SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Arda Turan: Spor sayfalarından transfer olan ‘adam’…

Yıl 2006. Hayatımda ilk kez bir kulübün antrenmanını takip etme imkanım olmuştu. Henüz stajyer bir muhabir olarak Florya Metin Oktay tesislerinden içeri girdiğimde büyülenmiş gibiydim. Çocukken izlediğin yıldızların nasıl antrenman yaptıklarını, aralarındaki şakalaşmalarını görmek kendi mesleğimin ne kadar büyülü olduğunu ve ne kadar şanslı olduğumu bana hissettirmişti.

Staj dönemimde o ilk antrenmana gittiğim gün benimle birlikte Florya’da A takımla ilk antrenmanlarına çıkan bir çocuk vardı. Aslına bakılırsa sahada gerçekten pırlanta gibi parlıyordu. Adı Arda Turan’dı…

Ben, stajım bitip gazetecilik mesleğinde bir yerler bulmaya çalışırken, o çoktan Ali Sami Yen çimlerine çıkmış, unutulmaz bir Avrupa maçında tribünleri büyülemiş ve binlerce kişiye ismini sayıklatmaya başlamıştı bile…

Aynı Arda o sene yine bir Avrupa maçında rakip futbolcuya kafa atmış ve takımını 10 kişi bırakırken yaptığı bu hareket gençliğine verilmişti. Aslına bakılırsa hiçbir futbolcunun yapmaması gereken hareket onun gençliğine verilmiş, yetenekli olması da onu biraz affedilir kılmıştı.

Taraftarın desteğini arkasına olabildiğince alan Arda Turan öyle bir noktaya gelmişti ki, takım arkadaşıyla saha ortasında kavga eden biri olmuştu. Ancak bu olaya rağmen yine haftalarca tribünlerde ismi haykırılmıştı.

İlk antrenmanlarında pırlanta gibi parlayan Arda artık bütün Türkiye’nin tanıdığı yıldız olma yolunda ilerleyen genç bir futbolcuydu. Fatih Terim önderliğinde gidilen 2008 Avrupa Şampiyonası’nda belki de ‘biz bitti demeden bitmez’ olayını ilk başlatan futbolcu da yine o pırlanta Arda Turan’dı. Ev sahibi İsviçre karşısında yağmurlu havada attığı gol, bir ülkeyi ayağa kaldırmış, herkes hep bir ağızdan Arda diye haykırmıştı. Mucizeler yaratan milli takımın da en iyi oyuncularından biri olmuştu.

Bu destek ona hırçınlık konusunda biraz cesaret vermiş olacak ki Arda, Galatasaray’da yine takım arkadaşıyla antrenmanda karşı karşıya gelmiş, bu kez Arda olayı biraz daha abartmış ve bir yumrukla takım arkadaşının dudağını patlatmıştı.

Yaşadığı olaylar, futboldaki yeteneği sayesinde yine arka plandaydı. Yani Arda’nın oynadığı iyi futbol, hırçınlığının önüne geçmişti. Hatta Kadıköy’de oynanan bir Fenerbahçe derbisinde, Fenerbahçeli futbolcular ile yaşadığı tartışma ve daha sonrasında Ali Sami Yen’de oynanan Fenerbahçe maçında, milli takımdan takım arkadaşı Semih Şentürk’e attığı yumruk bile futbol camiasında üzerinde fazla konuşulmadan unutulmuştu.

Tüm bu olaylar yaşanırken üzerindeki medya baskısının arttığı çok konuşulur olmuştu. Öyle ki, yaşadığı sakatlık cinsel hayatına bağlanmış ve bel altı vurularak Arda’nın üzerine fazla gidilmişti.

Gel zaman git zaman ben yavaş yavaş iş hayatına adapte olurken, o ilk antrenmana çıktığı kulübe kaptan olmuş, efsane isimlerin giydiği 10 numaralı formayı sırtına giymişti bile… Piyasada onun için istenilen bonservis bedeli 15 milyon Euro olmuş, yeni kaptan kazandığı para ile lüks yaşantıya çoktan alışmıştı. Bu süre içerisinde ben de kariyerimde önemli bir yer eden ünlü bir gazetenin kadrosuna dahil olmuştum. Aramızda 1 yaş farkı vardı ve kendisini oynadığı futboldan dolayı hayranlıkla izliyordum. Sadece ben değil, taraflı tarafsız herkes onun futbolu ile etkileniyordu, hatta yetenekleri -biraz abartarak- Lionel Messi ile karşılaştırılır olmuştu.

Yıllar geçti, istemesek de büyüdük. Benim kredi kartının asgarisine karşı yükseldiğim yıllarda alt yapısından yetiştiği kulüpte kaptanlığa yükselen Arda, Avrupa’da çoktan isim yapmış ve hatta İspanya’nın en büyük kulüplerinden biri olan Atletico Madrid’e transferini gerçekleştirmişti. Artık o sadece Türkiye’nin değil, dünyanın tanıdığı bir yıldız olmuştu. Oynadığı futbol ile İspanya’da manşetleri süslemiş, biz de Türkiye’de onunla gurur duyup, kendisini her gün manşetlere taşımıştık.

Ne var ki Atletico Madrid formasıyla oynadığı güzel futbol ile konuşulan Arda, bir Barcelona maçında yan hakeme kramponunu fırlatmış ancak bu olay bizde ‘bizim çocuğun Bayrampaşalılığı tuttu’ gibi yorumlarla geçiştirilmişti.

Arda Turan oynadığı iyi futbol ile birlikte İspanya’da yaşadığı lig ve Avrupa şampiyonluğunun ardından, 29 yaşında kariyerinde zirve yaşayıp 41 milyon Euro’ya dünyanın en iyi kulüplerinden biri olan Barcelona’ya transfer olurken, bu kez manşetler ‘Bravo bizim çocuğa’ diye süslenmişti. Barcelona artık ‘Ardalı Barcelona’ydı, sanki bizim için hiç Arda’sız olmamış gibiydi.

Barcelona rüyası başladığında herkes büyük bir heyecanla Katalanların maçını bekliyor, Arda her topu ayağına aldığında iyi şeyler yapsın diye dualar ediyordu. Ancak tersine giden bir şeyler vardı. Barcelona kulübünden paylaşılan videolarda takımdaki futbolcuların yeteneklerinden bahsedilirken, Arda’nın adı ‘bay telefon’a çıkıyor, her arkadaşı onun bir telefon bağımlısı olduğunu söylüyordu. İspanya’daki gururumuz Arda’nın popülerliği çok artmış, Türk sporunda da döneminin 1 numaralı ismi olmuştu. Artık Arda’yı sahadan çok televizyon programlarında görür hale gelmiştik. Öyle ki Arda da saha dışını o kadar çok sevmişti ki, birden yılbaşı programlarının en çok aranan ismi olmuştu.

2008 yılında mucizeyi yaşatan oyunculardan biri olan Arda, bu kez 2016 yazında kötü geçen bir Avrupa Şampiyonası’nın ardından, baba oğul ilişkisi içinde olduğu, Barcelona transferinde bile telefon açıp transferini ilk söylediği isim olan Fatih Terim ile problemler yaşamış, pırlanta çocuk bu kez manşetlerde primci çocuk olarak sahneye çıkmıştı. Hatta bu iş o kadar büyümüştü ki, belki de dünya futboluna çıkardığımız en büyük isim olan Arda Turan, milli takımı bıraktığını bile açıklamıştı. Aynı zamanda, Barcelona transferinde bile yanında olan ve benim de mesleki açıdan birçok ders aldığım Bilal Meşe ile yaşadığı olay ve ardından milli takımda yaşanan sıkıntılar artık galiba zirvedeki Arda’nın o zirvede oksijeninin azaldığını bize göstermişti… Yaşanan bu olayların ardından Barcelona, Arda’yı kadrosuna kattığına belki de pişman oluyor ve onlara uygun olmadığının farkına varıyordu. Biz ‘gururumuz Arda’ haberleri yaparken, birden ‘Arda yine yok’ haberleri yapmak durumunda kalıyorduk. İşin garibi spor medyasından biri olarak artık Arda’nın haberlerini yaparken magazin servisinde çalışan arkadaşlarımız ile rekabete girer olmuştuk.

Arda 31 yaşına geldiğinde, biz artık sadece Arda ile ilgili ‘şu kadar maç ceza aldı’ haberi yaparken, kendisinin spor sayfalarında yeri gittikçe azalmaya başlamıştı. Arda ile ilgili spor basınında yapılan haberler sadece ‘değeri azaldı’, ‘acaba ne zaman sahalara dönecek?’ olmuştu. İlk başlarda haberini yaparken heyecanlandığımız, maçlarını izlerken “Arda’ya pas verin” dediğimiz yıldızımızın haberlerini artık giremez olmuştuk. Çünkü ajanslardan gelen Arda haberleri spor servisinden değil, adliye ve magazin servisi tarafından servis edilir olmuştu.

Hayat çok garip… 2006 yılında pırlanta gibi parlayan, yükselişini izlediğimiz, gurur duyduğumuz birlikte yaş aldığımız Arda, 2018 yılında artık spor servisinden adliye ve magazin servisine transfer oluyor artık. Bende ise değişen pek bir şey yok, kredi kartının asgarisi hariç.

Yazarın Diğer Yazıları