SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Futbol konuşalım

20 Şubat 2014

Futbol hepimizin sevdiği güzel ve keyifli bir oyun. Ancak bizler bu güzel oyundan ne kadar keyif alıp, onun güzelliklerini ne kadar yaşayabiliyoruz işte orası tartışılır. Fanatizm denilen olgu iliklerimize kadar işlemiş, gözlerimizi kör etmiş bir haldeyiz sanki. Bu güzel oyunun zevkini çıkarmak varken elbirliği ile tadını kaçırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Şöyle etrafınıza bir baksanıza bir kirli toz bulutu sarmış her yanımızı. Futbolun saha içi mücadelesi bir kenara itilmiş, bildiri ve açıklama savaşı, karşılıklı suçlamalar gündemin göbeğine oturuvermiş. Bizler futbolun güzelliklerini konuşalım dedikçe, birileri ‘hayır kulüp çıkarları önce gelir, biz ona bakalım’ diye ayak diretiyor sanki. Ortalığı yangın yerine çevirmek için bahaneler de hep hazır. Yok efendim şu maçta hakem şöyle yönetmiş, öteki maçta hakem bunu yapmış. Beyler futbolun içinde hakemin hata yapmasından daha doğal bir şey var mı? Elbette hatalar da olacak. Tamam şu sıralarda hatalar biraz fazla oldu ama bunun ardında art niyet aramak, komplo teorileri üretmek ve işi bir kavga ortamına sürüklemek kime yarar getir ki. Eğer ortada bir sorun varsa, bu iş karşılıklı suçlamalarla bildiriler yayınlamakla çözülmez. Mantıklı olan saygı ve sevgi çerçevesinde bir araya gelip, sorunu tartışarak bir çözüme ulaşmaktır. Ancak özellikle de kulüplerimizi yönetenler, olaya sadece kendi pencerelerinden baktıkları sürece bunun sağlanması da zor görünüyor. Bakın bir hafta önce aleyhinize olan hatalar bir hafta sona sizin yönünüze doğru dönebiliyor. O zaman da ortaya bağıranın çağıranın haklı olduğunun sanıldığı yanlış ve futbolun ruhuna uygun olmayan bir tablo çıkıyor. Sizler hakemlerimizi bu şekilde baskı altına almaya çalıştıkça, onların kafalarını rahat ettirmedikçe, hakemlerimizi hata yapmaya ittiğinizin acaba farkında mısınız?. Böyle bir ortamda bu kadar yanlışın bir araya gelmesi kaçınılmazdır. Ne olur biraz saygı, biraz hoşgörü. İşte ancak zaman yaşayabiliriz futbolun keyfini. Artık biraz futbol konuşsak nasıl olur?

ZOR DOSTUM ZOR Galatasaray'ın Fatih Terim ile yollarını ayırıp Roberto Mancini ile söz kestiği dönemlerde İtalyan teknik adam ile işlerin zor yürüyeceğini öne sürmüştüm. Hala da aynı fikirdeyim. Öncelikle Mancini'nin futbol anlayışı ve iş yapma biçiminin bizlere pek uymadığını hemen söyleyeyim. Bakın işte iki haftalık fırtınadan sonra Antalya'da işler nasıl tersine döndü. Sürekli değişen kadrolar, İtalyan hocanın devamlı transfer yapma arzusu Galatasaray'da işleri arap saçına çevirdi. Sözüm ona savunma uzmanı olan İtalyan bir teknik adamın çalıştırdığı takımın savunması nasıl bu kadar çok hata yapıp, rakibe bu kadar pozisyon verebilir. Orta saha aradığı liderini bir türlü bulamadı. Hoca'nın Ceyhun ısrarını anlayan varsa beri gelsin. Mancini'nin karnesinde benzer sorunların Manchester City döneminde yaşandığını da sanırım pek bilmeyen yok. Her istediği yapılan bir hocadan Galatasaray taraftarının daha fazlasını beklemesi kadar doğal bir şey yok. Ancak görünen o ki, Mancini ‘önümüzdeki yılın takımını kuruyorum’ bahanesi ile Galatasaray taraftarını oyalamaya devam edecek. Demem o dur ki, Mancini ile zor dostum zor.

PARA iLE SAADET OLMAZ Bizi tanıyanlar basketbola ne kadar sevdalı olduğumuzu bilir. Gazetecilik yıllarımızın önemli bir bölümü basketbol salonlarında geçti. Mesleğe başladığımızın ilk yıllarda en büyük düşümüz ulusal takımımızın, önemli turnuvalarda sürekli yer almasıydı. Şükür Avrupa Şampiyonalarının gediklisi olduk. Dünya Şampiyonaları ve Olimpiyat Oyunları için ayni şeyi söylemek zor. Olimpiyata gidemedik. Dünya Şampiyonası’na ise bir kere sportif başarı, bir kere wild cart bir kere de ev sahibi olarak katıldık. Şimdi İspanya 2014'e gene wild card ile gidiyoruz. Ama bu kez para ile satın alarak. İtalya, Rusya, Almanya gibi kartvizitlerinde şampiyonluklar bulunan ülkelerin FIBA'nın bu ticari uygulamasını etik bulmayarak kabul etmedikleri bu uygulamaya biz balıklama atladık. Devlet kesesinden milyonlarca Euro'yu bastırıp, İspanya biletini aldık. Öncelikle şunu söylemekte yarar var. Sahada ter dökmeden elde edilen başarı, başarı değil ayrıca parayla gitmek de etik değildir. Keşke FIBA aday ülkelerden katılım payı adı altında para toplayıp, bir turnuva yapsa ve 4 takımı öyle belirleseydi. Sanırım daha sportif olurdu. Paranla gittiğin turnuvada başarılı olsan ne yazar olmasan.

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek