SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Metin Gören yazdı: Marifet oynatabilmekte

Metin Gören yazdı: Marifet oynatabilmekte

Usta gazeteci Metin Gören'den haftaya dair yorumlar...

Ya da hayata dönmek… Geçen haftadan bu yana, gazete başlıklarında, televizyon programlarında sıkça duyulan ve yazılan tümcenin adı… Kim hayata döndü; Fenerbahçe… Kim kötü gidişe son verdi; Trabzonspor… Nasıl oldu? Fenerbahçe deplasmanda Konyaspor'u, Trabzonspor deplasmanda Galatasaray'ı yenince, sıkıntı bitti mi? Hayır… Bunun adı güneşi balçıkla sıvamak, tiraja ya da izlenme oranına yansıyacağı düşünülen bir ‘Mavi Boncuk' operasyonu… Sarı-lacivertli takımın orta alan çatısının damı sürekli akıyor… Sezon başından bu yana asılan yaftaya irice yazılan “Tamirat nedeniyle kapalıyız” tümcesi taraftarın kalbine bir ok gibi saplanırken, hayata dönmenin, kötü gidişe aniden son vermenin mümkün olamayacağını düşünürüm… Hollandalı teknik direktör Advocaat'ın çektiği çile ile Ersun Yanal'ın yaşadıkları, geride kalan ancak iz bırakan bir gerçeği inkâr etmek anlamındadır… Kış geliyor, şartlar zorlaşacak ve lig köprüsünün altından kim bilir, tahribatı yüksek ne azgın sular geçecek? Bu önemli galibiyetler Fenerbahçe taraftarının umudunu ‘Tükeniş' çizgisinden geriye dönüşünü sağladı… Bordo-mavili Karadeniz fırtınasının mevsim normallerinin altında seyretmesi nedeniyle, Galatasaray galibiyeti endişe bulutlarını henüz dağıtamadı, o kadar… “Kötü gidişe son verdi” ya da “Hayata döndü” şeklindeki başlıklar, kazayı incelemeden, rapor yazan acemi bir trafik polisinin hayali tümceleri gibi…

trabzons-sevinc-23-10

MARİFET OYNATABİLMEKTE

Kadrosunda en çok yerli oyuncuyu barındıran ve oynatan takımların başında Başakşehir geliyor… Sonra Bursaspor ve Trabzonspor… Ne güzel: “Yerli malı yurdun malı, her antrenör bizimkileri oynatmalı” demeliyiz ama olmuyor… Yabancıların istilasına uğradık.. Doğru ya da yanlış… Rekabet ortamı ne gerektiriyorsa yapılıyor… Yönetimler, teknik direktörler ve bu gibi sorumlular… Bence bu koşullar içinde, puan veya puanların aslanın ağzından midesine ulaştığı şu günlerde üç takımın, üç Türk teknik direktörü, üç kere üç dokuz formülüyle yerli oyuncuları sahaya sürüp verim alabiliyorlarsa, alkışlar, Abdullah Avcı, Hamza Hamzaoğlu ve Ersun Yanal için olmalıdır…

FISILTI

Beşiktaş'ın sonunda patlayan golcüsü Aboubakar'ın taraftarlarından, takım arkadaşlarından ve biz medya mensuplarından önemli bir ricası varmış… Adının Türkçe okunmasını isteyen Aboubakar, “Lütfen beni bundan böyle Ebubekir diye çağırın diyormuş… Emrin olur kardeşim… İlk kez bu sütunlardan ben çağırıyorum; “Ebubekir, n'haber koçum… Bu hafta gol var mı?”

CEZANIN BÖYLESİ

Antrenör teknik direktöre sordu; Hocam Mehmet oynayacak mı? Teknik direktör yanıtladı; Evet oynayacak… NerEde oynatacaksınız hocam? Ona, bu kez kulübede görev vereceğim, oturma üzerine bir taktiğim var da…

SEÇİMİN ADI: YETER BEEEEE!

Ülkemizin önemli sivil toplum örgütlerinden TSYD (Türkiye Spor Yazarları Derneği) Yönetim Kurulu 53 yıllık mazisinde ilk kez üzerinde anlamsız, mesnetsiz, yalan ve iftiralarla dolu çirkin baskıları oluşturanlarla bir kez daha hesaplaşabilmek için 15 Kasım'da olağanüstü kongre kararı aldı… Başkan Oğuz Tongsir'i hedef alarak, ağza alınmayacak sözsel ve yazımsal ifadelerle yıpratmaya çalışanların aylardan beri sürdürdükleri (Belden aşağıya) vurmaları organize edenler, aslında uluslararası nitelikli bir kuruma zarar verdiğinin ne yazık ki ayırdın da olamadılar… Ağzından saçtığı köpüklerle, sanki intikam seferine çıkmış ekrandaki birinin veya gazetesinde çalakalem kin kusan ötekinin bizim meslektaşımız olamayacağına kalıbımı basarım… İnsan beşer, elbet şaşar… Genel Başkan Oğuz Tongsir de kuşkusuz sütten çıkmış ak kaşık değil ama… Ama; birebir tanığı olduğum, yakışık almayan sözsel ve yazı biçimlendirmeleriyle öfke kusanlara, Tongsir de, Yeter beeeee demeliydi, dedi de… 15 Kasım seçimi TSYD örgütüne umarım, huzur ve barış getirir..

oguztongsir

KABUL EDENLER, ETMEYENLER…

Türk sporunda seçim günleri tüm hızıyla sürüyor… 21 Ekim'de start alan elliye yakın federasyon, başkan ve yönetim kurullarını 21 Kasım'a dek seçecek ya da oluşturacak.. Birkaç federasyon seçimlerinin ötesinde, spor teşkilatının denetimdeki yenileme hareketleri olaysız geçiyor… O denli geçiyor ki, kongre bir solukta sonuçlanıyor… Yönetim ve denetim raporları, delegelere çok önceden gönderildiği için raporların insanın uykusunu getiren ağır satırlarının yeniden okunmaması için ya önerge veriliyor ya da divan başkanı oylama istiyor: “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir… Gündemimizin diğer maddesine geçiyorum.” Bir Allah'ın kulu çıkmıyor kürsüye… Faaliyet raporunu ya da mali tabloyu eleştirmiyor… Nasıl bir toplumuz anlamıyorum? Herkesin elinde bir çanta, günü yıllar sonra anımsayabilmek için dağıtılan ve boyunlarda delege kartları sallanıp duruyor… Yemek molası bir âlem… Kulaklarımda yankılanan bir ses: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir… Her şeyi kabul eden bir toplum, faaliyet raporunu mu kabul etmeyecek?..