SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Günlerin getirdiği DEVRİM

23 Haziran 2013

İnsanların içindeyim, seviyorum insanları” diyor bir şiirinde Nazım Hikmet. O misal geçen günlerin avucunda futbol topuna çok kez denk geldik; Taksim Meydanı'nda kağıtlardan yapılma topla oynayan insanlar, ayrı formalarla aynı ağaca sarılanlar ve hatta Taksim Zafer Anıtı heykelinin gölgesinde top oynayan polisler… Ayrı dünyaların gözleri aynı yerkürede uyandığını, öyle ya da böyle, cebren ya da hile ile, şiddet ya da gözyaşıyla anladı, anlıyor bir kez daha. Ve tıpkı ilkçağlardaki insanların yaptığı oldu yine aralarında; bir topun çevresinde çarpışan nefesler. Hatta iş daha da büyümeli dedim bazan kendime, bir ütopya buldum; Gezi Parkı'ndan kimin çıkıp kimin kalacağını o meydandaki kağıttan top belirlesin. Devlet büyüklerimiz ve Gezi tayfası birer 11 çıkartsın, meydanda maç yapsın. Golü yiyen evine! Elbet böyle bir şey olanaksız, fakat aynı zamanda oldu da! İnsanlar golü attı çoktan. Nasıl mı? Bizi ayağa kaldıranlar Pek tabii bundan sonra yine rakip taraftarlar birbirlerine kızıp küfür edecek. Elbette rakipleri sadece yenmek değil çiğnemek, parçalamak isteyecek herkes. Yine maç önü ve sonrası ufak tefek kavgalar olacak. Fakat bundan belli birçok taraftarın kafasında bir şimşek çakacak durup dururken; “ben yere düştüğümde ve ayaklarım sızlarken, beni rakibim kaldırıp hayatta tutmuştu.” Bu, insanoğlunun gerçekleştirebileceği tek devrim hayatta; empati devrimi. Aynı suda yüzmüş olmanın paydası. Kendisinden olmayan herkesi hayatta tutmanın ne demek olduğunu gördü insanlar. Aynı can acısının çekildiği bir yerde, aidiyetler anlamsızlaşır, insanlık hayatta kalır. Kendimizi hayatta tutacağız. Şiddetsiz bir futbol için ortam her zamankinden daha müsait. İdareciler öfke ve çatışmayla değil de sporun güzelliğiyle yürütmek istiyorsa bu işi, dönüm noktasındalar. Yoksa tarih onları birer canavar olarak yazacak. Emin olun. Nyon'daki davalara giderken onları saran hissiyatı unutmasın değerli büyüklerimiz; otorite karşısında girilen o çaresizlik ve iç sıkıntısını milyonlarca kişiye yaşatma gücüne sahipler. Yaşatmasınlar. Futbol oynatsınlar. Hiçbir gölgeye sığınmadan, tribün ya da stat dışlarına hayal kırıklığı yaratacak hiçbir lekeyi düşürmeden… Kabadayılara kelime yazdırmadan, kan ve öfke tüccarlarına koltuk vermeden… Beyaz perde Bugünlerde yaşananlar yönetici ve yorumcuların eline devasa bir beyaz örtü verdi. Ya o örtüye güzel sloganlar yazacaklar ya da tarihe geçecek olan şiddet filminin devamını çekip o beyaz perdede oynatacaklar. Ama emin olun sonunda yine aynı şarkıyı söyleyebilen insanlar kazanacak. Çünkü amaç değil de araç görülen o futbol topu, bütün çilesine rağmen aynı dizeyi söylüyor asırlardır; “insanların içindeyim, seviyorum insanları…” Taksim, Trabzon, Urfa ya da Afrika'da… Bizi hayatta ve ayakta tutuyor.

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek