SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Haksızlığa ve adalete isyan

18 Şubat 2014

PAZAR günü Bağdat Caddesi'ndeydim.

Fenerbahçe taraftarının haklı isyanına tanıklık ettim. Haksızlığa ve adalete isyan edişini gördüm. Gördüğüm başka şeyler de vardı. Sarı-kırmızılı formalarını sırtına geçirip, Fenerbahçe taraftarıyla birlikte yürüyen Galatasaraylılar'ı… O saatte takımlarının maçı olmasına rağmen, maç keyfini bırakıp siyah-beyazlı formalarını giydikleri gibi Fenerbahçe'nin isyan ve adalet arayışına omuz veren Beşiktaşlıları gördüm… Türban takan kardeşlerimle birlikte yürüyen vatandaşımı görünce gururlandım, göğsüm kabardı. Şaşkınbakkal'dan başlayan yürüyüş, Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın önüne kadar devam etti. İnsanlar sloganlar attılar, adalet istediler, haklı olarak isyan ettiler. Ama bir tek olay çıkmadı. Ben diyeyim 5-6, siz deyin 8-10 kilometrelik yolu yürüyerek kateden 400 bine yakın insanın burnu bile kanamadı. Çünkü ortalıkta çevik kuvvet yoktu, tomalar yoktu, gaz bombası atan polisler yoktu. Emin olun dün onlar olsaydı, bu yürüyüşte çok acı olaylar yaşanabilirdi. Demek ki, benim insanım adam gibi protesto gösterisi yapabiliyor. Emin olun ‘Gezi' olaylarında da polis müdahalesi olmasaydı kimsenin burnu kanamazdı. Pazar günü olduğu gibi insanları kendileriyle başbaşa bıraksalardı, 5-10 gün çadır eylemi yaparlardı, sonra kendiliğinden eylemlere son verirlerdi. Ama işin içine Gezi Parkı'na düzenlenen gazlı şafak baskınları, insanları kışkırttı. Sonuç itibarıyla, canlar yandı, maddi ve manevi hasarlar meydana geldi. Gençler öldü, pek çoğu da sakat kaldı. Mesela Berkin, o gün bu gündür hala yoğun bakımda uyutuluyor. Fenerbahçe seyircisine ve onların haklı mücadelesine destek veren Galatasaraylı, Beşiktaşlı kardeşlerime söyleyeceğim tek şey var; Hepinize çok teşekkür ediyorum. Bir spor yazarı olarak, gerektiği zaman fanatizmi bir kenara bırakıp kol kola girebilen bu güzide kulüplerin taraftarları pazar günü Kurtuluş Savaşı ruhunu ortaya koydular. Dayanışma, yardımlaşma ve kucaklaşma bunu ortaya koyuyordu.

Hakemleri rahat bırakın

HAKEMLİK zor iş. 89 dakika mükemmel maç yönetirsin, 90. dakikada bir yanlış karar verirsin, adeta linç edilirsin. Mesela Sivasspor'un Fenerbahçe'yi yendiği maçı hatırlayın. Yunus Yıldırım, çizgi hakeminin “devam hocam devam” sözleri üzerine Fenerbahçe'nin yüzde bin beşyüz penaltısını vermedi. Futbolda oluyor böyle şeyler. Burada en büyük suç kulüp yöneticilerinindir. Mesela Sivasspor maçı öncesi Yunus Yıldırım'ın Fenerbahçe lehine çalışacağına ilişkin söylemler ünlü hakemi strese sokmuş olacak ki, bariz hatalar yaptı. Bu hafta da aynı şeyler Fırat Aydınus için geçerliydi. Yok efendim, bu hakemi Fenerbahçe istemiyormuş da, vay efendim Caner'e geçen yıl haksız yere kırmızı kart göstermiş de, daha bir sürü iddia… İddialar iddia olarak kalıyor ama emin olun hakemler bu söylentilerin etksi altında kalıyor. Son olarak G.Saray'ın açıklaması olayın üzerine tuz biber ekti. Neymiş efendim, Aziz Yıldırım soyunma odasına inip hakemleri tehdit ediyormuş. Gördünüz işte… Fırat Aydınus da ister istemez bu söylentilerden etkilendi, Kaşımpaşalı futbolcu Adem'e göre Bruno Alves'e göstermesi gereken kırmızı kartı gösteremedi. Velhasıl söylemek istediğim şu; Galatasaray olsun, Fenerbahçe olsun, Beşiktaş olsun… Kim olursa olsun. Hakemleri rahat ve özgür bıraksınlar. Televizyon kameralarının karşısına geçip çizgi çizerek ofsayt mı değil mi tartışmaları yapmak kolay. İnsanoğlu bu. Makine değil ki? Hata da yapacak. Art niyet olmadıktan sonra bu kadar sorun etmenin anlamı da yok. Federasyon Başkanı ve Merkez Hakem Kurulu yaşanan bu kadar olaydan sonra istifa etmediklerine göre, Türkiye Futbol Federasyonu'nun da, Merkez Hakem Kurulu'nun da artık hakemlerin daha dikkatli davranmaları konusunda harekete geçmesi gerekiyor. Hakemleri toplayıp uyaracaklar mı, seminer mi düzenleyecekler bilemem. Herkes elini taşın altında koymalı.

Bu çocuğun katili kim?

MISIR'IN Luksor kentinde düzenlenen Uluslararası Tekvando Şampiyonası'na katılan Türk sporcu Seyithan Akbalık, müsabaka sırasında fenalaşıp yere yığılmış.

Bir daha da kalkamamış. Aslında spor salonunda hayatını kaybetmişti ama belki geri döndürebiliriz diye hastaneye kaldırıldı ama döndürülemedi. Seyithan, 21 yaşında kalbine yenilmişti. Daha 6 ay önce doktora muayene olan genç sporcunun kalp atışlarında ritim bozukluğuna rastlanmıştı. Ama doktorlar bunun pek önemli olmadığını ve spor yapmaya devam edebileceğini söylemişlerdi. O da devam etti. Sonunda müsabaka sırasında yere düşüp yüzlerce kişinin gözleri önünde can verdi. Ailesi yasta. Peki Seyithan'a “spor yapmasında sakınca yok” diyen doktor kim? Acaba o doktorun birazcık olsa vicdanı sızlıyor mudur? Ben ailenin yerinde olsam, bu doktordan şikayetçi olur, alabileceği cezanın en yükseğini alması için hukuk mücadelesi başlatırım.

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek