kurallara uyup yarışıyor. Biz onlara kurallara uyup, hile yapmayarak, doping yapmayarak, rakibe saygı duyarak yarışmaya teşvik edersek onlar da daha sonra hangi işi yaparlarsa yapsınlar o olguları taşıyacaklardır ve aynı zamanda ülkelerine de vefakar insanlar olacaklardır.

View this post on Instagram

 

#tbt Başkanımız ve şube kaptanımızla #fenerbahçe

A post shared by Alican Kaynar (@alicankaynar) on

Eşinizin vegan olduğunu biliyorum. Hatta Instagram hesabından paylaştığı bir yazısı vardı okumuştum.

Aslında tam olarak vegan değil eşim. Daha çok “plant based” besleniyor. Hayvansal ürünlerden biraz uzak durup daha çok yeşil ürünlerle daha sağlıklı olunabileceği kanısında. Ben de onun gibi düşünüyorum. Çok fazla hayvansal ürün tüketiliyor. Biraz da belki büyük markaların yönlendirmesiyle belki de bilemiyorum. O yüzden dönem dönem full vegan beslendiği de oluyor ama vegan fikri başka bir fikir. Ama o yönde olmaya çalışıyor daha çok.

Siz? :)

Benim belli bir diyet programım var.

Onu soracaktım. Vegansanız nasıl oluyor diye…

Vegan sporcular da var ama orada çok büyük bir çalışma göremediğimden dolayı -özellikle sporcular için- diğer insanlar için daha sağlıklı olduklarına dair tezler var. Argümanlar var ve çoğu doktorlar tarafından onaylanmış. Ama spor tarafında performans yönünde kaygılarım olduğu için normal beslenmeme devam ediyorum. Bazı ürünleri de hayatımızdan çıkardık. Mesela süt ürünlerinden biraz uzak duruyoruz. Ama tabii ki kesinlikle yemeyiz diye bir şey de yok. O kadar katı değiliz ama biraz uzak duruyoruz. Buradaki fikirlerden bir tanesi de doğayı koruma. Plastikten uzak durma. Oralarda da elimizden geldiği kadar özellikle ben doğa sporu yapan bir birey olarak doğayla büyük bir bağım var. Zaman zaman görüyorum denizdeki pisliği. Sadece bizde değil, bütün dünyada aynı problem var. Biraz da doğaya sahip çıkma konusunda daha hassas davranıp ne kadar insanları bir araya getirebilirsek bunları empoze çalışıyoruz.

Profesyonel spor kariyeriniz bittiğinde vegan olursunuz belki. :)

Olabilir. :) Denedim aslında birkaç dönem. İnsan çok zinde ve iyi hissediyor kendini. Tavsiye ederim. Özellikle sağlık problemi olan insanlarda “plant based” beslenmenin, yeşil beslenmenin iyileştirici bir etkisi var.

Başka neler yapıyorsunuz boş zamanınızda. Yelkende antrenman sırasında mesela müzik dinleme imkanınız oluyor mu?

Denizde öyle bir imkanımız yok. Dalga sesi, rüzgar sesi var :) ama kara antrenmanlarında dinliyorum. Çeşitli bir müzik zevkim var.

Favori bir parçanız var mı? Hazırlanırken, amiyane tabirle “gaza gelmek için” belki de…

Genelde yeni çıkan parçalardan da bazen dinliyoruz. Artık şarkılar da öneriliyor zevklerinize göre uygulamalarda :). Eskisi gibi değil artık. Ama 80'ler 90'lardan bazen günümüzden karışık dinliyorum. :)

Dizi furyasına daldınız mı?

Dizi izliyorum. Bilirsiniz sporcular antrenman dışı dönemlerinde tamamen dinlenmek durumunda. Kafa boşaltmak gerekiyor. Sabah antrenmanı, öğleden sonra bir antrenman oluyor. Aralarda dinlenmek gerekiyor. Oralarda dizi iyi bir rahatlama yöntemi.

Bu aralar ne izliyorsunuz?

Şu sıralar çok dizi izledim aslında. :) En son izlediklerimden Dogs of Berlin diye bir dizi vardı güzel bir diziydi. Onun dışında Game of Thrones'u takip ediyorum.