SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Sanatçının en zorlandığı an eserine son dokunuşudur genelde. Ressamın son fırça darbesi, bestekârın son notaları bu yüzden en zoru ve belki de en değerlileridir. Bilinir ki bu son dokunuş, bütün bir eserin çehresini değiştirir. Futbol da tıpkı böyledir. Hafızalarda kalan güzel başlangıçlar değil bitişlerdir hep. Beşiktaş da benzer bir şekilde son birkaç sezondur lige hızlı başlayıp sonunu bir türlü getirememiş; yüzleri bir türlü güldürememişti. Ama bu sefer oldu. Başlangıcı güzel, sonu muhteşem bir şampiyonluk eseriyle tamamladı sezonu.

ŞENOL GÜNEŞ'İN ESERİ

1 puanın yetmesinin rahatlığı ligin en diri takımlarından biri olan rakibini kontrol altına almayı tercih eden, biraz daha tutuk bir takım izledik ilk yarı. Sivok'un ayrılışından bu yana stoperlerinden neredeyse hiç gol göremeyen siyah beyazlıları, 4 dakikada 2 golle öne geçiren isim Marcelo oldu. Ve Alman Panzeri'nin golüyle geri sayım başladı.

Dünyanın en büyük orkestrası bu sezonun en fazla seyir zevki veren takımı tartışmasız Beşiktaş'tı. Şenol Güneş'in tempolu ve gösterişli oyunu, birkaç istisnai maç dışında sahada futbolculara, tribünlerde taraftarlara zevk verdi hep. Takım kazandıkça inandı ve mücadele ruhunu yükseltti.

Temposu yükseldikçe yaratıcılığı arttı, galibiyetler peşi sıra geldi. Sahadaki ruh, şüphesiz tribünlere de yansımıştı. Bu yüzden, Vodafone Arena'da sadece şampiyonluk şarkıları söyleyen tribünleri değil, dünyanın en başarılı orkestralarından birini de gördük dün. Bu büyük orkestranın adı, Beşiktaş taraftarıydı. Beşiktaş'ın gücüne güç katan, sevinmek için sevmeyeniydi. Şampiyonluğa inanan ve bu başarıda emeği geçen herkesi, muhteşem Beşiktaş taraftarını can-ı gönülden tebrik ediyorum.