SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Sanırım Brezilya rüyası Kadıköy ‘de taçlanacakken, bir taç atışı sonrası rafa kaldırılacak bir dosya kağıdı olarak, yine bir turnuvayı kaçırırken adlı dosyaya ataçlandı.

2014 Dünya Kupası Elemeleri maçlarına hazırlanış sürecinde Milli Takım’ın başına getirilen, bir İstanbul Büyükşehir Belediye ekolü oluşmasındaki başlıca faktör olan Abdullah Avcı, her yeni gelen hoca gibi yenilik peşinde, gençleştirme operasyonu söylemlerinde ve tabi ki de Almanya Pazarı’na  göz dikmiş vaziyette göreve başladı.

Sistem ona göre belirlenecek ve yenileşme sürecindeki Milli Takım ona göre yapılanacaktı. Bunun ilk hamlesi gençleştirme ve takıma yeni oyuncu katma felsefesi olacağı belliydi. Evet Almanya menşeli yeni oyuncular kadroya katıldı. Birkaç genç isim takımda özellikle hazırlık maçları ve elemelerin ilk maçlarında kendine yer buldu. Bunlar olumlu hareketler tabi ki ancak unutulan bir şey vardı. Milli Takım’ı kulüp takımından ayıran, bir ekol olmasını sağlayan, kendine has bir sistemini var eden bir kemik oyuncu kitlesi. Evet buradaki kilit nokta, Milli Takım oyuncusu diye bir kavramın mevcut olması. Milli Takım kimsenin babasının yeri değildir ancak kemikleşmiş bir ekol ve kendine has stiliyle oynayan bir takım için belirli isimlerin bu takımda olmasının gerektiği kaçınılmaz bir olgudur. Bunlar bir nevi Milli Takım oyuncusudur. Her ne kadar kulüplerinde formsuz olsalarda.

Anlatmaya çalıştığım konu hakkında birkaç örnek verelim. İngiltere’de Steven Gerrard bir Milli Takım oyuncusudur, onun ligdeki formu ne olursa olsun o kadroda olması gereken isimdir. Keza John Terry, son dönemde bazen düşünülmese de ki bence yanlış Frank Lampard bir Milli Takım oyuncusudur. Gelelim son dönemin en iyi iki takımına. İspanya ‘da Xavi, İniesta, Sergio Ramos, Xabi Alonso gibi isimler bir ekol olmuş İspanya Milli Takımı'nda kemik kadronun oyuncularıdır. Keza Almanya’da Sami Khedira, Mesut Özil, Bastian Schweinsteiger, Lucas Podolski, Alman ekolünün vazgeçilmez isimleridir.

Şu yanlış anlaşılmasın Milli Takım kimsenin tapulu malı değildir. Ancak bazı isimler vardır ki bir arada oynama alışkanlıkları ve takım içindeki uyumlarıyla bir ekol yaratırlar. Siz gençleştirme veya yenileştirme operasyonu sırasında bu isimlerin yanına yetenekli ve gelecek vadeden isimleri koyabilirsiniz. Ancak külliyen bütün takımın bir anda bambaşka bir çehreye bürünmesi, biz Amerika'yı yeniden keşfedeceğiz bakalım demek gibi bir şeyden öteye gidemez. Ve ortaya beraber oynama alışkanlıkları olmayan bambaşka bir stil futbol oynayan bir Milli Takım çıkar. Madem böyle bir operasyon yapılacak, o zaman olayın en başındaki söylemler önemli. Ya dersiniz ki , “ Arkadaş biz önümüzdeki 3-4 yılı ve 1-2 turnuvayı hedeflemiyoruz , bambaşka bir stil futbol oynayan yeni bir ekip kuracağız “  Ya da hem hedefe gideceğiz, hedefimiz Brezilya hem de bambaşka bir takım oluşturacağız haydi bize destek olun gibi söylemler böyle havada kalır. Sonra da size taraftar ve basın bazlı yüklenirler, verecek cevabınız da olmaz.

Konunun Almanya boyutuna da bir parantez açmak isterim. Şöyle ki son yıllarda Alman menşeli yetişmiş Türk Milli Takımı’nı seçsin seçmesin, Mesut Özil gibi, Nuri Şahin, Hamit Altıntop  gibi yetenekler olduğu aşikar. Bunlar kalburüstü futbolcular ve takıma gerekli. Hatta bahsettiğim kemikleşmesi gereken Milli Takım kadrosunda da mutlaka yer alması gereken isimlerin başında Nuri Şahin ve Hamit Altıntop gelir. Bunların haricinde sırf Alman  menşeli olduğu için birçok ismi kadroya çağırmak, sırf Almanya’da oynuyor diye oynatmak bence biraz haksızlık gibi geliyor. Şöyle ki sanki bir futbolcunun CV’sinde Almanya yazdığı zaman artı bir özellikmiş gibi bir algı oluşmaya başlamış ki bu çok sakıncalı bir durum. Siz bu ülkeden özkaynaklardan oyuncu yetiştiremiyorsunuz, Almanya’nın yetiştirdiği oyuncuları biz nasıl Milli Takım’a katarız diye fellik fellik koşturuyorsunuz. Bu ne yaman çelişki böyle.

Brezilya’daki futbol karnavalı bu vaziyette bir hayal gibi görünüyor artık. Dünya'daki çoğu ülke milli takımlarının sahip olduğu gibi bir Milli Takım ekolü ve tarzı oluşturmak isteniyorsa , bu kafa yapılarının biraz değişmesi ile mümkün olabilir gözüküyor. Her daim söylenen, bize motivasyon lazım, biz koşarız, gazla oynarız gibi haldur huldur futbol anlayışı, bazı turnuvalarda işe yarasa da( ki turnuvalarda anlık motivasyon ve konsantrasyon önemlidir) ,  bir yerde geliyor, ekol futbol ülkesine takılıyor. Olay sanki biraz kendi tarzı olan bir Milli Takım yaratmaktan geçiyor. Biz millet olarak bile, Milli Takımımızın tarzının ne olduğu konusuna bile vakıf değiliz. Ne oynar Milli Takım?, Nasıl oynar?, yaratıcı zamanlarda  akılcı çözümleri nasıl üretir? konusunda net cevapları verecek bir spor adamı olduğunu da pek zannetmiyorum.

Durum bu iken hangi hoca gelirse gelsin, hep bir sıfırdan başlama, yenilik söylemi mevcut. Evet kabul, ancak oynanan futbola bakarsak ne oynadığını bilmeyen, her daim gaza ihtiyacı olan bir Milli Takım var sahada. Bir an önce Türkiye denince akla gelecek bir ekol futboluna ihtiyacımız var.

EMRE GÜLDAŞ