SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Bülent Ecevit’ten 63 yıl önce bugüne ders olacak Milli Takım yazısı

Bülent Ecevit’ten 63 yıl önce bugüne ders olacak Milli Takım yazısı

Türkiye'nin eski Başbakanlarından Bülent Ecevit'in Batı Almanya ile 1954 yılında oynanan ve 7-2 kaybedilen maç sonrası yazdığı yazı, bugünün Milli Takım yöneticilerine de gazetecilerine de ders niteliğinde...

Üç yıllık bir çalışma sonunda SALT, Bülent Ecevit'in 1950 ile 1961 yılları arasında yayımlanan, başta Ulus olmak üzere çeşitli gazeteler için kaleme aldığı Türkçe ve İngilizce yazılarının toplanmasını sağladı. Ecevit'in gazetecilik yıllarına ait bu özel yazılar, bir dönemin siyasi, kültürel, sosyal tartışmalarını da ortaya çıkarıyor. Sokrates Dergisi de bu vesileyle kendisinin 1954 Dünya Kupası'ndaki 7-2'lik Batı Almanya-Türkiye maçı sonrasında kaleme aldığı köşe yazısını sayfasına taşıdı.

24 Haziran 2017 Tehlikenin farkında mısınız? İlgili Haberi Oku

SALT'ın izni sayesinde kullanılan bu yazı, dönemin imla kurallarına uygun haliyle, değiştirmeden yayınlandı:

“İsviçre'de futbol takımımızın 7 gol yiyerek Almanlara yenilmesi bir «millî felâket» oldu. Ağızları bıçak açmıyor. Neredeyse o maç gününü bir millî yas günü ilân edeceğiz. Yenilginin sorumlularını neredeyse bir kaşık suda boğacağız. Demokrat Parti devrinde ne olursa gül pembe gören iktidar sözcüsü gazete bile gazaba gelmiş bir aslan kesildi. Resmî makamlara kükreyip duruyor.

Bu yenilgi belki de gerçekten üzülünecek bir yenilgidir. Sorumluları varsa ortaya çıkarılmaları elbette iyi olur. Bundan böyle millî takım formamızın şerefi daha iyi korunmalıdır… falan, filân ama, ne kadar garip karşılarsanız karşılayın, ben böyle yenilgilere üzüldüğüm kadar seviniyorum da.

Çünkü bir de aksini düşünün. Ya futbolcularımız 7 gol yiyecek yerde Almanlara 7 gol atıp da yurda dönselerdi, o zaman nasıl sevinecektik! Yalnız küçük dağları değil, sıra dağları da biz yaratmış olacaktık. Ne kadar aşağılık duygumuz varsa bir anda ortadan silinecek, kendimizi handiyse büyük devletlerle bir hizada görecektik. Yollara dökülecek, düğün bayram edecektik.

Bu halimizle biz, kendi kendimizi aldatıyoruz. Bir millet ne futbolda ne de güreşte dünya şampiyonu olmakla büyük, ne de sonuncu gelmekle küçük millet olur.

Futbolda küçücük Uruguay, kocaman Birleşik Amerika'yı da, haşmetli İngiliz İmparatorluğunu da temizler.

Ama Uruguay, adı maçtan maça duyulan bir zavallı memlekettir. Uruguay'a yenilmekle ne Birleşik Amerika, ne İngiltere ne Fransa ne de Batı Almanya şanından kaybeder. Ne gururları incinir ne şerefleri eksilir, ne de kimsenin aklına bu memleketlerin büyüklüğünden şüphe girer. Uruguay yahut Macaristan'dan bir futbol sahasında kaç gol yerlerse yesinler, Amerika gene dünyanın en büyük devleti, İngiltere gene dünyanın en olgun cemiyeti, Fransa gene dünya kültürünün merkezi ve Almanlar gene dünyanın en başarılı milletidir.

Bize 7 gol atmakla Almanların şeref ve itibar hanesine tek bir not bile ilâve edilmiş değildir. Hattâ meselâ Herr Krupp böyle bir galibiyetten belki de habersizdir. Buna karşılık biz, Almanlardan 7 gol yedik diye, şeref ve itibarımızı yerlere serilmiş görüyoruz.

Bir futbol sahasında yediğimiz yahut attığımız 7 golün bizim için bu derece büyük bir önem taşıması, ne kadar aşağılık duygusu içinde bulunduğumuzu ve değer ölçülerimizin ne kadar sakat olduğunu gösterir. Millî itibarımızı bağlıya bağlıya bir topa ve bir güreş minderine bağlamışız.

Oysa ki bunlar spordur. Sporu sportmence görebilmek gerektir. Sporu sportmence gören insan da ne yenildim diye döğünür ne kazandım diye öğünür.

Biz, yüzyıllardan beri başka sahalarda, meselâ bilim, meselâ fen, meselâ kültür sahalarında yediğimiz golleri hesaplayıp, eğer döğüneceksek, onlar için döğünelim!

Bir millet, itibarını, büyüklüğünü, bu sahalarda kazanır yahut kaybeder, futbol sahasında yahut güreş minderinde değil!”