SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Afro Amerikalı siyahi hakları savunucusu Martin Luther King, bu ünlü ve ünlü olduğu kadar etkileyici konuşmasını Washington'da 250 000 kişi önünde yaptığında takvimler 28 Ağustos 1963'ü gösteriyordu. O günler için umutsuzca ve sadece pembe bir hayal, bir dilek olarak yapılan bu konuşmanın ardından 45 yıl sonrasında 4 Kasım 2008'de hayaller gerçek olmuş ülkenin ilk siyahi başkanı olarak Barack Obama seçilmişti. Amerikan tarihinin en iyi yapılmış bu konuşmasının en etkileyici bölümü ise, ” Bir gün, dört çocuğumun da derilerinin rengi ile değil de kişilikleri ile yargılanacağı bir ülkede yaşayacaklarına dair bir hayalim var.” kısmı olmuştur. Gelinen noktada o günün şartlarında sadece bir hayal olan bu konuşma günümüzde bütünüyle gerçeğe dönüşmüştür.

Geçenlerde Lütfü Arıboğan'ın ve Ünal Aysal'ın basına yaptığı açıklamalar bana bunu hatırlattı. Galatasaray'ı, Avrupa'nın top 10 takımı arasına sokmak ve Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaldırmak istiyoruz açıklamalarıydı bunlar. Kulağımıza ilk fısıldandığında masumane, çocukça bir hayal olarak algılanabilecek bu açıklamalar aslında iyi bir plan ve projeyle neden gerçeğe dönüşmesin? Şu anda oynadığımız futbol ve bu günlerdeki potansiyelimizle her ne kadar Avrupa'nın zencileri de olsak bizimde gelecekte bir Barcelona bir Real Madrid yaratma şansımız yok mudur? Elbette var ama bunun için köklü bir vizyon değişikliği, açık ve ufku geniş beyinler, işin ehli yöneticiler gereklidir. Bunlar bir araya geldiğinde potansiyel fazlasıyla Türkiye'de özellikle de milyonlarca taraftarı olan 3 büyüklerde vardır. Ama şimdilik sadece Galatasaray yöneticilerinden bu açıklamaları duyuyoruz. Belkide tarihinde UEFA Kupası olan tek Türk takımı olması dolayısıyla bu özgüvenle yapılan bir açıklama olabilir ama neden her sene Şampiyonlar liginde final oynayan bir takımımız olmasın?

Tabi ki bunu başarabilmek için yani Avrupa'nın beyazlarıyla mücadele edebilmek için onlar kadar cebimiz şişkin ve öz güven sahibi olmamız gerek. Zengin para babası başkanlar ile işi yürüten sistem yerine, idari ve ekonomik sistemi oturmuş kulüpler yaratmalıyız. Tabi ki inanç ve azim, bunun yapabilirliğine inanmak da tabloya eklenmesi gereken kriterlerdendir. Barcelona'da oynayan oyuncular da gece uyuyup sabah kahvaltısı yapmak zorundadırlar takımlarımızda oynayan futbolcularda. Her ne kadar bazılarının uzaylı olduğu (Messi gibi) medyada yer alsa da hepsinin bizim kadar insan olduğunu biliyoruz, öyleyse fark başka detaylarda. Bu farkı azimle, hırsla insani yetenekler içerisinde kapatmak pekala mümkün. İhtiyacımız olan sadece davası uğrunda didinip duran sonrasında bir hotel odasında suikasta kurban giden Martin Luther King gibi cesur yüreklerdir.

Bugün yaşıyor olsaydı Martin Luther King belki de elde etmek isteyeceği herşeyi elde etmiş biri olarak bir hayali olmayacaktı. Belki de bizi ayakta tutan, hayaller kurduran sadece olmasını istediklerimizdir, olmasını görmek değil. Ama King o gün o konuşmayı yapmamış olsaydı bugün belki Obama ABD'nin ilk siyahi başkanı olamayacak hatta zenciller hala beyazlara toplu taşıma araçlarında yer vermek zorunda kalacaktı. O yüzden Ünal Aysal bugün bu konuşmayı yapmamış olsaydı gelecekte neler olurdu bilinmez ama bu konuşmalar olmasaydı çok uzun yıllar daha Avrupa'nın zencisi olmaya devam edeceğimiz ortada. Tarih Martin Luther King'i hatırladığı gibi Ünal Aysal ve Lütfü Arıboğanı hatırlayacak mı? Bekleyip göreceğiz. Ama en azından bu cesareti bu hayali taşıdıkları için size teşekkürü borç bilirim.

MUSTAFA ŞENTÜRK