SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Avrupa Kupaları'nda uzun aradan sonra Nisan ayında ülkemizi temsil eden takımlara sahibiz, hem de iki kupada.

Ülkenin futbolda bir yerlere gelmesini isteyenler bu durumdan çok mutlu. Çünkü futbolun böylesine sevildiği, böylesine ön planda tutulduğu, televizyon programlarında sabahlara kadar tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Buna rağmen ilk turdan elenmelerle, hüsrana uğramalarla sonuçlanan Avrupa maceralarına atılıyoruz. Sonra da içerde yok hakem hataları, yok taraftar olayları, yok kulüp açıklamaları diyerek birbirimizi yiyoruz. Oysa bir-iki takımımız başarılı olsa ve bunu istikrarlı bir şekilde ilerletebilsek hiç bu kadar gereksiz, bizleri bir adım dahi ileriye taşımayan tartışmalarla, kavgalarla uğraşmayacağız.

Son bir aydır o çekilmez futbol programlarını bile izlemek keyifli hale geldi. Neden? Çünkü programlarda artık Galatasaray'ın Real Madrid karşısında nasıl oynaması gerektiği, Fenerbahçe'nin UEFA Kupası şampiyonu olup olamayacağı konuşuluyor. İki takımın teknik direktörleri, yöneticileri birbirlerini tebrik eden demeçler veriyor. Salt futbol seven kişiler için hem gurur verici hem de tadından yenmez bir durum olsa gerek…

Göğsümüzü kabartan bu başarıların sevincini yaşarken değişik taraftar profillerine de tanık oluyoruz: “Avrupa maçlarında Türk takımı yerine rakip takımı desteklemek”.

Hemen  “ne var canım Madridliler de Barca'nın karşılaştığı takımın kazanmasını istiyor, Romalılar da Lazio'nun rakibini destekliyor” diyecek birçok kişi olacaktır.

O ülkelerin temsilcileri gibi her sene en az yarı final görüp ülke sınırları dışında bile rekabete girip Avrupa birinciliği için yarışsak anlayacağım; fakat böyle bir durum söz konusu değil. Bırakın o seviyelerde yarışmayı, UEFA sıralamasında 50. sıradan 48. sıraya çıkan takımımızın ezeli rakibini geride bırakmasından gururlanır olduk…

Gözlemlediğim kadarıyla ülke olarak Avrupa Kupası maçlarında şu şekilde sınıflanıyoruz:

– Direkt rakip takımı destekleyenler,

– Taraftarı olduğu takımın başarısına göre Türk takımını destekleyenler (ben varsam onlar da olsuncular),

– Milliyetçi duygularla Türk takımını destekleyenler…

İlk sınıfın mensupları bilmiyor ki orada mağlubiyetinden keyif alacağınız takım, yarın sizlerin de aynı başarıları yakalayabilmenize öncülük ediyor, sizlerin de o platformda yer alabilmeniz için mücadele ediyor…

Tamamen ön yargılarımızın tavan yaptığı duygularla Avrupa maçlarını takip ediyoruz. Hele ki bir de o hiç sevmediğimiz Türk takımı şaşırtıp galip gelirse akla gelen tek cümle: “yok böyle bir bal!”. Başarılı olmayı bile sindiremiyoruz…Farklı renklere ait taraftar forumlarını inceleyin, neler okursunuz neler…

Endüstriyelleşen futbolun dolaylı etkisiyle bahis oyunlarının artması milliyetçi duyguların da yitirilmesine sebep oldu, daha da ötesi insanlar para kazanma güdüsüyle taraftarı oldukları takımların bile galip geleceklerine inanmayarak rakip takımlara bahislerinde şans verdi.

Her şeye rağmen, ne kadar fanatik, ne kadar koyu bir taraftar olunsa da, ülkeyi temsil eden takım yerine elin takımının sevincini seyretmek ve bundan keyif almak yapı itibariyle duygusal bir ülkenin insanına yakışmıyor…

 SERHAT KARLIDAĞ