SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Unutulası hafta

20 Mart 2013

1 hafta… 7 gün… 168 saat… Beşiktaş camiasında geride kalan bu süre olumsuz bir süreç olarak hatırlanacak. Siyah-beyazlılar Trabzonspor beraberliğinin ardından sahasında ‘Kasımpaşa'ya yenilince Samet Aybaba'nın sezon başından bu yana bahsettiği ‘gizli hedef'ten de uzaklaştı. Hem de başkan Fikret Orman'ın karşılaşma arifesinde söylediği ‘Kalan 9 maçta 7 galibiyet 2 beraberlik' söyleminin ardından. Peki bu mağlubiyetin sorumlusu, sorumluları ya da nedenleri neydi? Durumu Türk Solu'ndan daha kötü olan sol kanat mı? ‘3 hafta oynayamaz' denilen Fernandes'in ilk 11'de sahaya sürülmesi mi? Yoksa F.Bahçe galibiyetinden sonra girilen rehavet mi? İster hepsini tek tek düşünün isterseniz de kendinize göre başka bir neden bulun. Ama şu bir gerçek ki bu nedenler ve daha fazlaları üst üste gelince siyah-beyazlı takım son oynadığı 180 dakikada 5 dakika bile mücadele edemedi. Tırnak içinde Feda sezonunda kimse bu başarıları bile beklemiyordu ama 90+3'te alınan galibiyetin ardından oynanan futboldaki düşüşün tek sorumlusu futbolcular ve teknik heyetten başkası olamazdı. Takımın genç olması, teknik heyetin de girilen rehaveti kontrol edememesi son iki haftada kaybedilen beş puanın tek nedenidir. Şimdi bu durumu düzeltmek de rehavete kapılan bu isimlere düşecek. Ve Mersin maçı da bunun için bulunmaz fırsat.

31 MART VAKASI

Geçen haftanın ikinci önemli maddesi ise 31 Mart Vakası oldu. Aynı 1909 yılında Osmanlı'nın genç subaylarının II. Meşrutiyet'e ayaklanması gibi siyah-beyazlı takımın eski futbolcuları da Beşiktaş'a karşı ayaklanmış durumda. 31 Mart'a kadar UEFA'nın Beşiktaş'tan istediği ‘futbolculara borcu yoktur' kağıdını hiçbir eski futbolcu imzalamaya yanaşmıyor. Kim mi bu eski isimler? Egemen Korkmaz, Ferrari, Onur Bayramoğlu, Rıdvan Şimşek ve daha niceleri… Hepsi haklı olarak parasının peşinde ancak ‘paranızı taksitle verelim' önerisine de sıcak bakmıyorlar. Hem bu kulübün ekmeğini yiyip hem de… Neyse… Başkan Orman ne kadar ‘katılamama tehlikesi var' dese de tüm ödemeler zamanında yapılacak.

KARAYİĞİT VE ISTAKOZ

Ve Ali İhsan Karayiğit… Belki bu yazıyı okuyan çoğu insan Karayiğit'in futbolculuğunu hatırlamaz ama onu dinleyenler, ondan “Türkiye'nin Beckenbauer'i” diye bahsedildiğini bilir. Mesleğe ilk başladığım yıllarda cep telefonu fazla yaygın olmadığı için gazeteye haber yazdırırken Ahmet Fetgeri Spor Salonu'nun müdürü olan Ali İhsan amcadan rica eder odasında bulunan telefonu kullanırdık. Hiçbir seferindede ‘Hayır' demez ama ‘Başkan arayacak, telefonu meşgul ediyorsunuz' diyerek telefonu zorla kapattırırdı. Dün ona yakışmayacak şekilde az bir topluluk tarafından uğurlandı. Gönül isterdi ki son yıllarda unutulan bu büyük değerin cenazesine daha çok kişi gelsin. Ama olmadı… Kadim dostu Süleyman Seba ise ayakta bile durmakta zorlanmasına rağmen Karayiğit'i son yolculuğunda yalnız bırakmadı. Cenazeye katılan eski yöneticilerden Celal Soydan'ın oğlu Erkut Soydan ise Ali İhsan Karayiğit ile Süleyman Seba arasındaki yakınlığı şu güzel hikaye ile aktardı: “Yıllar öncesiydi. Süleyman Seba, babam ve ben Silivri'de yemeğe gittik. Yemekte ıstakoz yedik. Daha sonra Süleyman ağabey garsonu çağırarak ‘Şu ıstakozun kemiklerini paketle' dedi. Garson şaşırdı ama ‘hayır' deme şansı da yoktu. Paketleyip masaya getirdi. Süleyman ağabey de bana ‘Bunu Ali İhsan'a götür' dedi. Nedeninini anlamadım ama dediğini yaptım. Ali İhsan ağabey ise paketi açınca bastı kalayı ‘Bunu getirenin de, yollayanın da…”

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek