SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
İngiltere’de bir Türk antrenör: Tolga Güçsoy Derviş…

İngiltere’de bir Türk antrenör: Tolga Güçsoy Derviş…

İngiltere 2. Lig takımlarından Crawley Town'da, Crawley U23 takımını çalıştıran aynı zamanda A takımda Harry Kewell'in yardımcılığını üstlenen Tolga Güçsoy İngiltere'deki başarı hikayesini anlattı.

Çok az insan vardır hayalini kurduğu bir şeyin peşinden şartları zorlayarak gitmeye cesareti olan. Ya o şansın ayağına gelmesini bekleyerek kaybeder ya da en baştan kendi hayaline ihanet etmiştir içinden geçirdiği şu sözlerle: ‘ Hayal işte!…’

Şimdi size öyküsünü yazarken benim bile hayata karşı yeniden güç bulduğum genç bir antrenörden bahsedeceğim. Tolga Güçsoy Derviş…

Tolga hoca o çok nadir rastlanılan cesaretli insanlardan biri. Daha 18 yaşını doldurmadan tutmuş bir futbol beşiği olan İngiltere’nin yolunu. Para pul değil ama aile desteğini ve duasını doldurmuş heybesine. Daha hayatı öğrenmeye başladığı zamanlarda bir tutku haline gelen futbol adamı olma dürtüsünü yeryüzünde başka hiçbir mesleğe değişmemiş. Böyle kutsal bir arzu zaten neden heba olsun değil mi? Bence o da benim gibi düşünmüş ve Kuzey Kıbrıs’taki yaşantısını bırakıp bilmediği bir ülkenin topraklarında bulmuş kendini. Biz çok üzerinde durmadık ama çektiği zorlukların yanı sıra korku dolu gecelerde geçirmiştir diye düşünüyorum. O yabancı toprakları ona tanıdık yapan tek şeyse sadece meşin yuvarlak olmuş.

Gurbet elde yaşamak için haliyle para lazım olunca hiç üşenmemiş ekmek parasını hedeflediği yola ulaşmak için adeta taştan çıkarmış. Temizlik de yapmış, bulaşık da yıkamış, servis de… Hiç gocunmadan hiç küçümsemeden seve seve… Bunları yaparkende mesleğine dönük her işe de atılmış, kendini ispat etmek için yoğun gayret sarfetmiş sonunda Allah yüzüne gülmüş ve o günlerin karşılığını almaya başlamış. Cesaretin, istemenin, zorluklara rağmen pes etmemenin bir yolunu bulmuş.

Şimdilerde İngiltere’nin 2. Lig takımlarından Crawley Town’da U23 takımının baş antrenörlüğünü yapıyor Tolga hoca ve A takıma oyuncu yetiştiriyor. Sadece bu kadarla da kalmıyor bir zamanlar Galatasaray’da top koşturan ve şimdilerde Crawley Town A takımda teknik direktörlük yapan dünya yıldızlarından Harry Kewell’in da yardımcılığını üstleniyor.

‘Zorluklardan Yıldızlara’ mottosu ile yol alan Tolga Güçsoy Derviş, ‘Çok çalışmak değil doğru çalışmak’ sloganı ile eğittiği öğrencilerini mental gücün yanı sıra ‘Düşeceksen de ileri düş’ felsefesi ile besliyor. Son yıllarda İngiltere’den Beşiktaş ve Galatasaray’a da futbolcu gönderen Derviş, ileri de seçkin ve aranan bir antrenör olmak istiyor.

Ben Sweetland’ın ‘ Başarı bir yolculuktur bir varış noktası değil’ sözlerinin içinde fazlasıyla bulduğum Türk gencinin İngiltere’ye gidiş ve hayaline tutunuş hikayesini birlikte okuyalım…

Röportaj: Elif Neslihan SAĞIR / THM

Tolga Güçsoy Derviş'ten kısaca bahseder misin?

“Tabi ki, seve seve… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde doğdum. 17 yaşımda İngiltere'ye göç ettim. Çocukluğumdan beri hayalim İngiltere de yaşamak ve burada futbolla ilgilenmekti. Ülkemi, ailemi ve kendimi en iyi şekilde temsil edeceğime inandığım için bu hayalimin peşinden koştum. Şu anda CrawleyU23 takımının baş antrenörlüğünü ve aynı zamanda A takımda Harry Kewell’in yardımcılığını yapıyorum.”

“Ailem hep arkamda oldu”

Çok küçük yaşta hiç bilmediğin bir ülkeye ‘ hayallerim de hayallerim' diye tutturup tek başına gitmeni ailen nasıl karşıladı?

“Ailem hep arkamda durdu ve bu kararımı anlayışla karşıladı. Çıkmış olduğum bu yolda bana hep destek oldular ve sonsuz güvendiklerini söylediler. Onların manevi desteğini arkama almak benim için iyi bir motivasyon oldu.” Antrenörlük mü futbolculuk mu?

Bu anlamda oldukça şanslısın… İngiltere'ye geldin. Neler oldu?

“İngiltere'ye geldikten sonra Arsenal'e bağlı bir futbol okuluna yazıldım.Sonra da futbol antrenörlüğü eğitimimi almaya başladım. Yaşım 18'di… Kıbrıs'ta akademik seviyede futbolculuk kariyerim zaten vardı. Sadece futbolun hangi tarafında olmak istediğime karar vermem gerekiyordu. Futbolculuk mu antrenörlük mü? Bir seçim yapmak zorundaydım. Ben antrenörlükten daha fazla keyif aldığımı hissetim ve bu yüzden kendi kendime dedim ki, ‘Genç yaşta antrenörlüğe başlarsam bu benim için çok daha iyi olacak.’

“Yer de sildim bulaşık da yıkadım”

Herşey bu kadar kolay mı oldu yani? Şansın oldukça yaver gitmiş…

“Yok… O kadar kolay değildi elbette. İngiletere’ye geldim gelmesine ama işler hemen çok güllük gülistanlık olmadı. Burada kalmam, yaşamam için maddi destek lazımdı. Ailemin durumu da çok iyi olmadığından onlardan da birşey isteyemezdim. Çalışmaya başladım. Kebap dükkanında hem servis hem de temizlik yaptım, bir cafede bulaşık yıkadım. Bu ve bunun gibi aklınıza neresi gelirse aslında. Hem çalıştım hem de hocalık anlamında kendimi geliştirmeye devam ettim. Geçinebilmek için ek işler de yaptım. Ve bunca çabamın mücadelemin karşılığını almaya başlayalı üç sene oldu diyebilirim. Artık profesyonel anlamda futboldan geçimimi sürdürüyorum ve bu raddeye gelene kadar kelimelere sığdıramayacağım kadar çok fedakarlıkta bulundum”

Ve Crawley Town…

Gerçekten oldukça zorlu bir yolcuğa çıkmışsın. Peki, daha sonra neler yaşadın? “Tüm bunları yaparken bir yandan eğitimimi tamamladım. Amatör kulüplerde, akadamilerde hem gönüllü hem ücretli hocalık yaptım. Profesyonel külüler gittim hocalarla konuştum, oyuncularla konuştum. Mücadelemi bu şekilde de sürdürdüm anlayacağınız. Bir gün kendi bölgesel takımım Chelsea’nin U21 takımına karşı oynuyordu bu maçta gönüllü olarak görev aldım. Maçtan sonra Chelsea U21 takım hocasıyla konuşma fırsatım oldu. Beni dinledi ve idmanlarına davet etti. Birkaç defa gittim ve beni çok hırslı bulduğunu istediğim zaman gidip gelebileceğimi söyledi. orada geçirdiğim bir iki sene benim tecrübe kazanmamı ve profesyonel futbola bakış açımda yeni bir dönem başlattı. Ardından bir kaç kişiyle kendi akademimi kurup bir takım oluşturdum. Onların üzerinde antrenörlük bilgimi deneyimledim. Bu süreç içinde bağlantılarımı oluşturdum ve 25 yaşımda Crawley Town'da profesyonel olarak göreve başladım. O gün bugündür de çabalıyorum.”

Bir istedi bin geldi!

Ve şu anda Crawley Town’da hem CrawleyU23 takımında başantrenörlük görevini üstleniyorsun hem de A takımda Harry Kewell’in yardımcılığını yapıyorsun. Bu yol Crawley’e nasıl çıktı?

“Hollanda’da bir maça gittim ve orada Galatasaray'ın eski futbolcularından Frank de Boer ile tanıştım. Ona, ‘Antrenmanlara katılabilir miyim? diye sorduğumda bana Türkiye’de kamp yapacaklarını ve katılabileceğimi söyledi. Ben de bu fırsatı iyi değerlendirdim. Oradaki kamplarda bulunan menajerler vasıtasıyla Kayserispor eski başkanı Ziya Eren'le tanıştım. Başkan benim hikâyemi dinledi ve futbol bilgimi test etti. Ardından bana iki seçenek sundu. Kayseri Erciyesspor ve Crawley Town… Başkanın o zaman Crawley’i alma durumu vardı. Tabi ben ingiltereyi tercih ettim. 25 yaşımda burada profesyonel olarak göreve başladım. O gün bugündür de Crawley’deyim.

Adım adım Premier Lig’e!

Crawley Town takımını bize biraz tanıtır mısın?

“Premier Lig'den iki seviye alttayız. Başkanımızın Crawley’i 10 yıl içinde Premier Lig seviyesine kadar yükselmek istiyor. Bu sezon ki hedefimiz ise Play-Off’lara kalarak bir üst lige çıkmak. Hedefimiz dışında bir durum olur ve Play- Off’lara kalamazsak gelecek sezona daha güçlü şekilde hazırlanacağız. Kulübün vizyonu bu yönde. Her sezon üzerine biraz daha koyarak inarak, emin adımalarla azimli ve hırslı bir şekilde ilerliyoruz. Önce izledi sonra yardımcısı oldu

Azmin seni getirdiği noktaya bakıyorum da rüya gibi… Harry Kewell’a gelirsek bir dünya yıldızıyla çalışmak nasıl bir duygu? Ve o nasıl bir eğitimci sana göre?

“Harry Kewell gerçekten futbolcuyken de çok takdir ettiğim bir isimdi. O bir Dünya yıldızı ve futbol kariyeri çok yüksek. Kendisi de antrenörlüğe yeni başlamış ve ilk takım tecrübesi Crawley. Burası onun da kedini test etmesi anlamında iyi bir yer. Bana gelince yukarıda anlattıklarıma da bakarsak kendimi oldukça şanslı hissediyorum. Kendisinden iyi şeyler öğreniyorum o çok yardımsever, işine sadık, disiplinli ve profesyonel bir isim. Aynı zamanda kulübün scoutluk işlerine de bakıyorum. CrawleyU23 takımının başantrenörüyüm. Burada oyuncu yetiştiriyorum. A takıma bir oyuncu kazandırdım. Galatasaray’la da iyi bir bağlantım var ve şu anda sarı- kırmızılı takımında gönüllü scoutluğunu yapıyorum.”

Harika… Nereden nereye. Peki Galatasaray’a oyuncu kazandırabildin mi?

“Elbette kazandırdım ve inşallah kazandırmaya da devam edeceğim. Türkiye’deki ilk scoutluk başarımın adı Cenker Yazar’dır. Cenk’i Beşiktaş’a gönderdik. Daha sonra Ahmet Sivri’ Galatasaray’a kazandırdım denemöeye çağırdılar ve başarılı buldular. Ahmet için şu anda Türkiye'nin kendi yaş grubunun en iyi santraforu diyebilirim. Profesyonel sözleşmesi var ve Türkiye Milli takımına çağırıldı.

Daha gidecek çok yol var

Kısa sürede çok yol almışsın, tebrik ederim. Herşey yerli yerinde mi artık, ileriye dönük hedefin ne peki?

“Henüz hiçbir şey başarmadığımı aksine daha çok yolum olduğunu düşünüyorum. Bu benim için bir başlangıç. Hedefime giden yolda kendimi ne kadar geliştirmişsem bir o kadara daha belki daha da fazlası geliştirmeye çalışıyorum. Benim tüm arzum tüm hedefim Allahın izni ile dünyanın en seçkin futbol antrenörleri arasına girmek ve ülkemi en iyi şekilde temsil etmek. Biliyorum oldukça zorlu bir yolculuk olacak fakat imkansız değil. İyi bir inanç, doğru şekilde çalışma ile bunu gerçekleştirebileceğime inanıyorum.”

Dünyanın en seçkin antrenörlerinden biri olduğunda Türkiye’de de bir görev üstlenmek ister misin?

“Muhakkak… Türkiye'de çalışmak çok isterim. Kaç senedir İngiltere’deyim ve bir ülke, aile, kültür özlemi var. Tabiki hedefinize ulaşmak için bazı fedekarlıklar yapıyorsunuz. Ben de öyle yaptım fakat iyi bir donanıma sahip olup teknik – taktik konuda bir tecrübe kazanıp kendimi nerede daha iyi kanıtlayabilirsem orayı tercih edeceğim.”

 

“Başarı çok çalışmak ama özellikle doğru çalışmaktan geçer”

Peki, oyuncularına bakış açın nasıl? Onların yeteneklerini neye göre değerlendiriyorsun. Ya da şöyle soralım futbolcu olmak isteyen bir çocuk nasıl eğitilmeli?

“Bu söyleyeceklerim şahsi fikrim… Her futbolcunun ayrı bir yeteneği vardır. Fakat bunu erken yaşta keşfedebilecek ve geliştirebilecek hocalar lazım. Ben çok çalışmaktan ziyade çok ama aynı zamanda doğru çalışmaktan yanayım. Bana göre önemli ve doğru olan bu. Her yetenekli oyuncu doğru bir idman sisteminde geçirildiği zaman üst seviyede oynayacak bir futbolcu olabilir. Çoğu yerde önem gösterilmeyen tek şey ise mental kısımdır. Yani mental olarak bir futbolcunun güçlü olması lazım çünkü futbol rekabet isteyen bir spor. Bir çocuğun mental gücü ve doğru çalışmayı küçük yaşta öğrenmesi ve bunu öğretecek sistemin içinde gelişmesi lazım ki en üst seviyelerde futbol oynayabilsin. Bahsettiğimiz bu durum şu anda İspaya’da fazlasıyla gelişmiş. Gerek Milli takımlarından gerek oynadıkları futbollarından gördüğümüz kadarıyla da İspanyollar alt yapı konusunda çok iyi ve en önde giden bir kulüp. İngiletere de ise bu akım yeni yeni başladı. Türkiye'de de son zamanlarda Altınordu'nu yaptığı çalışmalar gerçekten takdir edilecek çalışmalardır. Gerçekten bunun meyvesini üst düzey oyuncular yetiştirerek alıyorlar. Ümit ederim ki Türkiye’de tüm kulüpler bunun farkına varır ve alt yapıya önem verir.”

 

Düşseniz bile ileriye düşün!

Tolga Hocam çok keyifli bir sohbetti. Son olarak yıllardır verdiğin emek ve edindiğin tecrübelerle orantılı olarak genç yeteneklerimize neler aktarmak istersin?

“Sadece futbolda değil hayatın herhangi bir yerinde bir noktaya gelmek için sürekli çabalamak ve koşuşturmak lazım. Önemli olan olumsuzluklara karşı nasıl reaksiyon verdiğimiz. Çünkü bir günde futbolcu ya da antrenör olamıyorsunuz. Çok çalışmak önemli ama doğru ve akıllı çok çalşmak lazım. Bu süreçte düşersiniz de kalkarsınız da. Önemli olan tekrar ayağa kalktığında daha güçlü olabilmek.  Bazı insanlar birkaç defa deniyor ve olumsuzluğa kapılıyorlar. Bu özellikten kurtulup bir hedef koymuşlarsa kalplen inanarak o hedefe ulaşabilmeliler. Çok zor ama imkansız değil. Tekrar yineleyeceğim hele ki futbolla alakalı mental olarak hazırlıklı olmak gerekir. Mental güçlülük gerçekten çok önemli. Sırası gelir çok ağır eleştiriler alabilirsiniz, kaybedebilirsiniz, hata yapabilirsiniz. Fakat bundan ders çıkarmak lazım. Düşseniz bile ileriye düşün! Ben önce kendimde sonra da etrafdımdakilerde bu şekilde bir hayat felsefesi yaratmaya çalıştım. Onlarda öyle yapsınlar.”