SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

2010/2011 sezonun sonunda Atletico önemli bir değişim gösterecekti.Takıma UEFA Kupası ve ardından Süper Kupa getiren takımın en önemli parçaları Aguero, Forlan, De Gea, Tomas Ujfalusi teker teker satıldı. Bu kadar önemli oyuncuları kaybetmek çoğu takıma haliyle zarar verir fakat Atletico’nun bu dönüşümü geçirmesi elzemdi. Kulüp için geçiş ne kadar kolay olsada duygusal taraftarlar için bu durumu kabullenmek bir hayli zordu. Aguero'nun ayrılmasından sonra; “Aguero, We Hope You Die” pankartları görüldü. Aguero’nun satılması ayrı bir psikolojik travma idi. Çok değil 4 yıl önce El Niño'ları 27 milyon pound karşılığında İngilitereye gitmişti.T abiki meblağ ne kadar yüksek olsa da taraftarın kalplerindeki üzüntüyü dindirmeye yetmedi. Ve aynı senaryo Aguero'da gerçekleşti. Atletico’da parlayan ve zirveye ulaşan kariyerden sonra İngilterenin yolunu tuttu tıpkı Torres gibi.

Taraftarların günümüz futbolunda özlediği ve aradığı en önemli şey sembol oyuncudur. Ne olursa olsun takımı için her zaman sahada olucak 10 numaralı kaptandır. Tüm karizmasıyla, takıma sahip çıkmasıyla bulunduğu kulübü kanında taşımasıyla taraftarın sahadaki kalbidir. Ve günümüz dünyasında, kapitalist düzende böyle oyuncuları bulmak samanlıkta iğne aramak deyimini literatürden kaldırtmaya kadar götürür.

Bu kadar oyuncunun satılmasından sonra tabiki merak konusu yerlerinin nasıl doldurulacağıydı. Forma sponsoru dahi bulanamazken kimse önemli oyuncuların transfer edileceğini düşünmüyordu.

Gururumuzu okşayacak bir meblaya Galatasaray'dan Arda Turan'ı aldılar. Braga’dan Silvio, Real Zaragoza’dan Gabi, Chelsea’den kiralık olarak Courtois, bonservissiz Sao Paula’dan Miranda ve Deportivo’dan Adrian göze çarpan transferlerdi. Ve beklenmedik bir anda Porto’dan Radamel Falcao’yu 47 milyon euroya aldılar. Ekonomik sıkıntılar varken herkes ne derece mantıklı bir transfer ve yatırım olduğunu sorgulasada zaman en güzel cevabı verdi…Ekonominin altın kurallarından biri: Saklarsan samanı gelmez zamanı.

Sezon geldiğinde Manzano’nun önderliğinde takım beklentilerin bir hayli altında başladı. İşler iyi gitmiyordu. Takım çok dağınık oynuyordu. İç huzursuzluk olduğu takımın halinden belliydi. Özellikle Reyes’in egolarının yağmuruna tutulduğu ve takımı ıslatmak istediği aşikardı. Arda ise oyuna adapte olmaya çalışıyordu.

16 maç sonunda takım 19 puanla 10. sıradaydı. Artık değişiklik zamanının geldigi çok belli oluyordu. Ve çok geçmeden Atletico Madrid sitesinden Manzano’yla karşılıklı anlaşılarak yolların ayrıldığı yazdı.

Teknik direktörlük için bir sürü isim geçti, Schustere kadar. Ama sonunda takımın teknik patronu eski Arjantinli futbolcusu Diego Simeone oldu. Avrupa’da  bir sezonluk Catania macaresı geçirmişti ve haliyle soru işaretleri kafalar anında oluşmuştu. Sadece 6 senelik bir teknik direktörlük kariyeri vardı ve başarıları ise Estudiantes ile 2006 da ve 2008 yılında Clasurada River Plate ile şampiyonluklarıydı.

Simeone'li Atletico Madrid ilk maçında güçlü Malaga ile berabere kaldı.Takımdaki değişiklik hemen kendini belli ediyordu. Oyuncular daha sağlam duruyor, iyi kapanıyor ve pas alışverişiyle hızlı çıkmaya çalışıyordu. Bu oyun düzeni ve disiplin gün geçtikçe kendini belli ediyor ve Atletico üst sıralara doğru tırmanıyordu. Bu oyun düzeninde Reyes ilk haftadan nakavt olmuştu ve devre arası Sevilla’ya doğru yol aldı.

Sezon sonu takımı 10.’luktan alıp 5.’liğe kadar getirdi ve bir  Avrupa ligi şampiyonluğu ve akabinde Super Kupa şampiyonluğu müzede yerlerini aldı. Falcao toplamda 36 golle sezonu tamamladı. Avrupa ligi finalinde Bilbao'yu ve Super Kupa finalinde Chelsea'yi ezici oyun üstünlüğüyle sahadan sildiler.

Onlarca transfer dedikodusunun ardından yeni sezonda takımın aslarını kaybetmeden giren Atletico 57 puanla ve takibindeki Real Madrid'e 2 puan 3. Malaga’ya 14 puan uzaklıkta. Ekstrem bir durum olmadığı sürece seneye Simoneli Atletico'yu Şampiyonlar Ligi sahnesinde izleyeceğiz.

Diego Simeone takımın başına geldiğinden beri Atletico’yu farklı bir konuma koyduğu aşikar. Simeone’yi biraz duygusallık katarsam 1996′lı yılların Fatih Terim’ine benzetebilirim. Atletico uzun bir sözleşme imzalayarak onu ne kadar sahiplendiğini de gösteriyor ve kupalar kazandırmadan göndermek taraftarı değil. Fakat bir gerçek var ki gelecek 10 yılın en önemli 10 teknik direktöründen biri olacağı kesin.

YUNUS EMRE ŞEKER