SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Forma, avrat, silah

17 Mayıs 2013

Birkaç gündür bu konuyla ilgili yazmamak için kendimi tutuyordum. Fakat dayanamıyorum; vicdanım susmaya el vermiyor. Konu malum; genel adıyla şiddet benim deyişimle “insan.” Katliam geni Bu yazıyı en az 3-4 farklı bakış açısından yazabilirim; tribündeki bir Fenerbahçeli'nin, bir yöneticinin, bir futbolcunun ya da bir yazarın… Fakat sadece insan olarak bu konuyu irdelemek en sağlıklısı olur. Çünkü Burak'ı öldüren çocuk, dünyanın varoluşundan bu yana “katliam genini” taşıyan insanoğlunun bir ferdiydi. İnsan, içindeki ehlileştirilememiş birçok yöne toplumsal bahaneler bulup katil olan bir yaratık. Sevgili, takım, aile, bir bakış, fetih, din, dükkan, siyaset ya da çakmak kavgası… Kan tadını seven bir çocuğun oyuncakları. Kısacası biz buyuz. Önce bunu kabul etmeli, çözüme -varsa öyle bir çözüm- birinci kaide bu. Arabesk İkincisi; yaşadığımız coğrafyanın insanı… Türk insanının fanatizm duyguları ve dogmaları her şeyden önce gelir. Sahiplendiğimiz şeyi din gibi kutsal sayar ve bir Doğu toplumu olmanın o arabesk paranoyalarıyla severken öldürürüz. Formamıza edilen bir küfür bizim ruhumuza yöneliktir hesapta, hesapta bize atılan bir omuza karşılık vermezsek hayatımız boyunca bunun utancını taşırız omuzlarımızda. Biz, “katliam genini” taşıyan insanoğlunun en tehlikeli coğrafyasında yaşıyoruz; bu ülkenin insanı sorgulamaktan çok boynuna vurulan tasmaların koruyuculuğuna sığınmış durumda. Ve bir süre sonra kendimize yeni tasmalar icat etmeye başladık. Çünkü tasmanın varlığı bize “başkalarıyla birlikte aynı kalabalığa ait olma” hissinin güvenini veriyordu. Bu tasma alışkanlığının sebebi de açık; bu ülkenin insanı batıdaki gibi bir kültür devrimi yaşamadı. Edebiyat, resim, müzik ya da sinema… Hiçbir düşünsel alanda, bizi sarsıp düşünce ve sorgulamaya itecek bir tokat yemedik. Yenilenemedik. Ve bu yüzden modern çağların oyuncakları elimizi daha çok kanatıyor. Formamız öldü Üç; elbet futbol. Bu konuda ise hem yaşanan şike süreci hem de tam bu sürece denk gelen, kulüplerin başındaki “abilerimizin” koltuk kavgaları birbirini tamamladı. Hukuki bir sorun, kitlelerin arasına bırakıldı ve yaşanan ayrışma yüzünden gittikçe büyüyen bir stres birikimi yaratıldı. Kitleler, sevimlilik adına yöneticilerin gaz veren ve aptalca açıklamalarıyla fişeklendi; aynı takımı tutanlar bile birbirini öldürmeye çalıştı, ortalığı kin kapladı. Yatağında huzurla uyuyabilen tüm yetkililer, koltuklarda oturan futbol idarecileri; bu cinayette hepinizin elinde kan var. “Kupa” deyip duran Sadri Şener, kupayı vermeyen Aziz Yıldırım, stadında “Fener ağlama” müziği çalan Ünal Aysal… Hepiniz suçlusunuz. Çünkü herkese kocaman bir silah verdiniz. At, avrat, silah üçlemesi artık değişti ve bunu el ele yaptık; forma, avrat, silah diyoruz artık. Ahmet Erhan bir şiirinde “atım öldü, avradım beni sevmiyor, silahım suskun” diyor… Evet, formamız öldü, avradımız bizi sevmiyor ama silahımız konuşuyor… Tahammül sınırı Burak ve onu öldüren çocukla yüzleşince vicdanım ve aklım bu üç noktayı görüyor. İnsanoğlunun bir ferdi oluşumdan dolayı acı çekiyorum. Ve biliyorum; ben ölene kadar daha yüzbinlerce insanın öldürülüşüne tanık olacağım. Katilleri de insan olacak. Tek çözüm bulabiliyorum; başıma ne gelirse gelsin cinayet işlememek. Peki siz… Tahammül sınırınızın en sonunda cinayet işlemek var mı?

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek