SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Tarih 26 Eylül 2000. Şampiyonlar Ligi Leeds United-Beşiktaş karşılaşması. İngiltere'de, Beşiktaş'ın rakibin yanı sıra hakem ile mücadelesi. Beşiktaşlı oyuncular İngilizlerin sert oyunu ve hakemin yandaş tutumu nedeniyle yeşil sahada sanki dayak yiyor. İşte o anlarda, benim halk kahramanı Karaoğlan olarak adlandırdığım Pascal Nauma sahneye çıkıyor. Beşiktaş'ın yeni transferi Kamerun asıllı Fransız futbolcu, halen hafızalarda tazeliğini koruyan, haksızlığa, şiddete hayır diyen ‘uçan tokat'ı Leeds'li oyuncu Danny Mills'e adeta çakıyor. O gece Beşiktaş'ın tarihinde yeni bir sayfa açılıyor. Pascal Nauma aşkı Beşiktaş taraftarını sarıp sarmalıyor. Gördüğü sayısız kırmızı kart, aldığı onca ceza taraftarın aşkını törpülemiyor, aksine sevgisi günbegün artıyor. Adına şarkılar yapılıyor, tribünler o şarkılarla coşuyor. Pascal tezahüratı bugün bile tribünlerde söyleniyor.

Pascal'ın bu kadar sevilmesinin nedeni ne çok büyük bir yetenek olması ne de takımına çok büyük katkı sağlamasıydı. Sempatik, şovmen kişiliği bir yana inanılmaz Beşiktaş sevgisi ve tutkusu ile haksızlığa isyan eden duruşu, takım arkadaşlarına saygısı Fransa'da doğan, Beşiktaşlı olan bu siyahi oyuncunun çok sevilmesinin nedenleriydi.

Karakartal taraftarı siyahi oyuncuları sever. Onlar tribünlerin hep sevgilisi olmuştur; bir şartla. Siyah-beyazlı formayı çok sevmeleri şartıyla. İşte onlardan biri de Vincent Aboubakar'dı. Ancak Pascal'ın soydaşı olan oyuncu doğru hamleler yapamadı. İkinci bir Pascal olma yolunda hata demiyorum, yanlış üstüne yanlış yaptı. Çok iyi bir kumaşı olduğu tartışma götürmeyen Aboubakar, Dinamo Kiev faciasını saymazsak takımını neredeyse ateşe atıyordu. Takım arkadaşlarının tümünün ikişer kişilik oynaması sonucu atlatılan Olympiakos ve az hasarlı Antalyaspor maçları Kamerunlunun sonunu getiriyordu.

Aboubakar, henüz Beşiktaş sevgisi ile arkadaşlarına saygısını sahaya yansıtamadı…