SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Evet, kuralarımız çekildi ve daha önceki yazımda da belirttiğim gibi kolay kuralar değil. Aksine zor eşleşmeler olduğu da söylenebilir

Önce Galatasaray’dan başlamak gerekir diye düşünüyorum. Aslına bakarsanız ben bu yazımı Galatasaray üzerine kuracağım. Real Madrid’in çeyrek finalde karşımıza çıkması beni çok da fazla üzmedi, aksine biraz da sevinmiş bile olabilirim.

Çünkü bu zamana kadar Real Madrid’le 3 kez karşılaşmışız ve sadece 1 yenilgi almışız. Diğer iki maçı kazanmakla kalmamış birinde Süper Kupa’yı müzemize götürmüş, diğer karşılaşmada da ilk yarısını 0-2 geride kapatmamıza rağmen 90 dakika sonunda maçı 3-2 kazanmayı bilmişiz. Yani ilk önce onların gözünden eşleşmeye bakarsak bu doneler onlar için çokta iç açıcı değil.

Peki iki takım kalite bakımdan bakıldığında nasıllar? Bunu bilmek için mükemmel bir futbol bilgisine sahip olmanız tabii ki gerekmez. Sonuçta karşınıza çıkacak takımın en önemli futbolcusu sadece o takımın değil, dünyanın en iyi iki oyuncusundan biri. Kimilerine göre ise dünyanın en iyi oyuncusu olarak lanse edilen bir şahıs; Cristiano Ronaldo.

Hemen akla gelen isimleri sıralamaya kalkarsak da büyük ihtimalle bütün takımı sıralamış oluruz ki ben sadece kritiklerini söylemek istiyorum. Kalede tabii ki Casillas, defanstaki vazgeçilmez oyuncu Ramos, orta sahanın maestrosu ki kendisi Türk asıllı bir Alman futbolcudur (ayrıca şahsen gurur duyarım) Mesut ve ileride az öncede bahsettiğim Ronaldo nam-ı diğer CR7. Tabi bir de kanatta Di Maria var.

O zaman bu kadar şeyi anlattıktan sonra bu takım ne oynar, sahaya nasıl dizilir? Takım 4-2-3-1 oynamasına, ya da öyle gözükmesine rağmen maç içinde çok farklı değişikliler gösterebilir. Bunlar maçın gidişatına göre oyuncuların çoğunun yerlerinin oynanmasına rağmen oyun disiplininden genelde kopmaması Madrid’in önemli özelliklerinden biridir. Öyle ki Pepe’nin orta saha oynamasına hepimiz şahit olmuştuk.

Kanatlardaki Ronaldo ve Di Maria tamamen içe katetmekle bilinen özelliklerini 90 dakikaya yaymaya çalışmakta ve bunda da oldukça başarılı olmaktadırlar. Xabi Alonso’nun oyunun her iki yönünü mükemmele yakın bi şekilde oynaması ve Sami Khedira’nın defansif özelliğinin yanı sıra geriden oyun kurma girişimleri orta sahada ki oyunun rahatlamasına ve takımın daha fazla hücümda kalmasını sağlamaktadır.

Takımda ki zayıf nokta olarak gözüken Benzema geldiği günden beri istenilen performansı bir türlü verememekle beraber, inişli çıkışlı grafiği onun yerinin bir türlü sağlama alamamasının başlıca sebeplerindendir.

Peki ya Di Maria, ne zaman ne yapacağı belli olmayan oyuncu gün içinde size her şeyi verebilecekken, başka bir gün çaresizliğin bir eseri olabilir. Casillas’ın son zamanlarda Mourinho ile olan sıkıntılarına rağmen bu sorunların aşıldığını ve Galatasaray maçında tecrübesi sayesinde kalesinde bulunacağını herkes az çok tahmin edebilir sanırım.

En sona tabii ki şu an da dünyanın en önemli teknik direktörü olarak kabul edilen José Mário dos Santos Félix Mourinho’yu bıraktım. Oyunu okuması, kritik hamleleri, takımı ve en önemlisi hakemleri tesiri altına alması karakteristik özelliklerinden sadece bir kaçıdır. İnsanlara olan saygısının yanı sıra agresif ve sivri dilli olması onu aslında daha da çekici kılmaktadır. Milano’da bir basın toplantısında Portekizli hocaya 2 kez “Nasıl bir savunma oyuncusu istiyorsun?” diye soran gazeteciye “Gay gibi soruyorsun. Sarışın, dürüst birini arıyorum” cevabı vermesi nasıl bir kişilik olduğunu anlamamıza da yardımcı olacak niteliktedir. Ancak taktik zekası kesinlikle yabana atılımayacak kadar iyi bir teknik adamdır.

Şimdi de gelelim Galatasaray’a; sanırım en büyük sıkıntımız savunmamız olarak göze çarparken, ileri uçtaki patlayıcı gücümüz rakiplerin korkulu rüyası olmakta. Yavaş yavaş istenilen düzeye gelmekte ki umarım Madrid maçına kadar bütün oyuncularımız formları açısından en üst seviyesine ulaşabilir. Defansımızdaki zafiyetler başımıza oldukça iş açar oldu.

Semih ve Dany’nin hamle oyuncuları olması ve liderlik vasıflarının her ikisinde de istenilen düzeyde olmaması kopukluklara sebep olurken, takımı da gereksiz bir panik haline sürüklemekte.

Bunun üstüne sol açık olarak kariyerinde yükselmiş ve belirli yerlere gelmiş bir oyuncudan sol bek yaratmamız (ki azımsanmayacak şekilde iyi de oynamasına rağmen),sağ bekteki Eboue’nin bu sene istenilen performansı bir türlü verememesi defansımızın ne kadar yumuşak bir konumda olduğunun göstergesidir.

Orta sahamızdaki kalitenin tartışılmaz olması işleri biraz da olsa yoluna koymasına rağmen en ufak bir kopuklukta rakip takımın Galatasaray’ın göbeğini ve kanatlarını yol geçen hanına çevirmesi biraz da bizim için düşündürücü.

Kalede Muslera her zamanki gibi bize güven vereceğinden hiç bir şüphemiz yok.

Göbekteki Selçuk, Melo, Hamit üçlüsünün ve önündeki Sneijder’in tecrübesi ve kalitesi tabi ki tartışılmaz. Sanırım Madridliler’in en çekindiği isim de büyük ihtimalle Sneijder ile Drogba olacak.

Mourinho, Sneijder Selçuk ve Hamit isimlerini de telaffuz ettiğinde Galatasaray’ın kadro kalitesinin gerçekten de üst düzeyde olduğu da apaçık ortada. Ne olursa olsun Madrid takımıyla başa baş bir mücadele vereceğimizden kimsenin şüphesi olmaması gerektiğinin bilincine de artık varmalıyız.

İLKER KİRAĞ