SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

EL PRINCIPE

18 Kasım 2013

Yer: Buenos Aires. Vakit: Akşamüzeri. AKŞAMKİ River maçına hazırlanan Uruguaylı gazeteci Victor Morales banyoda tıraş olurken içerdeki karısına sesleniyor; “hayatım, en üstteki plağı takar mısın? “Prens” parçasının olduğu yüzü lütfen.” İğne plağın üstünde dolanmaya başlıyor ve Moraleslerin evi bir tango müziğin estetiğiyle doluyor. O günlerde sürekli bu şarkıyı dinleyen Victor Morales, bu parçanın onu niye bu kadar etkilediğini akşamki maçta anlayacaktı… Şair adımlar EL Monumental'deki maçın santra düdüğü, tüm futbol tarihine iz bırakacak bir resitali başlatıyordu o gün. River formasıyla tribünlerin ilahı olan bir adam, topu ağlara yollarken Morales'in gözlerinde aynı tango çalmaya başladı. Tıpkı o şarkıda anlatıldığı gibi bir adam vardı çimlerin üstünde. Yıllar yıllar sonra Morales şöyle açıklıyordu durumu; “Enzo bir gol attı o gün ve aklıma şarkıdaki ‘ben bir prensim ve gollerim benim tek aşkım' cümlesi geldi. Prens ünvanı, hem anlaşılmaz biçimde melankolik ve üzgün duran hem de içtenlikle bir prensin soyluluğunu taşıyan bu adam için yaratılmıştı sanki. Bu yüzden ona ‘Prens' dedim.” GENÇ Francescoli'nin bir efsane olma yolundaki ilk adımı tamamdı işte; artık bir lakabı vardı; Prens! River, Paris, Marsilya ve İtalya serüvenlerinden sonra taraftarların yakarışları üzerine tekrar River'a dönen efsane, Buenos Aires'teki 2. Prens Francescoli dönemini başlattı. Yıllar hiç geçmemiş gibiydi sanki; tekrar kupalar, tekrar gol krallıkları, tekrar yılın futbolcusu ödülleri… Bir şairin ruhuna ve adımlarına, soylu bir prensin duruşuna sahipti kısaca. İŞTE tam o yıllarda, Bordeaux'nun 24 Mart 1995 gününde bir çocuk dünyaya düştü. Prens Enzo'nun antrenmanlarını izleyerek büyüyen, büyüdükçe de her adımıyla kendi efsanesini yaratan bir başka adam, oğluna kendi futbol tanrısının adını verdi; Enzo! OĞLU Enzo'ya her baktığında kendi hedefini hatırlıyordu Yazid; dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu olmak. Bu yolda emin adımlarla yürürken “karşısında diz çökebileceğim tek adam Francescoli'dir” diyecek kadar benzeyecekti Prens'e. Yalnız antrenmanlarındaki bilek hareketleri ve oyun zekasını değil, duruşunu da örnek alıyordu onun. Yazıd'le Enzo VE sonunda karşılaştılar. River Plateli Prens'le aynı sahaya adım atan Yazid'in, maça başlarken üstünde Juventus forması vardı. Ama sahadan, maç sonunda Prens'in formasını giyerek ayrıldı o gün. “BANA duyduğu hayranlığı öğrenince çok şaşırdım” diyen Francescoli, şu cümlelerle özetliyordu her şeyi; “96'daki bir uluslararası turnuva maçında, karşılıklı oynadığımız Zidane'a formamı verdim. Ve sonradan öğrendim ki, Juventus yılları ve hatta 98 Dünya Kupası'nda oynadığı günlerde bile Zidane geceleri üstünde benim formamla uyuyormuş.” TANGO bekleyen gazeteci Morales'i, kupa isteyen River taraftarlarını, onu ilahı kabul eden Zidane'ı ve estetik arayan futbolu hiç kırmadı Francescoli. Zidane gibi o da efsane olmanın adımlarını tutku ve merakla beslediği bir yaratıcılıkla attı. Onun yolunu uzun zamandır gözleyen birileri daha var ama; River Plate taraftarları bir gün takımın başına geçmesi için adaklar adıyor. Son sözü de yine umut ve aşkla Prens Enzo söylüyor işte; “bir gün bir takım çalıştırırsam bu ya Uruguay ya da River olur. River mı? Eninde sonunda evet diyeceğim.”

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek