SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

İşte o röportaj:

BİR ÇALIM DAHA

Hakan Şükür'ün Leeds'e attığı gol gibi bir kariyeri var Yasin Öztekin'in. Koşuyor, koşuyor, bir ara zora sokar gibi oluyor ama akabinde engelleri bir bir aşıyor. Şimdi her şey, atacağı son bir çalıma bağlı. O çalımı atabilirse çerçeveyi görecek. Sonrası malum…Tarih, 2 Aralık 2003. Galatasaray'ın, o günkü adıyla Westfalen Stadyumu'nda Juventus ile karşılaşacağı Şampiyonlar Ligi mücadelesine birkaç saat kala, Borussia Dortmund tesislerindeki yaklaşık on genç adamın yüreği büyük heyecanlar taşıyor. Farklı yaş gruplarından bu gençler, idmanları bittikten sonra soluğu kulüp merkezinde alıyor ve kendilerine verilen biletlerle çocukluk aşklarına destek vermek için kale arkası tribününün üst tarafındaki yerlerini alıyor Galatasaray, Almanya'da yetişen futbolcusu Berkant Göktan'ın yalnızca bir kez gösterebildiği muhteşem performansıyla hatırlanan maçta iki sol kanat oyuncusunun asistleri ve Hakan Şükür'ün golleriyle Juventus'u dize getirirken, goller doğru kaleye geliyor ve Dortmund altyapısındaki Türkiyeli gençlerin önünde cereyan ediyor.

Tahmin etmek zor değil, bu gençlerden biri 16 yaşındaki Yasin Öztekin. Odasının duvarında, Hagi'nin hemen yanında posteri bulunan Hakan Şükür o golleri atarken, asistleri yapan Hakan Ünsal ve Hasan Şaş'ın yerine kendisini koymuyor. Berkant olmak da değil hedefi. Yasin, Borussia Dortmund'da A Takım'a yükselmek ve sekiz yaşında girdiği kapıdan bir daha hiç çıkmamak istiyor. Galatasaray'ın yeri başka. Kalabalık ailesinin tümü Galatasaraylı, o sevgiyi onlardan alıyor. UEFA Kupası'nın kazanıldığı gün, maçı evde izliyor, yaklaşık 15 kişiyle birlikte. Sonra alıyor eline bayrağını, kendisini dışarı atıyor. Tahmin edebiliyoruz değil mi, gurbette de tadı bir başka oluyor… Galatasaray'ın her önemli galibiyetinde, Dortmund'u şehir merkezine doluşmuş, sarı kırmızı bayrak tutan ellerin biri hep Yasin'in oluyor. Ama onun aklından bir gün Galatasaray'da oynamak, doğrusu hiç geçmiyor.

Hikâyenin başına dönelim. Klasik bir gurbetçi ailesi Öztekinler. Ekmeğini kömür madeninden çıkaran Alattin – Zahide Öztekin çiftinin beş çocuğunun dördüncüsü olarak dünyaya geliyor Yasin. Hayata dair hatırladığı en eski görüntü ne kadar eskiyse, futbol topuyla ayağının ilk teması da o kadar. Kuzenleri, komşuları derken kapının önünde 15-20 kişi, yapacak başka hiçbir şey yok, bir topun peşinden koşup duruyor. Semtin bir de takımı var. Zahide Öztekin'e sorarsanız, ailenin dört erkek çocuğunu da bezini bağlayıp oraya gönderiyor. Dört yaşına gelmeden Alemannia Scharnhorst'un parçası olan Yasin, birkaç sene sonra, 15 yıl boyunca giyeceği sarı-siyah formayı sırtına geçiriyor.

15 senenin 10 senesi, kendini tekrar tekrar kanıtlamakla geçiyor Yasin için. Her sezon bitişinde görüşme odası onu bekliyor. Bazen tahmin etse de, hiçbir zaman devam edip etmeyeceğini kesin olarak bilmiyor. Sonra ise hep aynı sözleri duymayı başarıyor: “Bu sezon senin için çok iyi geçti,seneye de böyle devam etmelisin.” Ediyor Yasin. 25 kişilik takımlardan her sene 4-5 kişinin bir sonraki basamağa geçtiği yerde, tırmanışına kesintisiz devam ediyor. U19'a çıktığında, koca takımdan yalnızca iki kişiyi alıyorlar, biri yine o oluyor. “O yarış benim için çok önemliydi. Eğer kendimi zinde tutmak zorunda olmasaydım, belki buralara gelemezdim. Ama iyi çalıştım ya! İçimde o azmi çocukluğumdan beri taşıyordum. Dortmund'da A Takım'a çıkmalıydım ve çıktım da. O statta maça çıkmak çok önemliydi benim için; bütün çocukluğum bunun hayaliyle geçti” diyor şimdi. Orada doğmayı, Dortmund altyapısından eğitim almayı kendisi için şans görüyor.

Alman altyapısı dendiğinde akla ilk gelen kelime var ya hani, hayatının yarısından fazlası o altyapıda geçen Yasin de bize o kelimeyi tekrarlıyor. Bazı klişeler de gerçek işte. “Disiplini öğretiyorlar. Sahada nasıl pozisyon alınacağını, oyun anlayışını, pas formlarını… Ama sahayla bitmiyor. Takım içinde nasıl davranacağınızı, takım olmanın ne demek olduğunu, uyumu ve saygıyı… Yanlış bir şey yapmamalısınız. Yaparsanız, sizin hikâyeniz orada son bulur, bunu biliyorsunuz.”

2008-09 sezonu ortasında Jürgen Klopp tarafından önce A Takım antrenmanlarına, ardından takıma alınan ve özel antrenmanlara tabi tutulduktan sonra yavaş yavaş forma şansı bulmaya başlayan Yasin için bir dönem böyle geçiyor. İnişli çıkışlı bir dönem sonunda 2009-10 sezonunun 12. haftasında tekrar 18 kişilik maç kadrosuna girmeye başlasa da, bir hafta sonra kaval kemiğinden ciddi bir sakatlık geçiriyor. Beş ay süren ayrılıktan sonra sezonun son maçında kendisine kadroda yer bulan genç futbolcu, bu maçta son kez Borussia Dortmund kulübesinde oturuyor. Forvet, sol açık, sağ açık, A Takım'da sağ bek, sol bek derken; Yasin Öztekin 15 yıl sırtında taşıdığı sarı-siyah formayı çıkarıp anavatanına yöneliyor.

2011, Yasin Öztekin için yepyeni bir başlangıç oluyor. Dortmund'dan Türkiye'nin başkentine doğru yola çıkarken, yeteneğini kullanırsa basamakları dikine çıkacağının farkındadır genç adam. Gençlerbirliği'ndeki ilk maçlarında sonradan şans buluyor. Yarım saat, 45 dakika, arada bir ilk onbir derken, devre arasında Fuat Çapa'nın takımın başına gelmesiyle patlama yapıyor. O sezon güçlü bir takım Gençlerbirliği, ligi 9. sırada bitirse de beşinciyle arasında yalnızca bir puan var. Son hafta belediye takımına kaybetmese Beşiktaş'ın üç puan gerisinde beşinci olacak. Lig bittikten kısa bir süre sonra o Beşiktaş kapısını çalıyor, Yasin Trabzonspor'u seçiyor. 33 maça çıkıyor ancak kendisine verilen bazı sözlerin tutulmaması nedeniyle sezon sonunda ayrılma kararı alıyor. Her ne kadar 33 maç oynasa da, Trabzonspor'daki performansını yetersiz buluyor. Huzurlu olmadığını, belki de şehre alışamadığını, böyle olunca sahada bir türlü istediklerini yapamadığını söylüyor.

Karadeniz'den tekrar İç Anadolu'nun yolunu tutarken, Kayseri Erciyesspor'u kariyerinde bir basamak olarak görüyor Yasin. Tekrar çıkış yapması gerektiğini biliyor. Ancak ilk yarım sezon takım için çok sıkıntılı geçiyor. İkinci ligden yeni çıkan, 15'i aşan yeni transferi, yeni teknik direktörüyle Kayseri Erciyesspor, koca devreyi sadece 12 puanla tamamlıyor. “Ümidimiz kesildi diyemem ama çok azalmıştı” diyor Yasin, “Ancak ikinci yarıda Hikmet (Karaman) Hoca geldi. Nokta transferler yaptık. Cenk Ahmet, Diakhate, Edinho, Murat; hepsi ligde kalmamıza direkt katkı verdi. Bazen yirmi transfer yaparsınız hiçbir etkisi olmaz, bazen birkaç transferle çok daha iyi sonuç alırsınız. Hikmet Hoca gerçekten çok şey başardı bence. Tesiste ne varsa yeniden yapılandırdı. En küçük ayrıntılara kadar ilgilendi; örneğin oyun salonumuz yoktu, yaptırdı. Bunlar bile bir futbol takımını etkiler, inanın bana. Hikmet Hoca ve yardımcılarına tekrar teşekkür etmek istiyorum.”

Sezon bitiyor, tatil de bitmek üzere. Kayseri Erciyesspor ile kampa gitmeye hazırlanan Yasin, hayatının en güzel haberlerinden birini alıyor: Galatasaray, onu istiyor. O ise, o andan itibaren sadece bu transferin bir an önce gerçekleşmesini. Transfer her gün bir başka boyut kazanıyor, olacak, olmayacak derken her gün gidip hocaya, başkana baskı yapıyor. Böyle bir şansın bir daha gelmeyeceğini, hayalindeki takımda oynamak istediğini söylüyor. “Sonunda oldu. Bundan sonrası bana kalıyor” diye anlatırken, gözleri parlıyor Yasin'in. Kayseri Erciyesspor Başkanı Ziya Eren'in kendisi için başta 5 milyon euro istemesine dair ise “O fiyata olmayacağını zaten biliyorduk ama başkanın takdiridir, bana o değeri verdiyle ne mutlu bana” diyor.

Hikâyenin bundan sonrasını hep beraber yaşayacağız, ancak Yasin'in kendisi için nasıl bir gelecek öngördüğünü soruyoruz. Türkiye'ye ilk geldiğinde tecrübesi olmadığını, yeni bir yere gelmiş olmanın zorluklarını çektiğini söylüyor. Şimdi ise hem tecrübe edindiğini hem de kendini buraya ait hissettiğini eklerken, bu senenin öncekilerden daha iyi olacağının altını çiziyor.

Yasin Öztekin'in geçtiğimiz sezonki performansının teknik ekibimiz tarafından detaylı bir şekilde incelendiğini ve bu transfer için ısrarcı olduklarını biliyoruz. Ancak Anadolu takımlarında yeteneğiyle sivrilen pek çok oyuncunun, iş İstanbul'a geldiğinde aynı ölçüde bir performans sergileyemediğinin de şahidiyiz. Bunu soruyoruz Yasin'e; sürekli bir kendini gösterme çabasından mı, kendine güvenememekten mi, şampiyonluğa oynayan takımların kapalı savunmalarla karşılanmasından mı, İstanbul'un ışıltılı hayatından mı? Yasin o sorumluluğu alabilecek mi, o özgüvene sahip olabilecek mi, kapalı savunmaları aşabilecek mi diyoruz. Kendinden emin bir cevap alıyoruz:

“Trabzonspor'da bence sorun en çok bendeydi. Bana yeterli şansı verdiler ama belki de kafaca hazır değildim ve sonuç olarak Erciyes'e gittim. Bu iki sene bana çok şey kattı. Büyük takıma gittim, geri döndüm ve büyük takımda oynamanın nasıl bir duygu olduğunu ondan sonra anladım. Artık üç yıldır Türkiye'deyim ve burada neler olduğunu iyi biliyorum. Takımlar bize kapansın, ben kendime güveniyorum ve bunun benim yeteneğimi azaltacak ya da yansıtmamı engelleyecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Baskıya gelince; Galatasaray gibi bir takımda her zaman baskı altında olmak, her maç kendinizi yeniden kanıtlamak zorundasınız. Bir maç kötü oynasanız, rekabet var, başkası yerinizi kapabilir. Kendimden biliyorum, taraftarın beklentisi hep yüksek. Baskıyı mutlaka hissedeceğim ama mental olarak kendimi geliştirdiğim için bununla baş edebileceğime inanıyorum. Nasıl davranmam, nasıl oynamam gerektiğini bildiğimi düşünüyorum, eğer doğru biliyorsam belki de bu sene daha kolay geçecek. Bu sezon ve sonrası bambaşka olacak.”

Hedeflerini sorduğumuzda, öncelikle bu sezon elinden geldiği kadar maça ilk 11'de çıkmak istediğinden bahsediyor Yasin. Tabii Galatasaray'daki rekabet neticesinde herkesin oynamak isteyeceğini, herkesin oynamayı hak edeceğini de biliyor. “Burası Galatasaray, üç kulvarda yarışacağız ve bütün takım da iyi oyunculardan oluşuyor. Bana düşen hocamızın görev vereceği her an için kendimi hazır tutmak” diyor. Çalışma temposundan dolayı henüz uzun uzun konuşma fırsatı bulamadığı Cesare Prandelli, birbirlerini yakından tanıyacak çok zamanları olacağını transferin gerçekleştiği gün iletmiş ona. “Hem Prandelli hem de ekibi, çok yoğun çalışıyorlar, sürekli takımı düşünüyorlar ve yine sürekli yenilik peşindeler. Herkese eşit yaklaşan bir teknik adam, kısa bir süre öncesine kadar onunla çalışacağım aklımın ucundan geçmezdi. Bugün ise kendimi çok şanslı hissediyorum” diyor hocasıyla ilgili.

Uzun bir sohbetin ardından son sözü Yasin'e bırakıyoruz. İçinden gelen, diline dökülüyor, bize de aktarmak düşüyor…

“Galatasaray'a başarılı olmak için geldim, başka çaresi yok. Milli takıma yüzde yüz gitmek istiyorum. Mecburum. Bu sene olur, seneye olur ama yüzde yüz olması gerekiyor. Şampiyon olmak istiyorum. Kupayı almak istiyorum. Şampiyonlar Ligi var… Yapacak çok işimiz var.”