SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
U23 Kadın Voleybol Milli Takımı Başantrenörü Ataman Güneyligil ve sporcular Bihter Dumanoğlu ile Nursevil Aydınlar SKOR’a konuştu

U23 Kadın Voleybol Milli Takımı Başantrenörü Ataman Güneyligil ve sporcular Bihter Dumanoğlu ile Nursevil Aydınlar SKOR’a konuştu

Tarihi bir zafere imza atarak dünya şampiyonluğuna ulaşan U23 Kadın Voleybol Milli Takımı'nın Başantrenörü Ataman Güneyligil ve takımın oyuncuları Bihter Dumanoğlu ile Nursevil Aydınlar zaferin hikayesini SKOR'a anlattı.

METİN AKTAŞOĞLU / maktasoglu@sozcu.com.tr

U23 Kadın Voleybol Milli Takımı, tarihi bir başarıya imza atarak dünya şampiyonluğuna ulaştı. Bu büyük zaferin mimarı Başantrenör Ataman Güneyligil ve şampiyon takımımızın iki değerli parçası libero Bihter Dumanoğlu ile pasör Nursevil Aydınlar, Sözcü SKOR’a şampiyonluk serüvenini anlattı.

Aynı zamanda Galatasaray Kadın Voleybol Takımı’nın da başantrenörü olan Güneyligil, sarı-kırmızılı takımda birlikte çalıştığı iki genç oyuncusuyla spor gündemine de değindi.

Hocam öncelikle sizi ve takımınızı Sözcü ve Sözcü SKOR ailesi adına tebrik ediyorum. Mutlu ettiniz, gururlandırdınız. Şöyle başlamak istiyorum: İyi takımız, çok iyi hazırlandık ancak hepsinin yanında bize şampiyonluğu getiren anahtar faktör neydi?

Şampiyonluğu getiren faktör, yaşadığımız anın farkında olmamızdı. Çok özgüvenli gittik. Çok inanarak gittik ama bu özgüveni bazen yanlış kullandık. Voleybolun özü olan basit şeyleri özgüvenimizden dolayı unuttuk ve hatalar yaptık, zor bir ilk üç gün geçirdik. Bir günlük bir aramız oldu ve o boş günümüzde biraz daha hatalarımızın üstüne gittik; ufak tefek cezalar koyduk. Ve anladılar ki ufak şeylere konsantre olmadan yapamazsın. Özgüveni kenara koyarak saha içinde bütün konsantrasyonunla var olman gerekiyor. Lakin özgüvenin de işimiz yaradığı yerler; yarı final ve final maçları oldu. Öyle de olması gerekiyordu zaten.

Ne kadar iyi takım olsanız da turnuvalarda şampiyonları nüanslar ve anlar belirliyor. O anlardan birinin naçizane Brezilya yenilgisi olduğunu düşünüyorum. Brezilya yenilgisi bizi nasıl etkiledi? Turnuvanın sonunda dışarıdan bakınca o yenilginin bizi olumlu etkilediğini söyleyebilir miyiz?

Brezilya maçı açıkçası bizi moral olarak çok etkilemedi. Zira biz zaten gruptan Brezilya ile beraber çıkacağımızı düşünüyorduk. Brezilya maçında sonra kalan maçlarımızı kazanırsak zaten gruptan çıkacağımızı; Brezilya'yla da finalde karşılaşacağımızı düşünüyorduk. Final gününde de onları daha iyi tanıyor olacaktık. Dolayısıyla gruptaki tek mağlubiyetler önemli değildir ama biz bunu beklerken Brezilya büyük bir sürprize imza attı; Bulgaristan ve Küba'ya peş peşe yenilerek gruptan çıkamadı. Bu belki de işimizi biraz daha kolaylaştırdı. Finali Slovenya değil de Brezilya'yla oynasaydık yine kazanırdık ancak muhtemelen bu kadar kolay olmazdı.

Finalin kolaylığından söz etmişken; yarı finaldeki Dominik Cumhuriyeti maçı, maç içinde finalden çok daha zorlu geçti. Finalin bu kadar kolay geçeceğini veya yarı finalin bu kadar zorlu olacağını bekliyor muydunuz?

Beklemiyordum. Yarı final ve finale konsantre olmak zor oluyor. Bu hem bizim hem de oyuncularımız için kolay değil. Hal böyle olunca çok fazla basit hata yaptık. Özellikle toplantılarda şunu demiştik: “Bu kızlar ya topa çok sert vuruyor ya da plase atıyor.” Dediğimiz gibi çıktı. Ya topa çok sert vurdular -ki blok sayımız çok iyi Dominik Cumhuriyeti maçında- ya da plase bıraktılar ve plaselerin hemen hemen hepsi içeri düştü. Bu da bizim için basit hataya girer aslında. Böylece maç 3-1 oldu.

Bir maç 3-1'e geldiğinde artık “Maç gidiyor” düşüncesi başlar ve bu korku değil, cesaret verir. “Şu andan itibaren neyimiz varsa ortaya koyacağız. ‘Mıy mıy' oynarsak bir set saha kaybedeceğiz. Ama en azından saldıralım” düşüncesiyle oynarsınız. Bizde de korkusuzluğun verdiği saldırganlık devreye girince 35-40 dakikada 4-3 bitti maç.

Slovenya'yı nasıl dağıttık? Gruptan da gümbür gümbür geldiler aslında…

Gümbür gümbür geldiler, evet. Slovenya çok güçlü bir takım. Ne hazırlık maçlarını kaybettiler ne de finale kadar bir maç kaybettiler. Aynı jenerasyon, U18'den, yıldızlar seviyesinden beri birlikte oynuyor. Bu takım EYOF (Avrupa Gençlik Oyunları) şampiyonu. Dünya şampiyonası elemelerini bile A milli takımda beraber oynuyorlar. A milli seviyesinde 23'ten büyük oyuncuları yok. Böyle bir kadroyla çok dişli rakiplere karşı oynuyorlar. Ancak voleybolda bazen her şeyi sahanızda oturttuğunuz zaman; kendi içinizdeki sorunları bir kenara bırakabildiğiniz zaman rakiplerin yaptığı hatalarla ilgilenebiliyorsunuz.

Biz hata yapmazsak onların iki turda verdikleri açıkları biliyorduk ve burayı işleyebilirdik. Zaten farkın açıldığı yerler her sette o iki tur oldu. Biz kendi sahamızda hatasız oynadık, iyi servis attık. Beklediğimden çok iyi seviyede servis karşıladık. Bütün setlerin arasının açıldığı yerler de o iki tura denk geldi.

Bu takım da yavaş yavaş geldi artık. U23 oldu. A Milli Takım'la nasıl bir entegrasyon olacak. Giovanni Guidetti'yle konuşuyorsunuzdur muhakkak. Bizim zamanımız geliyor mu artık?

Geldi bile aslında. Bu sene bizim takımımızdan 5 oyuncu Grand Prix kadrosunda yer aldı. Oradan buraya geldiler. Buradan, Hande Baladin 14 kişilik kadroya girip Avrupa Şampiyonası'na gitti Bakü'ye. Yavaş yavaş oyuncularımız orada oynamaya başlayacak bu iş bayrak yarışı gibi. Süresi dolan; daha genç, daha kuvvetli, daha dinç olana verecek formayı.

Tarihe bakınca CEV kurulduktan beri üç büyük dominasyon var kulüpler seviyesinde. 1963-1990 arası SSCB, 1990-2010 arası İtalya, 2010'dan bu yana ise Türkiye kulüpler seviyesinde ağırlığını koymuş durumda. İtalya bununla birlikte dominasyonunun ikinci 10 yılında bir dünya şampiyonluğu, iki Dünya Kupası, iki de Avrupa şampiyonluğu kazandı. Ben bizi o yüzden İtalya'ya benzetiyorum. Ve yakın gelecekte A Takım'dan da madalyalar bekliyorum.

Bu aslında ligin kalitesi ve milli takımın kalitesi arasındaki farkla da alakalı. Venus Sultanlar Ligi şu an dünyanın en kaliteli iki liginden biri. Çok önemli bütçeler dönüyor. Yurt dışında en üst düzeydeki oyuncuların da hemen hemen hepsinin tercihi Türkiye oluyor. Böylece oyuncularınız dünya yıldızlarıyla antrenman yapma şansı buluyor. Ne kadar iyi oyuncu gelirse seviye o kadar artıyor. Türk oyuncularınızı da o seviyeye yaklaştırıyorsunuz. Bir limit var ve siz bu limite alttan ne kadar vurursanız o limit o kadar yukarı çıkıyor. Türk oyuncularımız onlarla mücadele ederek ve çalışarak hem kendilerini, hem ligin seviyesini hem de Milli Takım'ın seviyesini yukarı çıkarıyor.

Peki -buna öyle ‘pat' diye cevap vermek zor ama- Milli Takım'dan bir zafer beklemeli miyiz artık?

Milli Takım son Avrupa Şampiyonası'nın dördüncüsü. Şimdiki şampiyonada da onlardan madalya bekliyoruz. Milli Takım olarak dünyada 12. sıradayız. Yaklaşık 6-7 senedir de ilk 10 seviyesindeyiz. Şu anda dünya sıralamalarına baktığımızda en başarılı Milli Takım olarak kadın voleybol takımını gösterebiliriz. Futbol ve basketbol buralarda değil. 6-7 senedir biz bu noktadayız ve artık bir zıplama daha yapıp ilk 5'e girmeli ve Avrupa'da sürekli ilk 3'te yer almalıyız. Altyapımız çok sağlam. A Takım'a entegre edip erken yaşta A Takım'la oynatabilmemiz lazım.

Ligdeki yabancı sınırlamasının şekli oyunculara yardımcı oluyor sanırım.

Şu anki düzenleme gayet yeterli. Ne fazlası, ne azı…

Bir denge bulmak gerekiyor.

Bence tam dengesi bulunmuş durumda. Şöyle ki; 3 yabancı sahadayken libero da dahil 4 yerli oyuncu oynuyor demektir. Bu da şu anlama geliyor: 12 takımlı ligde 48 adet oynayan yerli oyuncu var ve Milli Takım da 14 kişilik.

Aslında gayet geniş bir havuz.

Evet. Bir de oynayamayan, takımında sürekli süre alamayan isimleri de ekleyince sayı 70-80 civarına çıkıyor. Bu gerçekten önemli bir sayı. Futbol ve basketbola göre biz o dengeyi bulduk ve bundan şaşmıyoruz.

Oyuncularla konuştuğumuzda genelde tecrübeli ve dünya yıldızı isimlerin gelmelerinin kendileri için çok faydalı olduğunu söylüyorlardı. Ancak aynı soruyu bir yerli hocaya sorma fırsatı bulamamıştım. İtalya'nın önemli hocaları Türkiye'ye geldi. Barbolini, Guidetti, Micelli, Caprara gibi. Bu sizi ve genel olarak yerli hocaları nasıl etkiledi? Bu isimlerden bir şeyler öğrendik mi?

Mutlaka. Antrenör etkileşimi başka bir şey. Kim olursa olsun, küçük takım antrenörü de olabilir. Bir antrenör -Guidetti'yi örnek verelim veya Gencer (Yarkın) Hoca'yı, Cihan (Çintay) Hoca'yı örnek verelim- bir takıma, bir antrenman veya bir ‘drill' yaptırırken o ‘drill'i antrenörlük hayatı boyunca denemiş ve gözlemlemiştir. Sadece o çalışmadan bahsediyorum. O ‘drill'i yaparken sakatlar vermişlerdir. Öğrene öğrene, “Böyle yapınca sakatlanıyor, böyle yapmamak lazım. Bunu burada böyle kullanmamak lazım” diyerek bir ‘drill'i en iyi, en verimli hale getirmişlerdir. Sadece bir antrenman içi çalışmadan bahsediyorum. Görürsünüz ve adeta çalarsınız. İki dakika sürer. Adamın deneyimleriyle en iyi hale getirdiği çalışmayı alır takımınıza uygularsınız. Tabii ki herkes birbirinden bir şeyler öğreniyor.

Siz aynı zamanda Galatasaray'ın hocasısınız. Guidetti aynı zamanda VakıfBank'ın hocası, Ufuk Sarıca aynı zamanda Beşiktaş'ın hocası. Ben bunun mümkün olabilmesini -voleybol özelinde- camianın bütünlüğüne bağlıyorum. Ortam sorunsuz ancak sizin için ne kadar zor oluyor iki takımı birden çalıştırmak?

Futbolla bizim fikstürümüz çok farklı. Uluslararası fikstür değişik futbolda. Voleybolda uluslararası fikstür ulusal liglerden sonra başlar. Futboldaki gibi kasımda lige ara verip iki maç yapalım gibi bir durum yok. Bizde mayıs başında ulusal ligler biter, 15 Mayıs'tan sonra elemeler başlar, en son ya Avrupa ya Dünya Şampiyonası olur ve biter. Aynı anda çalışmayız biz. O yüzden ikisine birden konsantre olabiliyoruz. Takımlar çakışırsa her sporda futbolda da basketbolda da zor. Bir tarafta kendi takımınız maç oynuyor hazırlanması lazım, öteki tarafta milli maç oynanacak ona da hazırlanmak lazım… Hiç kolay değil. Biz mesela burada son 1 ay onun zorluğunu yaşıyoruz. Ağustosun sonuna doğru sezonu açtık Galatasaray'da. Bugün ilk defa antrenmana çıkabildim. Yükleme dönemi olduğu için asistan hocalarımız hallediyorlar siz sonradan dahil oluyorsunuz. Dalların uluslararası ve ulusal fikstürlerini karşılaştırmak lazım. Voleybolda takvim iyi ayrılmıştır ve dengelidir.

Takviminiz çok yoğundu peki bir boşluk bulabildiniz mi?

Buldum. U23'te ilk kamp ve ikinci kampa arasında A Milli Takım'da da boşluk olmuştu ve bir 10 gün tatil yapabilme fırsatı bulduk hep beraber.

Gelecekte neler yapmayı hedefliyorsunuz peki?

Ben gelecek planlarına çok bakmıyorum kendi kariyerim açısından. Benim için milli takım defteri kenarda duruyor artık elimde Galatasaray defteri var ve şu anda nerede çalışıyorsam orada başarılı olmak istiyorum.

Tabii ki hazırlıklar yeni sezon planları çok önemli ama şöyle de bir gerçek var artık dünya şampiyonusunuz. Zaferden sonra gece yastığa başınızı koyduğunuzda veya ilk sabah uyandığınızda neler hissettiniz? Dünya şampiyonu olarak uyuyup uyanmak nasıl bir duygu?

Bizim için stresli bir turnuva olduğu için biz iki gün sonra falan bunun farkına varabildik. Havaalanına indik ve “Gerçekten bir şeyler olmuş galiba” dedik. Stresli ve yoğun bir dönemdi. Kızlar için de öyle tabii. Sabah hepsinin Instagram hesaplarında gördüm. “Şampiyon uyanmak da enteresanmış” diye paylaşmışlar. Gerçekten de öyle. Güzel bir duygu elbette ama orada kalabilmeli. Yani çok fazla bunu hayatınız parçası haline getirmemelisiniz. Çünkü başka bir yerde tekrardan başarılı olmanız gereken bir iş bu. Her kulvarda bambaşka bir savaş, bambaşka bir mücadele veriyorsunuz.

Bihter Dumanoğlu ve Nursevil Aydınlar da SKOR’a samimi açıklamalarda bulundu. İşte keyifli röportajımızın ikinci bölümü:

Sizleri de tebrik ediyoruz kızlar. Hocamıza sorduğum soruyu size de sorayım; dünya şampiyonu olmak nasıl bir his?

Nursevil Aydınlar: O gece uyuyamadık. Çok değişik bir his. Yarı final maçından sonra daha çok hissettik onu galiba. Çünkü daha zor geçti maç. Finalde daha rahattık. ‘Pat’ diye bitti maç ve neye uğradığımızı şaşırdık. Havada asılı kalıyorsun bir an. Her şey bitmiş ve en iyi sensin. Zaten gece uyuyamadık. Sabah kalkınca da hepimiz “Günaydın şampiyon” diyorduk birbirimize.

Bihter Dumanoğlu: İlk anda çok idrak edemedik. Sevindik ama her maçı kazandıktan sonra seviniyor insan. Ondan sonra coşku bitince “Ne oldu yani şimdi” diyorsun anlamaya çalışıyorsun.

NA: (Gülerek) Egomuz da tavan yaptı aslında dünyanın en iyisiyiz sonuçta.

Yarı final daha bir final gibi geçti diyebilir miyiz oyun olarak en azından?

NA: 3-1 geriden geldik, daha zor bir ekipti. Bir de Dominikliler yapısal olarak daha zor, daha savaşçı bir ekip.

BD: Biraz ters de geldi oyunları açıkçası bize.

NA: Alışık olduğumuz voleyboldan uzaklar çünkü Amerika, Avrupa, Asya farklı stillere sahip.

BD: Oradan gelip o hırsla maçı 4-3 kazanmak ateşledi bizi. O maç ayrıca finale çıkma maçıydı. Dominik Cumhuriyeti'ni geçtiğimiz anda 1. veya 2. olacağımız garanti oluyordu. Finalde olmak çok önemliydi.

Slovenya'yı nasıl bu kadar kolay geçtik? Grup aşamasında neredeyse set vermeden çıktılar.

BD: Biz onların oyunlarını bozduk.

NA: Evet, çok iyi servis atarak başladık maça. İyi servis atınca onların hızlı hücumlarını kestik. Blokta da çok iyi olduğumuz için ki maçlarda ortalama 18 blok civarında blok yapıyorduk, hiçbir şey yapamaz hale geldiler. Yavaş yavaş düşmeye başladılar. Son setlere doğru daha rahat bir maç oldu bizim için.

BD: Slovenya için biz “Robot gibi bunlar yahu” diyorduk. Bizim çok inişimiz, çıkışımız oluyordu. Bir anda o kadar bozuldular ki inanamadık.

Brezilya maçı bizde bir kamçı etkisi yarattı mı?

NA: Evet, Küba'yı ve Kenya'yı yenip Brezilya'ya yenilmemize rağmen ilk üç maçta istediğimiz gibi oynayamamıştık. Üç maçın ardından verilen arada tekrar iyi bir çalışma yapma fırsatı bulduk ve bu kalan maçlara da yansıdı bence.

Biraz da sizin hedeflerinize dönelim isterseniz. Genç bir libero olarak senin hedeflerin neler? Libero pozisyonu uzun yıllar üst düzey oynanabilen ve Türkiye'de tarihimizde güçlü isimlerin, figürlerin yer aldığı bir mevki.

BD: Liberoların şöyle bir durumu var. Smaçör veya bir orta oyuncu gibi veya pasör çaprazı gibi bir mevki değil. İyiysen, iyi performans gösteriyorsan kalıcı oluyorsun ancak bunun için kendini kanıtlaman lazım. Bir noktadan sonra artık bir marka olman gerekiyor. Yoksa kaybolup gidebilirsin.

Gülden (Kayalar Kuzubaşıoğlu) gibi bir örnek var.

NA: Aynen öyle; veya bizim takımımızda Nihan (Güneyligil) Abla var. Bunlar marka isimler ve çok değerli isimler. O yüzden liberolukta bir orta nokta yok bence. Benim de hedefim elbette kalıcı olabilmek. Pasörlük de aslında çok benzer. Devamlı iyi bir varlık göstermen gerekiyor.

BD: Evet, benziyor. Çok öne çıkan mevkiler değil ikisi de. Özellikle de libero için. Bir smaç vurup sayı alıp öne çıkılabilecek bir mevki değil. Sürekli iyi olmanız gerekiyor.

NA: Ve iyi bir standardınız olması gerekiyor.

Bu standardın da bu ligde sürekli yüksek olması gerekiyor. Peki Milli Takım hedefiniz nedir?

NA: Ben olimpiyat görmek istiyorum.

BD: Kesinlikle en büyük hedefimiz bu. Tüyler diken diken oluyor olimpiyat denince.

NA: Sonuçta dünya şampiyonluklarımız var. 2011'de dünya şampiyonluğumuz, iki Avrupa şampiyonluğumuz var. Bir tek orası kaldı. İnşallah önce olimpiyat görmek sonra da derece elde etmek hedefimiz.

Senin hedeflerin neler peki bir pasör olarak. Klasik bir yorum olarak şunu ekleyebilirim: Uzun boylu bir pasörsün, bunun bir avantajı ve dezavantajı vardır muhakkak.

NA: Blokta avantajım var ancak kısa pasörler de daha hızlı oluyor. Ben de mümkün olduğu kadar en üst seviyede, uzun yıllar oynamak istiyorum.

Ligin de kalitesi artıyor ve siz de köklü bir kulüptesiniz.

NA: İlgi artsın istiyoruz ülkemizde artık. Çünkü başarı geliyor. En çok başarı gelen branşlardan bir tanesi voleybol.

BD: Takım sporu olarak en başarılı branş.

NA: Yeteri kadar destek gördüğümüzü düşünmüyoruz.

Hem kulüpler hem de milli takımlar seviyesinde elde edilen başarıları bir futbol takımı veya A Milli Futbol Takımı elde etmiş olsa üzerine kitaplar yazılır, filmi falan çekilir her halde…

BD: Galiba seyir zevki olarak hitap etmiyor insanlara galiba voleybol veya çok fazla bilmedikleri için oyunun içine giremiyorlar.

NA: Türkiye bir futbol ülkesi. Yavaş yavaş voleybol da geliyor ancak çok ağır ilerliyor. Biz maça çıktığımız zaman insanları görmek istiyoruz.

Şunu da söylemem lazım. Büyük takımlarda taraftar desteği zaman zaman derbilerde falan görülebiliyor. Ne kadar faydalı oldukları da tartışılır gerçi derbilerde. Ancak yavaş yavaş bir voleybol kültürü de oluşuyor. VakıfBank'ın Eczacıbaşı Vitra'nın taraftar grupları var. Kurumsal yapı içinde bir taraftar grubu oluşturabiliyorlar. Sorum şu olacak: Voleybolcularla konuştuğumuzda aslında arada kalıyoruz “Taraftar olsun mu aslında çok da olmasın mı” diye.

NA, BD: Voleybol taraftarı olsun.

O noktada buluşuyoruz o zaman!

NA: Ben Galatasaray'da oynuyorum. Açıkçası Galatasaray taraftarı futbol için gelmesin bize. Oraya gelip Passolig için mesela bağırmasınlar.

BD: Bizim için değil futbol takımı için bağırıyorlar.

NA: Bizim için gelsinler istiyoruz. Öncelikle destekledikleri arma için sonra da bizi desteklemek için gelsinler. Ama branş olarak futbola kaçmasınlar.

BD: Küçük bir voleybol taraftar grubumuz da var aslında.

NA: Evet, onlar gibi olsunlar istiyoruz. Biz maçlarımızda kavga istemiyoruz.

BD: Ve büyük yaptırımları oluyor. Biz zaten düşük bütçeli bir branşız sonra gelip kötü tezahüratta bulununca futbolla alakalı biz büyük cezalar yiyoruz.

NA: Veya maç duruyor mesela. Finalde içeri gittik, bir saat, bir buçuk saat bekledik. Niye, futbol için bağırıyorlar diye. Ama biz futbolcu değiliz. Biz voleybol oynamak için oradayız.

17 Eylül 2017 U23 Kadınlar Voleybol Milli Takımı dünya şampiyonu oldu Türkiye, 2017 FIVB U23 (23 Yaş Altı) Dünya Voleybol Şampiyonası finalinde Slovenya'yı 15-12, 15-11, 15-13 ve 15-8'lik setlerle 4-0 yenerek dünya şampiyonu oldu. İlgili Haberi Oku

Vestel Venüs Sultanlar Ligi finalinde de Efeler Ligi finalinde de iki takım birlikte fotoğraf çektirdi mesela. Voleybol ailesi de aslında olaylı, kavgaların olduğu bir aile değil.

NA: Biz zaten neredeyse hepimiz arkadaşız, birbirimizi tanıyoruz. Filenin iki tarafında rakibiz elbette ancak çıktıktan sonra hepimiz arkadaşız.

Konu spor olunca Türkiye'de bir şekilde futbola bağlanıyor olay. Ben de kısmen bağlayacağım. Yabancı konusu tartışılıyor şu an. Voleybolda bir “sorun” var mı? Hem kulüpler hem milli takımlar seviyesinde büyük başarılar elde ediliyor.

BD: Şu an bizdeki durum gayet iyi aslında. Bu halinden gayet memnunuz.

NA: Katılıyorum. Aynı zamanda dünya yıldızlarının takımımızda yer alıyor olması bizim gibi genç oyuncular için çok iyi.

BD: Bizim ligimiz çok iyi bir lig o yüzden iyi oyuncular geliyor. İyi oyuncular bizi de geliştiriyor. Ama Sırbistan'dan mesela çok yetenekli oyuncular olmasına rağmen liglerinin yetersizliği pek çok yetenekli oyuncunun kaybolmasına sebep oluyor.

Lider oyuncular da ligimizi tercih ediyor aslında. Maja Poljak gibi bir örnek var. Ligimizde onunla birlikte oynayan her orta oyuncu seviye atladı adeta. Sizin için böyle örnekler kimler mesela.

NA: Ben Eleonora Lo Bianco'yla çalıştım. Ben o zaman 3. pasördüm Galatasaray'da ama her zaman yanıma gelip bir şeyler anlatırdı. Yatışını, kalkışını örnek alıyordum onun.

BD: Libero ise farklı bir mevki. “Dünya yıldızı libero” diyemezsin hiçbir zaman. Liberoların bir standardı vardır. Bizim ülkemizde de çok iyi liberolar var. Benim de her zaman örnek alabileceğim Nihan Abla gibi bir libero var yanımda.

İkiniz de 95 doğumlu genç bireylersiniz. Boşluk bulduğunuzda hangi diziyi takip ediyorsunuz mesela?

NA: Game of Thrones!

BD: Ben de Orphan Black'i izliyorum şu an.

Müzik listenizin vazgeçilmezi ne şu sıralar?

NA: Öyle çok çok dinlediğim bir şarkı yok ama genelde Türkçe Pop tercih ediyorum.

BD: Ben genellikle rock müzik tercih ediyorum. Ama şu sıralar moda da oldu ‘house' dinliyorum. Deeperise – Raf veya Mahmut Orhan; bunları dinliyorum.

Maçlara hazırlanırken bir ritüeliniz var mıydı peki? Çünkü biliyorum var bunlar!

NA: Bir hazırlanma sürecimiz oluyordu maç önceleri. Oda arkadaşımla birlikte müziği son ses açıyorduk. Genellikle Türkçe parçalar…

BD: Kopmalık parçalar ama!

NA: Tabii! Genellikle eski şarkılar. Sezen Aksu'dan Rakkas mesela. Öyle gaza geliyorduk biz.

BD: Bizim grubumuz çok şen şakrak bir grup. Herkes güler, espriler gırladır. Dans ederiz bazen saçma sapan, taklit falan yaparız.

NA: Otobüste büyük bir hoparlörümüz oluyordu mesela.

BD: O yüzden bize ekstra bir motivasyon gerekmiyordu!

Bahar Toksoy anlatmıştı. “50 tane totem sayarım sana” demişti. Sizin toteminiz var mıydı? Totemden bahsedilmez aslında ama artık bitti turnuva.

NA: Ben bir maçta su içmedim. İki set bitmiş hiç su içmediğimi fark ettim ve sonra “Şu an iyi gidiyor maç içmeyim o zaman” diyip maçın sonuna kadar içmemiştim. Genelde inanmam toteme ama anlık yapıyorum bazen. Yoksa özel ojesi, tokası olan bir sürü arkadaşımız var.

BD: Benim uğurlu dizliğim, uğurlu büstiyerim, uğurlu tokam, uğurlu ojem… Milyonlarca şey var bende. İyi oynadığım maçlardan sonra ona göre devam ettiriyorum. Ekstra motivasyon işte inandığımızdan değil de…

NA: Bazen durduğumuz pozisyonu bile ona göre ayarlıyorduk. Örneğin; herkes belli bir çizgiye basacak!