SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Futbol dünyası bizim ülkemizin yorgunluğunu bir kenara bırakıp içimizdeki çocuğu hep yaşatan, içimizdeki umutları hep ayakta tutan bir unsur olmuştur. Yediden yetmişe herkesin konuşmak için can attığı, tuttuğu takımı övmek için alınan galibiyetleri, atılan golleri hafızalarda tekrar tekrar yaşatan ve bunu karşısındaki arkadaşına veya başka bir takımın taraftarına muziplik olsun diye hatırlatan ve bundan hiç bıkmayan bir toplumun parçasıyız.

Hangi takımı tuttuğumuz bazen hiç fark etmiyor, önemli olan gizliden gizliye onun bir parçası, bir neferi olmayı gönüllü olarak seçmekti. İsimlerimizi, doğduğumuz yerleri, ebeveynlerimizi kendimiz seçemedik ama tuttuğumuz takımları zamanında bir yıldızı gökyüzünde tutar gibi yüreklerimizde tuttuk. Bazen sevindik, bazen üzüldük, televizyon karşısında anlamsız sevinç çığlıkları attık ya da ahlarla vahlarla kâh oturup kâh kalktık. Tüm dertlerimizin arasında tatlı bir tebessüm, tatlı bir keder oldu. Garibanlığımızı unuttuk, aldığımız mesafelerimiz kısaldı. Bu bir aşkın ürünüydü. Karşılıksızdı, vefalıydı, platonikti ama o tuttuğumuz takım hep bizimdi.

Futbolun hep ince bir felsefesi olduğunu düşünmüşümdür. O taktikler arasına sıkışıp kalmış ince bir hayat felsefesi… Mesela savunma işi; takım halinde savunulacak, atakları kademe sayesinde en aza indirmek, yardımlaşma ne kadar çok olursa o kadar azalıyordu yapılan hatalar ve geriye düşmeler. Bir ailenin birbirini kollaması gibi; kim darda kalsa hemen ona yardıma koşmak, buda bizim örflerimizden adetlerimizden biri değil midir? Başımız sıkışınca en yakınımızı aramaz mıyız, çağırmaz mıyız? Bizim de hayat içindeki takımımız böyle değil midir? Taktiksel değildir, içtendir ama zaten stratejik olarak bunu bir oyun içine sıkıştırmışlar adına da futbol demişler. Ne kadar güzel değil mi? Ya da hücum işi; sonuca gitmek maalesef bizim ülkemizde o kadar zor oluyor ki bunu tek başımıza yapmamız biraz zor oluyor.

Üniversiteler kazanıyoruz ama birbirimize bir şeyler öğretiyoruz o küçük rahatsız ve belimizi kambur eden sıralarda. Her şeyi bilmediğimiz için arkadaşlarımızla paslaşıp sonuca ulaşıp golümüzü atmıyor muyuz? Mezun olduktan sonra darda olduğumuzda eş dost sayesinde bazen iş güce bulaşmıyor muyuz? Ekonominin bir parçası olup o takımımızın formasını kendi paramızla alıp arkadaşlarımıza bu da orijinal diye özellikle belirtmiyor muyuz? Bu goller tek başına olmuyor. Bu paslaşmalar ne kadar güzel, bütün bencillikten uzak ve ne kadar insan doğasının yüzünü ışığa yöneltiyor.

Vakti zamanında bir oyunda dediği gibi; ‘' Dünyanın her tarafındaki insanların sadece bir topa dokunarak konuştuğu ve anlaştığı dil futboldur''.

FERHAT ERGAN

Yayınlanma Tarihi:13:09,