SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Atatürk ve futbol

29 Ekim 2014

O GÜN evde tek başımaydım… KAPI çaldı, açtım. KARŞIMDA Mustafa Kemal Atatürk duruyordu. ULU önder, babamın çok yakın arkadaşıydı. GEÇERKEN babamı görmek için bize uğramıştı. GELECEĞİNDEN haberdar olmadığımız için o gün annem ve babam evde yoktu. BUYUR ettim içeriye… GİRDİ, salonda bir sandalyeye oturdu. HEMEN kendisine annemin evde hazırladığı şerbetten ikram ettim. “GEL otur bakalım, seninle konuşalım biraz” dedi. ELİYLE, tam karşısındaki koltuğu işaret etti. HEYECANDAN ayaklarım tir tir titriyordu. OTURDUM, ama çok heyecanlıydım. İŞİN asıl zor tarafının bundan sonra başlayacağını hissediyordum. ÇÜNKÜ Atatürk, özellikle gençlere değişik zeka soruları sorarak, onları imtihan etmekten pek hoşlanırdı. MAHCUP olmak korkusu bütün benliğimi sarmıştı. FAKAT çok şükür sorduğu soru, korktuğum türden olmadı. O sıralarda milli futbol takımımız, Halkevleri Takımı adı altında, Rusya'da beşaltı maç yapmıştı. MAÇLARIN çoğunda fena sonuçlar alınmıştı. YAŞIMIN pek genç olmasına rağmen ben de kadroya alınmıştım. ÜLKESİNDE olup biten her şeyle ilgilenen Atatürk'ün, Rusya yenilgileri de gözünden kaçmamıştı. İLK sorusu “neden yenildiniz?” oldu. KEM küm ederek bir şeyler söylemeye çalıştım. ATATÜRK, pek üstelemeden ikinci sorusunu sordu: “PEKİ bu yenilgiler seni çok üzdü mü?” dedi. SON derece üzüldüğümü anlatmaya çalışıyordum ki, bir el hareketiyle beni susturup kendi konuştu: DÜNYADA yenilmeyen kimse, yenilmeyen ordu, yenilmeyen takım, yenilmeyen kumandan yoktur çocuk. YENİLDİKTEN sonra üzülmek de son derece tabiidir. ANCAK bu üzüntü insanın maneviyatını yok edecek, onu çökertecek seviyeye varmamalıdır. YENİLEN, hemen toparlanmalı, kendini yeneni yenmek için olanca gücüyle, azmiyle daha çok çalışmalıdır. KONUŞMASI bitmişti. “GEL şimdi bu futbol nasıl oynanır bana anlat” dedi. HEMEN kağıt-kalem aldım. OYUN sahasını çizerek, o zamanki deyimiyle müdafileri, muavinleri ve muhacimleri yerlerine yerleştirdim. SONRA, onların görevlerini ve ana kaideler ile hedeflerini anlattım. ATATÜRK gözlerimin içine bakarak, “Yahu desene, bizim harp oyunları gibi bir şey sizin oyun da… Sizin iş de, strateji bilgisi ve kurmay kafası ister” diyerek önemser bir şekilde başını salladı. O günü hiç unutmadım… BU anı, Mustafa Kemal ile onun en yakın arkadaşı Kılıç Ali Paşa'nın oğlu, ünlü futbol adamı, Galatasaray'ın unutulmaz isimlerinden Gündüz Kılıç arasında yaşanmıştır. GÜNDÜZ Kılıç, yıllar sonra kaleme aldığı bir yazıda olayı bu şekilde anlatır. BU anıyı okuduktan sonra, artık “Atatürk Fenerbahçeli miydi, yoksa Galatasaraylı mı?” sorusunu sormaya gerek yok. GÖRÜLDÜĞÜ üzere, rahmetli her şeyi yakından takip ederdi ama memleket işlerinden takım tutmaya pek fırsatı bulamamıştı. ONU bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz. BU vesileyle, Cumhuriyetimiz'in 91. yılını gönülden kutluyorum.

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek