SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Futbol dışarı!

29 Eylül 2013

Euro 2008 elemeleri için Mart 2007'de Yunanistan'ı Atina'da yenen Türk Milli Takımı ülkesine döndüğünde onu şu manşetler karşılıyordu: “İşte Mustafa Kemal'in Çocukları” (Fanatik), “Atina Fatihleri” (Hürriyet), “Yunan'ı Topa Tuttuk” (Posta), “Atatürk'ün Aslanları” (Sabah), “Ne Mutlu Türküm Diyene” (Fotomaç), “Denize Döktük” (Takvim), “Fatih Sultan Terim” (Vatan)… Ve o gün, ülke sınırları içindekilerle dünyanın başka köşelerinde yaşayan Türklerin hepsi, milli bir gururla göğüsleri kabarmış olarak uyanıyordu güne. Futbolla uzaktan yakından ilgisi olmayanlar dahi Yunan evlatlarını denize dökmemizin, Atina kapılarını topa tutmamızın gururunu taşıyordu omzunda bir apolet gibi.

TRİBÜNDEN SAHAYA: İSTİKLAL MARŞI

Diğer bir örnek; Güneydoğu'ya futbol eliyle de uzanmak isteyen devletin, askeri ve idari erkan tarafından da desteklenen Diyarbakırspor projesi ve yaşananlar. Her statta “PKK dışarı” diye karşılanan, birçok tribünde sert milliyetçiliğe maruz kalan ve malum Bursa olaylarıyla aforoz edilen Diyarbakır. Ya da Hrant Dink mevzusu… İkiye bölünen kitleler; “Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz” diyenlere karşı beyaz bereler takıp “Hepimiz Ogün'üz, Hepimiz Türküz” sloganları. Hatta bir maçta Elazığlı taraftarların “Ermeni Malatya” tezahüratına Malatyalıların “PKK Dışarı” diye cevap verişi; acı komedi! Tüm bu yıllar boyunca devlet “futboldan siyaseti” ayırmak için bariz hamlelerde bulunmadı. Çünkü o zaman devletin memnun kaldığı “milliyetçilik” paydası hakimdi sloganlara. Hatta ligimizdeki maçların öncesinde okunan İstiklal Marşı seremonisi bile “yetkililer”, ülkücü grup ve seyircilerin PKK eylemlerine karşı her maç öncesi tribünde başlattığı ve 92 yılında resmi seremoniye dahil edilen bir uygulamadır.

MAĞDUR; MİLLİYETÇİLİK

Fakat bir süredir sloganlar değişti; bu kez rahatsız olan kesim ne Yunan ne Ermeni ne Kürt ne de sahadan döverek attığımız İsviçreli. Bu kez kör “milliyetçilik” kavramı dertli. Bu kez değişen ve yeni bir kültürel temelle tribündeki yerini alan seyirciler özgürce ölen insanları anmak istiyor. Ali İsmail Korkmaz adına beste söylemenin birinci hakları olduğuna inanıyor insanlar. Yayıncı kuruluşun her 34. dakikada sesi tamamen kapatması da kitlenin otorite karşısındaki yalnızlığını ispatlayıp, inadını arttırıyor. Devletin de bunu kabul etmeyişini anlamak zor değil.

1930 yılındaki ilk dünya kupasını bağımsızlığının 100. yılı şerefine düzenleyen Uruguay'ı, sempatizan rekoru kıran Barcelona'nın “bir kulüpten fazlası” başlıklı düsturunu, Mussolini'nin İtalyan futbolundaki İngilizce terimleri değiştirmeye çalışmasını ve Nazi Almanya'nın sahaya her çıkışında verdiği Nazi selamını düşününce elbet futbol başıboş bırakılmayacak. Bu yüzden “futbol kitlelerin afyonudur” sözü külliyen yalan; futbol devletlerin tek kale maç yaptığı ve gücünü yalnız kendisinden alan bir halk takımıdır. Binlerce örnekten birkaçını verebildim sadece. Şimdilerde biz de futbol-siyaset ansiklopedisine figüranlık yapmakla meşgulüz, tarih bizi anlatacak. Ve her şey futboldan siyaseti çıkartmak gibi kof bir demagojiyle değil, siyasetten masalarından futbolu ayıklamakla güzelleşecek.

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek