SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Görünen köy

21 Mart 2014

OLDUKÇA sıkıntılı ve fırtınalı günler yaşayan ülkemizde hemen hepimiz teselliyi futbolda arıyoruz. Ama gelin görün ki, orada da yüzümüz pek gülmüyor. Şampiyonlar ligindeki umudumuz Galatasaray'ın Chelsea karşısındaki halini ve oynadığı futbolu görünce kocaman bir karamsarlığın içimizi kapladığını söylemek sanırım hiç yanlış olmaz. Bundan önceki yıllarda özellikle deplasmanlarda oynadığı cesur futbolla bizleri gururlandıran, aldığı başarılı sonuçlarla dertlerimizi unutturan Galatasaray'ın bu kadar korkak, bu kadar silik futbol anlayışı ile kader maçına çıkması doğrusu kabullenecek gibi bir olay değil.

ÖNCELİKLE bir İtalyan teknik adamın çalıştırdığı takımın savunmasının çok iyi olması gerektiğini düşünüyor insan. Ancak Mancini'nin Galatasaray'ında savunma güvenliği neredeyse sıfır. Defansın arasına atılan her top pozisyon olarak dönüşüyor Galatasaray kalesine. Kanat savunmasının yerinde yeller esiyor. İki kanat rakipler için adeta yol geçen hanı. Rakipler istedikleri gibi cirit atıyorlar bu alanda. Devre arasında kurtarıcı diye gelen Telles hücumda biraz var ama savunma yönü hemen hiç yok. Bereket versin Muslera diye bir file bekçisi var da hemen her maçta birkaç önemli kurtarışla arkadaşlarının açıklarını kapatıyor.

SAVUNMA evlere şenlik diyelim. Peki ya orta alan ile forvetin durumu iç açıcı mı? Geçen sezonun en başarılı ismi, takımın organizatörü Selçuk'u mumla arıyoruz bu yıl. Orta alandan forvete bir tek olumlu pas çıkmıyor. Bu bölge karşısında tıpkı son maçta olduğu gibi etkili pres yapan bir takım görünce de iyice çöküyor.

DEFANSINDA ciddi açıklar veren Galatasaray'ın bu yılkı en büyük yanlışlarından biri de özellikle hücuma çıkarken yapılan pas hataları sonunda kaptırılan toplar. İşte Chelsea gibi ayağa iyi top oynayan ve hızlı çıkan bir takıma karşı bu kadar çok top kaybı yaparsanız, yenilginin kaçınılmaz olduğunu bir kez daha gördük.

BÜYÜK hayaller kurarak beklediğimiz çeyrek final için mutlak golün gerektiği bir maçta rakip kaleye sadece bir şut atabilen bir takımın hedefine ulaşması elbette mümkün olamazdı olmadı da. Gelin şimdi Fatih Terim döneminde, cesurca hücuma çıkan ve rakip kaleye gitmeyi hedefleyen Galatasaray'ı aramayın.

KISACASI Mancini ile özellikle deplasman maçlarında pısırık ve korkak bir Galatasaray görmeye alıştık. İtalyan'ın geldiği günden beri Galatasaray'a pek fazla bir şey veremeyeceğini söyledikçe bana kızan sevgili Galatasaraylı dostlar da artık hak vermeye başladılar. En önemli hedeflerden biri olan Şampiyonlar ligine havlu atan sarı kırmızılı takımın bu haliyle, ligdeki 8 puanlık farkı da kapatması oldukça zor görünüyor. Her maça değişik bir kadro süren, gol ihtiyacı olduğu bir maçta Drogba'yı çıkartıp Ceyhun'u kurtarıcı diye sahaya süren ardından da büyük bir krize yol açan Mancini’ye artık hiç ama hiç güvenmiyorum. Açıkçası o parlak kariyeri bu kafa ile nasıl yaptı onu da merak ediyorum. Ama sistemi oturmuş ve her şeyin tıkır tıkır işlediği ülkelerde işler tabii ki daha kolay. Marifet bizim gibi her şeyin karmakarışık olduğu ülkelerde başarıya ulaşmak. Fakat bunu da hayatında böyle bir ortamı yaşamamış yabancıdan beklemek çölde su bulmayı beklemek gibi bir şey.

HER maçta bir yanlışla karşımıza çıkan ve Morinho'nun söylediği gibi anlaşılması zor bir teknik adam olan İtalyan hoca ile beklentilerin karşılanacağını düşünmek biraz fazla iyimserlik gibi geliyor bana. Her ne kadar Mancini, Galatasaray'da iyi işler yapacağını söylüyor olsa bile ona bir Türk atasözünü hatırlatmak istiyorum “Görünen koy kılavuz istemez”

BAŞKANIN GÖREVİ NE?

TÜRK futbolunda hemen her gün şimdiye dek alışmadığımız ve görmediğimiz olaylar yaşıyoruz. Son olarak Bursaspor Başkanı Ertan Körüstan'ın bir taraftar ile stat önünde tekme tokat kavgasını görünce ağzım hayretten bir karış açık kaldı. Taraftarın zaman zaman taşkınlık yapıp kavga çıkardığına tanık olmuştuk ama anlı şanlı bir başkanın kendisini protesto eden taraftarın üzerine saldırıp ona tekme yumruk girip uzun süre kovaladığını hiç görmemiştik. Eh artık bunu da gördük ya ne gam. Demek ki Türkiye'de olmaz diye bir şey yokmuş. Çok merak ettim başkanın görevi kulübü yönetmek mi yoksa taraftar kovalamak mı. Cevabı bulan varsa beri gelsin.

DEV ORGANİZASYON

ŞU ana de hep olumsuzluklardan söz ettik. Ancak sporumuzda güzel şeyler olmuyor da değil. İşte geçen gün bu yıl 50. Si düzenlenecek Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turunun tanıtım toplantısına gittik. Dile kolay tam 50 yıldır büyük bir başarıyla gerçekleştiren ve Türkiye'nin tanıtımı için önemli bir rol oynayan bu tur Türk sporu için gerçek bir yüz akı. Bir veledromun bile bulunmadığı ülkemizde bisiklet sporuna gönül veren ve her yol bu turu büyük bir özveri ile düzenleyen sevgili dostum Emin Müftüoğlu ve arkadaşlarını bir kez daha kutluyor onlara bu zor organizasyonda başarılar diliyorum. Biliyor ve inanıyorum ki bu yıl çok daha iyisini yapacaklar.

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek