SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
“Tribünler artık dolmuyor”

“Tribünler artık dolmuyor”

Sözcü gazetesinin usta yazarı Emin Çölaşan bugünkü köşe yazısında, gün geçtikçe dibe vuran Türk futbolunu kaleme aldı.

İŞTE EMİN SÖZCÜ GAZETESİNDE YER ALAN O YAZISI:

Sevgili okuyucularım, bizim ülkemizde herkes kendi çapında bir futbol uzmanı geçinir. Anlayan da, anlamayan da konuşur. Berber tıraşlarında, sokaklarda, kahvehanelerde, lüks restoranlarda tartışılan temel konu her zaman futboldur. Spor medyamız futbolla doludur. Diğer spor dallarına da ayıp olmasın diye küçük yerler verilir ve sonuçlar bildirilir. Ekranlar derseniz, o acayip reyting yarışında yer kapmak ve yaptığı yorumlarla (!) kendinden veya programından söz ettirmek isteyen spor yorumcularıyla doludur ve çoğunluğunu eski futbolcular ve hakemler oluşturur. Bu sunuculardan bazılarının görevi bağırıp çağırmak, hakaret etmek, aşağılamak, dedikodu üfürmek ve yalanlar söyleyip ortalığı kızıştırmaktır. Hele program sırasında birbirleriyle kapıştıkları takdirde, ertesi gün bütün medyada yer bulacakları kesindir! Her biri bir takımı tutar, belli futbolcu ve yöneticilere övgüler düzer, bazılarını aşağılar. Özellikle büyük takımların yöneticisi olmak da çok önemlidir! Başkan veya yönetici olduğunuz zaman isminiz hep gündemde kalır, ünlü olur, işlerinizi büyütüp para kazanırsınız. Yönetimden ayrıldığınız zaman isminiz anında unutulur ve iyot gibi açıkta kalırsınız!

* * * *

Kulunuz vatandaş Emin olarak spor müsabakalarını ekrandan sıklıkla izlerim ama hiçbir zaman futbol uzmanı falan geçinmem… Çünkü o kadar bilgiye sahip olmadığımı bilirim. Bizim kanallardaki o vıcık vıcık programları, dizileri vesaireyi izlemek yerine zamanımın çoğunu belgesellere ve spor programlarına ayırırım. Futbol sektörüne AKP'nin nasıl el atmış olduğunu sanırım iyi bilirim!.. Çünkü bu sektörde para çok büyüktür, ucu bucağı yoktur. Örneğin Futbol Federasyonu tümüyle AKP'nin elindedir. Başkan Yıldırım Demirören ve babası Erdoğan Demirören, Tayyip'in arzu ve isteklerini kıramaz. Tayyip birkaç yıl önce bastırdı, baba Demirören sürekli zarar eden ve satışları düşen Milliyet ve Vatan gazetelerini satın almak zorunda kaldı. Böylesine bir yatırıma aklı başında hiçbir işadamı girmezdi ama emir yüksek yerden gelmişti.

* * * *

Süperlig'de oynayan şu takımlara bakın!.. Adı İstanbul Başakşehir olarak değiştirilen takımın sahibi,İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Kasımpaşa tümüyle AKP'nin takımı. Tayyip'in baskısıyla Habertürk'ün sahibi Turgay Ciner gibi patronlar tarafından büyük para yardımlarıyla destekleniyor. Balıkesir, Bursa, Akhisar Belediye, Trabzon, Gaziantep, Konya, Kayseri Erciyes, Rize, Sivas, Karabükgibi takımların temsil ettiği illerimizin tümünde çoğunluk AKP'de. Süperlig'de iktidarın ele geçiremediği sadece birkaç takım var: Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray, Mersin İdmanyurdu, Eskişehirspor ve Gençlerbirliği.

* * * *

Maçları izlerken vatandaş gözüyle hakem hatalarını -tekrarlara bakarak- kendimce görüyorum. Hatalar elbette oluyor. Ancak hakemlerimizin siyasi nedenle karar verdiklerini bugüne kadar bizim anlı şanlı futbol yorumcularından bile hiç duymadım. Takdire değer bir olaydır. İktidarın tümüyle ele geçirdiği bir sektörde hakemlerimizin bu açıdan temiz kalmış olmasını önemsiyorum.

* * * *

Şimdi gelelim bu yıl dikkatimi fazlasıyla çeken bir duruma… Maçları izliyorsanız mutlaka dikkat etmişsinizdir. Bütün maçlarda olduğu gibi, Süperlig maçlarında da tribünler -birkaç derbi maçı dışında- neredeyse bomboş. Büyük takımlar bile boş tribünlere oynuyor. İl ve ilçe takımları aynı. Büyükler dahil kendi tribünlerini dolduran bir tek takım bile yok. Hele bazı maçlar sadece bin seyirciye oynanıyor. Önceki gece son olarak Fenerbahçe-Eskişehir maçını izledim, tribünler yine boştu. Sadece on bin seyirci gelmiş. Bir gece önceki Gaziantep-Galatasaray maçında seyirci sayısı altı bin! Bizim spor medyası bu işlerin üzerine gitmiyor, irdelemiyor, soru sormuyor… Çünkü onlar sadece maçın pozisyonlarını değerlendiriyor, spor programlarının hepsinde değil ama çoğunda ise birilerine, ya da birbirlerine hakaretler yağdırıp reyting peşine düşüyor!

* * * *

Bu tribünler geçen yıla kadar büyük ölçüde dolardı… Şimdi ne oluyor da boş kalıyor? İlki, uygulanmaya başlanan yeni pasolig bilet sistemi… Bütün kimlik bilgileri kayda geçirilen taraftarlar bu yolla iktidar tarafından fişleniyor. Esas amaç olayları önlemek falan değil, tribünlerde hükümet aleyhine yapılan tezahüratı bu yolla önlemek. Seyirci bu numarayı yutmadı. İkincisi, ülkemizdeki ekonomik durum tribünlere yansıyor. İnsanların cebinde futbol maçlarına verecek para kalmadı. Maçlar “gereksiz harcama” sayılmaya başlandı. Paralı kesim, özellikle büyük kulüplerin vazgeçilmez seyircisi olan zenginler, kendi tribünlerinde her maçta zaten hazır! Onlar için paranın önemi yok. Loca biletlerini ve en güzel tribünlerdeki yerlerini sezon başında maçlar başlarken peşin olarak alıyorlar. Hostesler hizmet veriyor, lüks yemekler çıkıyor… Dolayısıyla onlar için bir sorun yok. Ama esas taraftarı oluşturan orta halli ve fakir kesimler artık maçlara ekonomik nedenlerle gelmiyor, gelemiyor. Esnaf çökmüş, memur ve emekli bitik, memlekette üç milyon kişi iş arıyor ama bulamıyor… Ülke ekonomisi tribünlere işte böyle yansıyor. Onlar futbol aşkını ya da kulüplerine karşı olan sevgilerini yitirdi mi, toplum futboldan soğudu mu, bilemiyorum.

* * * *

Bu söylediklerimde belki yanılıyor olabilirim ama iş ciddidir. Dolayısıyla bu konuları gerek spor medyasının, gerekse ekonomist ve sosyologların kendi açılarından irdeleyip bir sonuca varması gerekir. Üstelik kulüplerin çoğu ekonomik açıdan batık durumda. Topçulara ve teknik ekibe paraları ödenmiyor. Bol kepçe harcamışlar, şimdi borç sarmalı içerisinde yüzüyorlar ama ne gam!.. Beşiktaş'ı batıran Yıldırım Demirören şimdi hükümet komiseri olarak federasyon başkanı! Türkiye bunlar sayesinde, 30 yaşını geçip çaptan düşmüş yabancı futbolcu eskilerinin cenneti olmuş durumda. Ya sadece kendi çıkarlarının peşinde koşan, toplumu kızıştırmaktan başka işe yaramayan ve bu yolla ün (!) kazanan yöneticilere ne diyelim!.. Gariban taraftar bu gibiler için çırpınıyor, tezahürat yapıyor, militanlık yapıyor, gerekirse hayatını tehlikeye atıyor… Ama işin içyüzünü, perde arkasını bilmiyor, düşünmüyor, nasıl sömürüldüğünü görmek istemiyor. Birilerinin bu konulara ciddi biçimde el atması gerekmiyor mu?