SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Matematik öğretmeni ve triatlet İpek Onaran’dan Sözcü Skor’a özel açıklamalar

Full IronMan Kuzey Amerika Şampiyonası’nda yaş kategorisinde ikinci olmayı başaran ve Dünya Şampiyonası’na katılmaya hak kazanan triatlet İpek Onaran, Sözcü Skor’un sorularını yanıtladı. Aynı zamanda matematik öğretmenliği de yapan Onaran, hedeflerini, hikayesini, iki zorlu işi nasıl düzenli bir şekilde sürdürebildiğini ve çocuklara verdiği mesajları anlattı.

Türkiye'de yaşamak zor. Genel olarak Dünya’da yaşamak pek kolay değil gerçi ama bizde daha zor sanki. Acı ama gerçek. Farklı alanlarda pek çok zorluklar yaşıyor insanımız. Bu zorluklar içinden rastgele üç tane seçelim mesela… Kadın olmak, öğretmen olmak, bireysel bir branşta profesyonel sporcu olmak. Türkiye'de bu üçlünün altından tek başına kalkabilen bir örnek var. Nesillere ilham veriyor, başarıdan başarıya koşuyor… Yüzüyor, pedal çeviriyor! Matematik öğretmeni bir triatlet İpek Onaran. Veya triatlet bir matematik öğretmeni. Onun için bir farkı yok. Sabah antrenman yapıyor, dokuz saat derse giriyor, akşam tekrar antrenman… Bize inanılmaz gelen, onun rutini aslında ve mesela bir öğrencisinin hedefi tenisçi, çevirmen ve doktor olmak. Full IronMan Kuzey Amerika Şampiyonası'nda yaş kategorisinde ikinci olarak Dünya Şampiyonası'na katılma hakkı kazanan İpek Onaran, merak edilen soruları Sözcü Skor için yanıtladı, hedeflerini ve hikayesini aktardı. Karşınızda İpek Onaran!

Hoş geldiniz ve tebrikler.

Teşekkür ederim.

Öncelikle nedir bu “IronMan” bilmeyenler için kısaca nasıl anlatabiliriz? 70.3, 140.6 ne anlama geliyor?

Triatlon sporu üç disiplinden oluşan bir spor. 2000 yılında yaz olimpiyat oyunlarına dahil edildi. Olimpik triatlon 1.5 km yüzme, 40 km bisiklet ve 10 km koşudan oluşuyor. Bu olimpik mesafe. Benim yaptığım IronMan yarışı ise aslında bir marka. Triatlon mesafesinden daha uzun oluyor. “70.3” denen Half IronMan yarışı 1.9 km yüzme, 90 km bisiklet ve 21 km koşudan oluşuyor. “70.3” denmesinin de sebebi; bütün bu mesafeleri toplayıp mile çevirdiğinizde 70.3 mile tekabül etmesi. 140.6 Full IronMan ise bu mesafelerin tam iki katı.

İlk defa Full IronMan'e katıldınız.

Evet, ben genelde Half IronMan mesafesinde yarışıyordum. Bundan önceki kariyerimde çok olimpik mesafe de yarıştım ama 2014'ten beri Half IronMan mesafesi yapıyordum. Bu sene ilk defa Full IronMan mesafesi denedim. Geçtiğimiz nisan ayındaydı. 28 Nisan'da Teksas'ta yapıldı.

Peki bu macera nasıl başladı?

Ben 6 yaşında yüzmeye başladım. Sonra antrenörümün yönlendirmesiyle 11 yaşımda triatlona geçtim. Daha o dönemde triatlon federasyonu bile yoktu. Bisiklet ve triatlon federasyonu beraberdi. Ama o dönemlerde Çeşme'de mahalli bir yarış yapılıyordu. Çeşme'den çok katılanlar vardı. Çeşme'deki halktan katılan vardı. İzmir'den çok gelen vardı. Ben de o zamanlar 11 yaşındaydım ve bisikletim bile yoktu. Babam da spor konusunda bizi çok teşvik eder. Gazetede ilanı görünce, “Siz de katılacaksınız” dedi. “Nasıl yani” dedim. “Benim pinokyo bisikletim var olur mu” dedim. “Olur, ne olacak keyfine yarışıyorsunuz” dedi. Ben o yarışta genel klasman birincisi olmuştum ve bana çok güzel bir bisiklet hediye etmişlerdi. Düşünsenize 11 yaşında çok havalı bir bisikletiniz oluyor. Ben de sanırım biraz kazanmanın tadını alınca bir de babamın desteğiyle spora başlamış oldum.

Spor da çağırmış aslında sizi.

Kesinlikle.

Triatlona bakınca sizin bir avantajlı olduğunuzu düşünüyorum. Yüzmeyle başlamınız ciddi bir avantaj bence. Size nasıl bir avantaj sağlıyor yüzmeyle başlamış olmak.

Yüzme disiplini ufak yaşlarda başlamanız ve belli bir tekniğe sahip olmanız gereken bir disiplin. Ve bu tekniği de ufak yaşlarda başlayarak elde edebiliyorsunuz. Ama bu tek başına belirleyici değil. Zira triatlonda yüzme tamam, teknik gereken ufak yaşta başlamanız gereken bir disiplin ama yüzmeden çıktıktan sonra bisiklet var, bisiklette enerjinizi iyi koruyamazsanız en rahat olduğunuz koşu size en işkence veren branş olabiliyor. Yani yüzme size yarışı kazandırmıyor ama kaybettirebilir. Elbette yüzmeye erken başlamak avantaj ama tek başına belirleyici değil. Spora başlayanlar yüzmeyi belli bir seviyeye getirip diğer branşlarda ilerleyebilirler.

Yüzme antrenmanları nasıl yapıyorsunuz?

O konuda çok şanslıyım çalıştığım kurumun yüzme havuzu var. İşe hiç trafiğe girmmedenn erken gidiyorum yarım saat erken kalkarak trafikten kurtulmuş oluyorum. Antrenmanı yapıyorum, dokuz saat derse giriyorum, sonra tekrar antrenman yapıyorum. İstanbul'da havuz konusu sıkıntılı olabiliyor ama belediyelerin de çok güzel havuzları var.

Denize nasıl adapte oluyorsunuz? Deniz farklı olsa gerek…

Yarışlarda tecrübe ediyorsunuz. Çünkü havuz yüzücüsü ve açık deniz yüzücüsü farklı. Bu biraz tecrübeyle ilgili. Fırsat buldukça açık deniz yüzme yarışlarına katılmaya çalışıyorum. Onun dışında yazın ne zaman fırsat bulursam, wet suit giyerek ya da wet suit olmaksızın açık deniz antrenmanı yapıyoruz. Onun için belli günler ayırıyoruz. “BİLMEDİĞİ ŞEY İNSANI KORKUTUYOR”

İki parçalı bir soru sormak istiyorum. Şöyle başlamak gerekirse; hep sabırlı ve dirayetli bir insan mıydınız? Mental olarak hep sağlam bir insan mıydınız? Çünkü triatlon yarışını tamamlamak cidden çok zor. :) Kim anlatsa bu işin zorluğundan bahsediyor. Maraton, ultra maraton… Bu yarışları tamamlamak gerçekten çok zor.

Aslında bilmediğiniz şey sizi korkutuyor. Belli bir performansın üstünde bir beklentiniz varsa hepsi zor. Siz buna kendinize bir hedef koyarak ve bu hedefi gerçekçi bir zaman dilimine yayılmış bir şekilde programlama yaparak bu zorluğu kaldırıyorsunuz. Size şöyle bir örnek vereyim. Ben ilk maratonumu koştuğumda çok güzel bir derece elde etmiştim. İlk maratonumu koştuğum dönemde arabamı yeni almıştım. Bostancı'dan Çekmeköy'e ilk defa tek başıma arabayla gidecektim. İlk defa tek başıma arabayla gittim, geldim ağabeyim arıyor beni, “İpek çok güzel maraton koşmuşsun” falan gibi bir şeyler söylüyor. Ben de abime “Abi bugün ben Çekmeköy'e arabayla gittim biliyor musun?” diye onu anlatıyorum. O bana maratonu soruyor ben ona ilk araba yolculuğumu anlatıyorum. “Kızım böyle bir derece koşmuşsun bana arabayı mı anlatıyorsun” dedi. Ben onu yapmadığım ve çalışmadığım için araba kullanmak bana çok korkutucu geliyordu. Maraton bana “Ne olacak koştum” gibi geliyordu. O yüzden, bilmediğiniz, çalışmadığınız şey sizi çok korkutuyor. Kas hafızası nasıl varsa, mental hafıza da var. Siz kendinizi zorladığınız yere geldiğinizde, “Ben artık yapamıyorum” dediğiniz zaman, bir daha kendinizi o acı eşiğine taşıyamıyorsunuz. Ben sanırım sürekli o acı eşiğini yukarı çıkarmayı da seviyorum.

Çünkü yarışta özellikle son kilometrelerin özellikle daha zor olduğundan bahsediyor pek çok farklı sporcu. Bir başka örnek vermek gerekirse; Haruki Murakami, “Koşmasaydım Yazamazdım” adlı kitabında ki çok önemli, çok güzel bir kitap. Çok sevdiğim bir kitap. Maratonu ve triatlonu, ikisinin mental yapısını çok güzel anlatıyor.

Evet, mental dayanıklılık çok önemli.

Şöyle bir alıntı yapacağım: “Biz toplumdaki sıra dışı insanlarız aslında. Bir düşünsenize. Sporcuların neredeyse tamamı işleri ile evleri arasında geçen bir yaşam sürüyorlar. Bunun üzerine bir de yüzme, bisiklet ve koşu antrenmanlarını, hem de bir hayli zorlu antrenmanları günlük olarak yapmak zorundalar. Elbette bu, zaman alıyor, enerji harcamak gerekiyor. Dünyadaki genel kanıya bakacak olursak, hiç de doğru düzgün bir yaşantı diyemeyiz herhalde. Tuhaf, acayip insan, denildiğinde bundan şikayetçi olamayız.” Siz o yüzden biraz tuhaf mısınız? Öyle diyebilir miyiz? :)

Bu bana sosyal medyada çok yöneltilen bir soru. “İpek, triatlona başlamak istesek sosyal hayatımız bitecekmiş”, “Hala bir sevgilimiz kalırsa ve onunla sinemaya gidersek triatlon polisi gelip bize ekstradan antrenman yazacakmış” :) Böyle çok ütopik şeyler duyuyorum. Şöyle bir korku olmasın; bu sporu yapan insanlar sosyalleşmek için de vakit ayırıyorlar. Sadece daha rafine. Yani hayatımda şu olmuyor; haydi gel bu hafta sonu güneye gidelim gibi bir cümle olmuyor. Güneye gidiyorum ama her şeyi planlı programlı yapıyorum. Ben pazar günü bütün haftanın planını yapıyorum ve bu planlama içinde ben de kuaföre gidiyorum, arkadaşlarımla sinemaya gidiyorum. Sadece gece 12'lere, 1'lere kadar bir etkinlik olmuyor. Zaten artık arkadaş çevrem ister istemez antrenman çevresinden olduğu için akşam yemek yiyoruz 10 olunca “Haydi arkadaşlar sabah 5'te kalkacağız” diyip herkes evlerine dağılıyor.

Bu aslında tuhaf falan demiş Murakami ama bütün profesyonel sporcular için bu böyle. Sezon var, ve sezon sırasında her şeyiniz programlı olmak zorunda.

Kesinlikle. Belli bir performans üstü hepsi böyle. Performans beklentiniz yoksa da çok keyifli, çok şeyler öğrenebileceğiniz bir branş. Şunu düşünüyorum; hayatla çok paralel. Biz nasıl bir gün bir yarış için hazırlanıyoruz, nasıl yarışta bir sürü terslik olabilirse, siz de iş için bir proje yapabiliyorsunuz ve o projeyi sunarken de terslik yaşayabiliyorsunuz. Buna o anda nasıl cevap vereceğinizle alakalı bir durum.

Aynı zamanda öğretmensiniz.

Evet.

İşin “garip” kısmı da o. :) Biz “normal” insanlar buna “garip” diyoruz diyelim. Çoğumuza imkansız gibi gözüken bir şey yapıyorsunuz. Sizin şöyle bir sözünüzü okumuştum: “Bir tek İpek Onaran var, mesleği öğretmenlik olan bir sporcu.” Bu durumu nasıl tanımlıyorsunuz? Bize biraz garip gelebiliyor.

Dışarıdan bakan insanlar normal olarak bunu “anormal” olarak görüyor. Veya süper güçlerimin olduğunu falan düşünüyorlar. Keşke öyle olsa. Aslında ne süper gücüm, ya da başka bir şey… Sadece ben hayatıma hedef koyuyorum ve bu hedef doğrultusunda ilerliyorum. Bu hedef benim planlamam içerisinde Vikings'ten beş bölüm arka arkaya izlemek olmuyor! Aslında planlama yaptığınızda ne kadar çok boş vaktinizin olduğunu fark ediyorsunuz. Ben sadece bu boş vakitlerimi daha sağlıklı bir şekilde değerlendiriyorum. Dediğim gibi bu planlama işi. Sosyalleşme de olabiliyor. Dışarıdan bakıldığında algı. Bir insanın iki işte başarılı olamayacağı… Aslında sadece algımız bu yönde. Bu örneklerde bir tek ben yokum. Hem iş hayatında hem spor hayatında çok insan var. Çok arkadaşım var. Sırf triatlon değil, diğer branşlarda da. Zaten ben öğrencilerimde şunu görüyorum. Farklı branşta uğraşan, bu spor olur, resim olur, sanat olur… Bunlarla uğraşan öğrencilerin zaman yönetimi de çok etkili oluyor. Zaten zaman yönetimini etkili bir şekilde uygulayınca bunu tüm hayatına adapte edebiliyorlar.

Bu sanki biraz triatlona özgü bir durum. Daha fazla rastlıyorum. Triatlon sporcularına bakınca farklı bir hayatları var gibi duruyor ama aslında tek bir hayat ve güzel bir zaman yönetimi var.

Evet, aynen öyle.

Aslında bu triatlonun doğasında mı var? Çok uzun bir mesafeyi yarıştığınız için, -ortaya atıyorum ama- bisikletin son bölümünde biraz daha tempo düşürmek gibi koşuya hazırlık, gücünüzü dengeli kullanmak bu da aslında zaman planlamaya giriyor.

Tabii ki elbette, bunun antrenmanını da yapıyoruz. Bisiklete binebilirsiniz, koşabilirsiniz ama bisikletin üzerine koşabiliyor musunuz? Tamamen farklı kaslar olduğu için ona göre hazırlanıyoruz. Her yarışında farklı stratejileri var. Dediğiniz gibi bisikletin son kısmında koşuya enerji saklamak için temponuzu düşürebilirsiniz. Her yarış için bu farklı. Yine dediğiniz gibi bir planlama yapıyoruz.

Yüzme, bisiklet ve koşu. Aslında tenisteki forehand, backhand, servis gibi mesela. Üç tekniğin birleşimi triatlon. Birbirinden tamamen kopartamayız. Ama muhakkak her sporcunun da “şurasını biraz parlatsam güzel olur” dediği bir tekniği vardır.

Evet, benim de üç branş içerisinde en zayıf branşım bisiklet.

Dünya şampiyonasına katılacaksınız. “Zayıf” da değil aslında ama nispeten diyelim. :)

Elbette :) yani diğer branşlara nazaran en zayıf olduğum branşım bisiklet oluyor. Çünkü, bisiklet zaman isteyen bir branş ve İstanbul'da… Sırf İstanbul için de geçerli değil. Büyük şehirler spor yapmaya yapı itibariyle elverişli değil. New York'ta da aynı şekilde. İyi sporcuların çoğu daha çok şehir merkezlerinden değil, dışarıdaki şehirlerden çıkarlar. İstanbul'da da bu sorunumuz var ve bir de kovalayan köpek sorunumuz var :) Isırmıyorlar diyorlar ama ısıranlar da oluyor. O yüzden bisiklete binmek için genellikle Şile'ye gidiyorum. Ama Şile'ye de gitmesi, gelmesi, bisikleti indirip, kaldırması falan bütün gününüzü alıyor. Ben de çalıştığım için çok sık tekrar edemeyeceğimden haftada bir kez yapabiliyorum. Bisiklet performansımın da bu yüzden düşük olduğunu düşünüyorum. “ÖĞRENCİLERİM ‘HEM DOKTOR HEM TENİSÇİ OLABİLİRİM’ DİYOR”

Çocuklar üzerindeki etkiniz nasıl oluyor? Onlar mutlaka sizi idol olarak görüyorlar. Siz onlara özellikle bir mesaj veriyor musunuz?

Benim bir öğretmen olarak belli bir görev tanımım var. O görev tanımı dışına çıkmıyorum. Müfredatımız neyse onun dışına çıkmıyorum. Ama şunu yapıyorum. Öğrencilerin benden tek öğrendikleri şeyin matematik olmadığını da düşünüyorum. Bununla ilgili bazen veli toplantılarda geri dönüşler de alıyorum. Mesela bazıları, “Doktor olacağım bir de yanında tenisçi olacağım, çevirmen de olacağım” gibi iki meslek, üç meslek aynı anda yapmak istiyorlar. Veli toplantılarında şöyle dönüşler de oluyor mesela tenis oynayan bir öğrencim vardı annesi, “şu an her gün tenise gidiyorsun ama TEOG zamanında her gün gidemezsin” demiş. O da benim TEDx konuşmamı dinlemiş, “Hayır, benim öğretmenim hem her gün antrenman yapmış hem de anadolu lisesini kazanmış. O yaptıysa ben de yapabilirim” demiş. Duyunca tabii benim gözlerim doldu hemen. :) Böyle hissettiklerini görüyorum. Artık sadece matematik sorularının içine yüzme, bisiklet katıyorum. Bu da benim tek eğlencem oluyor.

Özel bir okulda öğretmenlik yapıyorsunuz, okulunuzun ve ailenizin size nasıl bir desteği oluyor. Çünkü zor bir durum.

Şu anki çalıştığım kurumdan çok memnunum. Çalıştığım kurum, sporun veya herhangi bir sanatsal etkinliğin çocuğun gelişiminde nasıl etkili olduğunu bilen ve bunu uygulayan bir kurum. Bizde cuma günleri öğlene kadar dersleri var. Öğleden sonra bütün günü etkinliklere ayırıyorlar. Bizde yelken kulübünden yüzme kulübüne kadar bütün kulüpler var. Kilolu bir öğrenci varsa onu bile teşvik edip, yönlendiriyorlar. Kurucumuz benimle bu yüzden çalışmamı istedi. Olumsuz örnekler de oldu kariyerimde. Okul daha başlamadan arayıp, “bu öğretmen de bu kadar çok etkinlik yapıyorsa, çocuğuma ders anlatamaz” şeklinde tepkiler de oldu. Çalıştığım kurum da bunun ne kadar değerli ve çocuklar için ne kadar olumlu bir durum olduğunu bilen bir kurum.

Hepsinin arkasında ise ailem var. Başlangıçtan beri ailem destekledi beni. En güzeli, beni hiçbir zaman seçim yapmak zorunda bırakmadılar. Benim dönemimde genelde spor mu, akademik kariyer mi diye seçim yapılırdı. Matematik bölümünü kazandığımda bir sene hazırlık okumuştum ve o zaman milli takımdaydım. O zaman babama “Baba, ben matematiği bırakıyorum, yatay geçişten BESYO'ya geçeceğim” dedim. Sınava girmem yeterliydi milli sporcu olduğum için. Babam da “Tamam kızım” dedi. “Ne karar verirsen arkandayız. Ama sen Türkiye şartlarını da düşün, ona göre ne istiyorsan karar ver” dedi. Öyle deyince bir durdum ve matematikte devam ettim. Tersini söylese eminim BESYO'yu seçerdim. Velilere de hep söylüyorum çocuklarınıza seçme şansı bırakın. Onlar seçtikleri zaman istedikleri şeyi seçiyorlar ve ne yaparlarsa başarılı yapıyorlar.

İşin iki tarafında olduğunuz için sormam lazım. Az önce bahsettiğiniz; çok küçük yaşlarda bile “ikisinin beraber gitmeyeceği” algısı. Benim bile mahallemde bir sürü klasik futbol hikayesi var; “Ya işte kulübe de gidecektim de okulda dersler aksar diye göndermediler” gibi. Bunu aslında futbol özelinden de çıkarmak gerekiyor. Bunu sizden duymak istiyorum. Gerçekten ayırmak mı gerekiyor?

Kesinlikle hayır. İkisinin birbirini olumlu etkileyen bir sürü noktası var.

Mesela zaman yönetimi gibi…

Zaman yönetimi olan öğrenci, her şeyde başarılı oluyor. Neyi ne zaman yapmaları gerektiğini biliyorlar. Benim yakın arkadaşımın sekizinci sınıfta çocukları vardı. İkisi de voleybola gidiyordu. Birini sınav dönemi okuldan aldılar, diğeri devam etti. İkisinin arasında bir net fark var. Şimdi de “keşke almasaydım spordan” diyorlar. Hep ders olacak diye bir şey de yok. Onun bir deplasmanda öğreneceği şeyi ben ona matematik dersinde anlatamam. Kesirleri her zaman öğrenir ama dediğim şeyler -zaman yönetimi, paylaşım, sosyal zeka- bizim derslerde öğretebileceğimiz şeyler değil.

Hem öğretmensiniz, hem de ferdi bir branşta sporcusunuz. Bu Türkiye için aslında çifte bela :).

Evet :)

Bunun maddi sıkıntılarını nasıl aştınız? Bunu böyle direkt sormak ne kadar doğru ama… Aştınız mı, yoksa hala zorluk çekiyor musunuz? Çünkü ferdi bir branşta profesyonel olarak çok zor Türkiye'de. En azından sponsor bulana kadar.

Kesinlikle öyle. Çünkü Türkiye'de hala sonuç odaklı çalışıyorlar. Sürecimiz çok önemli aslında. Ve bunun yurtdışında çok güzel örnekleri var. Triatlona bir yatırım var. Bizde ise önce bir başarı olsun. Şanslıysa bir şeyler olabiliyor. Triatlon da aslında dışarıdan bakıldığında pahalı bir spor. Çünkü bisikletlerimiz var ve eğer performans beklentiniz varsa o bisikletler araba fiyatına çıkıyor. Yarışlar, uçak biletleri, kayıtları falan… Dışarıdan bakınca çok korkuyorlar. Triatlon yapmak isteyenlerin bisikletinin illa karbon olmasına gerek yok. Basit bir bisiklet de iş görüyor. Bir mayo, bir bisiklet ve bir koşu ayakkabısı yeterli. Ben de bu maddi zorlukları bir noktaya gelene kadar yaşadım ve o noktaya kadar da ailem bana destek oldu. Zaten o yüzden bir yedi sene ara vermek zorunda kaldım. Üniversiteden sonra iş bulma, İstanbul'a taşınma, yerleşme derken ancak kendimi toparlayabilmiştim. Şu an sponsorlarım sayesinde bir harcamam olmuyor. Ben bütün bu yarışları sponsorlarımla karşılıyorum. Bundan sonra üzerine bir tık daha başarı eklemek istiyorsam farklı arayışlara girmek zorundayım. Çalıştığım sürece antrenman yapabiliyorum ama dinlenme olmadığı için bunun üzerine performans eklemem pek mümkün gözükmüyor zira bu seviyeden sonra saniyeler, saliseler belirleyici oluyor. ‘VİKİNG DE OLABİLİRDİM!’

Kaçış şansınız oluyor mu hiç? Ben mesela bazen kafam kalabalıksa beynimi boşaltmak için üç-dört bölüm peş peşe Seinfeld izlerim. Kafam mis gibi olur. Var mı öyle dizileriniz?

Televizyonda izleme gibi bir fırsatım olmuyor. Aslında sevdiğiniz bir şey varsa illa zaman bulursunuz. Bizde şöyle bir durum var. Yağmur, kar yağdığında ‘trainer'da bisiklet antrenmanı yapıyoruz. “Trainer” dediğimiz de bisikletinizi evde sabitliyorsunuz ve evde bisiklet antrenmanınızı yapma imkanınız oluyor. Çok pratik ama çok da işkence bir şey. Zira sürekli hamster gibi aynı yerde ve sürekli acı eşiğini yukarı taşıyorsunuz. Ve en fazla trainer yapan insan bir saat yapar. Ben Full IronMan'e hazırlandığım dönemde 4 saat yapmak zorundaydım. Ve o dört saat boyunca aslında Vikings'i arka arkaya izliyordum. Vikings'de adamların kolunu bacağını kesiyorlardı. ‘İpeko bak böyle de olabilirdi’ diye kendimi motive ediyordum! :)

Viking de olabilirdiniz! :) Peki sizi ateşleyen getiren bir şarkı var mı?

O çok değişken bir şey. Ben küçükken deplasmanlara giderken benim antrenörüm Metallica hayranıydı ama aynı zamanda Mahsun Kırmızıgül de hayranıydı!

Muhteşemmiş! :)

Böyle bir algıda büyüdüğüm için müzikle ilgili hiçbir şey oluşmadı bende! O gün ruh halim neyse ona göre dinliyorum. Antrenörümden kaldı bana bu.

Hedefiniz ne peki?

Bu sene Kuzey Amerika Şampiyonası'nda yaş grubumda ikinci olarak Kona'da yapılacak olan IronMan Dünya Şampiyonası'na katılma hakkı kazandım. Şu an, “Dünya Şampiyonası'nda ilk üçe gireceğim” diyemem. Daha önce de dediğim gibi bilimsel bir şey bu. Bunun süreci var, antrenman progrlaması var. Benim dinlenmem lazım. Bu sene yapamam ama önümüzdeki iki-üç sene içerisinde IronMan Dünya Şampiyonası'nda yaş grubumda ilk üçe girmek istiyorum. Fakat bütün şartların olumlu gitmesi lazım. Bir noktaya kadar sürenizi indirebiliyorsunuz ama bir zaman sonra derecelerinizi indirmeniz için çok küçük şeylerle oynamanız lazım.

Çocuklara elbette yaptıklarınızla bir mesaj veriyorsunuz. Buradan da mesaj vermenizi isteyeceğim. Ne demek istersiniz spor yapmak isteyen genç kızlarımıza, çocuklara?

Onları hayata bağlayan neyse, etraf ne der, mahalledekiler ne der, komşular ne der diye düşünmesinler ve ne istiyorlarsa ona sıkı sıkı sarılsınlar. Soru sormaktan çekinmesinler, artık şu an internet sayesinde sonsuz kaynağa sahibiz. Sosyal medyada hangi branşla ilgileniyorlarsa takip etsinler ve onlara soru sorarak sorularına çok sağlıklı bir şekilde cevap alabilirler. Ben de mümkün oldukça bütün soruları cevaplamaya çalışıyorum. İnternet sayesinde tüm bilgiye ulaşılabilir. Ne yapıyorlarsa yardım istemekten çekinmeden sorsunlar.

Teşekkür ederim ve başarılarınızın devamını dilerim.

Ben teşekkür ederim.