SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

F.Bahçeli doğulur G.Saraylı olunur!

13 Mart 2013

Taraftarlık kimliklerimizin iyice körleşip, karakterlerimizi ezdiği bir döneme girdik son 1,5 yılda. Artık herkes herkesten daha çok seviyor takımını, her takım diğerinden daha mağdur, her kulüp diğerinden daha değerli! Kısacası ortada artık ne sevgi var ne mağduriyet ne de değer! Yükselen tek şey; kesif bir çürük kokusu…

Biz bizi izah etmekte aciz kaldık biraz bu aralar. Böyle durumlarda 2 ihtimal vardır; ya tarih yargılar ya da geçmişten gelen bazı yazılar geleceğe ışık tutar. Nefes almak için bu aralar, ben de şimdi sözü bu ülke tarihinin en “büyük insan”larından birine, Cemal Süreya'ya bırakacağım. Fenerbahçe ve Galatasaraylıların portresini incelediği bir yazısından alıntılarla…

“Galatasaraylı tip, Türkiye yüzeyinde hiçbir ortalamaya girmez. Bir marjinal, bir Vatikan, bir Halet Efendi, bir yara, bir düş kırıklığı, bir üstünlük, bir başarılar zinciri, bir doğal yapaylık, bir insan sesi…”

“Galatasaraylı, posterini Fenerbahçeli gibi başucuna koymaz; Beşiktaşlı gibi arabasının camına yapıştırmaz. Hem posteri değil, albümü var onun: yastığının altında saklar.”

“Geçmişiyle fazlaca övünür. Ve geçmişi, mutlaka okula bağlar. Evliya Çelebi'nin anlattığı öyküyü kendi adına zenginleştirmek için çırpınır. Gül Baba, Fatih Sultan Mehmet'e güller sunmuş; bunlar sarı kırmızı güllermiş… Oysa ki Evliya'da sarı-kırmızı diye bir şey yok. Ama Galatasaraylı geçmişe sahip olmak için çok şey yapabilir. Hakkıdır da.”

“Fenerbahçelilik bir dindir, Galatasaraylılık bir tarikat.”

“Fenerbahçeli doğulur. Galatasaraylı olunur.”

BANKNOT KOKUSU!

Cemal Süreya'nın cümlelerini eminim Galatasaraylılar da Fenerbahçeliler de övünçle okuyacak. İşte başarılı analizler böyle bir etki bırakır insanda; seni sana gösterirken güzel yansımalarını da vermeyi unutmaz. Adildir. Yani mevcut “futbol” insanlarımızın aksine. Yani futbolcu ve teknik direktörlere “konuşmama hakkı” tanımayan bu leş gibi banknot kokan düzenin tam tersine… Lig Tv, 90 dakika sadece Emre Belözoğlu'nu çeken bir “suçüstü” kamerasına sahipken, “potansiyel suçlu” diye nitelediği Emre'yi, maç sonrası konuşmak istemedi diye suçladı geçen hafta.

Aykut Kocaman'a da aynısı yapıldı. Fazla uzatmadan, sormak istiyorum; yayın ihalelerinde saçılan o paralarla, amaç modern futbol köleliğini sürdürmek miydi yoksa futbolun gelişimi mi? Yok, “haber alma özgürlüğü” derseniz, karşısında da “sessiz kalma hakkı” var. Ya da şöyle diyelim; “işçileriniz” bu futbolcularsa, bırakın da kırk yılda bir grev yapsınlar. Ceplerindeki paraları siz verseniz bile, topa vuran onların ayakları, unutmayın…

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek