SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Danimarka'da karlı bir Mart sabahı, güneşli fakat inanılmaz soğuk bir sabah. Soğuğa rağmen gözleri kamaştıran güneş ışınları parlatıyor caddeleri. Caddeden geçen Danimarkalılar soğuk havayı hissetmiyor gibi ya da umursamıyorlar en azından. Bazı işlerim için Kopenhag'da bulunan Türk Konsolosluğu’na gidiyorum, 1,5 saatlik tren yolculuğunun ardından. Fazla kalabalık değil içerisi, işimi hızlıca halledip soğuk caddelere atıyorum tekrar kendimi. “Sıcağın değerini bilmek için soğu yaşamak gerek” der eskiler. Belki haklılar!
Konsolosluğa gelmeden önce hazırlıklıydım. Haritaya bir göz atmış, caddeleri ezberlemiştim. Bu ön çalışmam konsolosluk için değil “Parken Stadı” içindi. Galatasaray'ın şu meşhur UEFA Kupası’nı kaldırdığı destansı stat. Konsolosluktan Parken'a kadar 2-2,5 km yürümem gerekecek oraya ulaşabilmek için.. Çok mu? Onların ülkemizi dünyaya tanıtırken vermiş oldukları çaba karşısında nedir 2,5 km yürümek! Ellerim ceplerimde yürüyorum Østerbrogade Caddesi’nde. Taffarel'in müthiş son dakika kurtarışlarını, Bülent Korkmaz'ın kırık ve bandajlı kolla oyuna devam edişini, Hagi'nin oyundan atılışını hatırlıyorum. Stada yaklaştıkça heyecanım artıyor sanki bugün de bir UEFA finali varmışçasına. Sonra cadde de bazı tanıdık simalar beliriyor kafamda, sandalyeler, devrilen masalar Türk ve İngiliz fanatiklerin birbirine fırlattıkları sandalyeler, masalar bunlar. 13 yıl önce azgın fanatiklere şahit olmuş birkaç cafe hala yerinde duruyor, belki de yenilenmiş sandalyeleriyle. Soğuk hava düşüncelerimi de etkilemiş görünüyor.
Sonra uzaktan o muhteşem, o destansı stadı görüyorum “Parken”. Fotoğraf çekmek istiyorum ama elim telefona uzanamıyor, parmaklarım buz tutmuş. Tek yapabildiğim öylece stadı seyretmek. Olsun seyretmek de güzel, saatlerce seyredilebilir bir atmosfer. Kolay mı tarihimizdeki tek ve ilk Avrupa kupasınının kaldırılışını unutmak!
Bir süre daha hayranlıkla etrafı seyrediyorum. Maç günü stadta olamayışımın acısını çıkartmış hissederek ayrılıyorum bölgeden. Sonra bu sene gelinen noktayı düşünüyorum tekrar tren istasyonuna doğru ilerlerken.  Fenerbahçe'yle Amsterdam Arena, Galatasaray'la Wembley Stadyumu’nda bir final neden olmasın diye mırıldanarak ilerliyorum. Büyük ihtimalle o maçlarada gidemeyeceğim şayet iki takımımız da finale giderse. Fakat günün birinde oralara yolum düştüğünde muhakkak yaşayacağım o maç atmosferlerini diye hayal ediyorum. Belki sadece hayal olarak kalacak!
Aradan geçen 13 yıla rağmen hala tazeliğini, ruhunu, heyacanını yitirmemiş bir stat atmosferini yaşamış olarak ayrılıyorum bölgeden. Elveda ‘Parken' seni unutmayacağız! Ama artık başka yere gitmek zorundayız. Biz geliyoruz ‘Amsterdam Arena' ve ‘Wembley' tekrar imzamızı atmak için, tarihinize bizi de yazmak zorundasınız artık…
MUSTAFA ŞENTÜRK