SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Kara film (film-noir) türüne ayrı önem veririm. Bu filmler genelde bireyde ve toplumda görülen çürümüşlük, ihanet, yozlaşmışlık, suç gibi unsurları ele alarak gelecek adına umutsuz portreler çizerler.

Bugün kara film öğelerinin Türk futbolunu tanımlıyor olması da tesadüf değil:

Paranın olduğu yerde suç vardır

Çarpık bir sistemde yaptığınız suçun cezası ya kim olduğunuza göre belirlenir ya da görmezden gelinir.

Nasıl ki baklava çalan çocuk her zaman hapse girerse, Çimenspor'un şike yaptığına dair deliller ortaya çıkarsa hemen düşürülür ve cezası kesilir.

Aslında  “yeter” demenin bir anlamı yok. Seçilmişken kulüp tahtından inmemiş biri, “atanmış”ken Sezercik’in baş düşmanı gibi Türk futbolu eşeğinin üstüne binip kırbaç vurmaktan daha çok zevk alır.

Melo ve Meireles meselesinde konu: “kim ne tükürdü, ne kadar tükürdü” değilken oymuş gibi yapılır. Anlamadığını sanmıyorum ama anlamazdan geldiğini kısaca vurgulamak lazım:

Görüntülere bakılıp karar veriliyorsa, görüntülere bakılıp karar verilir. Hakem raporuna bakılarak karar veriliyorsa hakem raporuna bakılarak karar verilir. Aristo mantığı.

Suçlunun kimliğine veya vasfına göre suçu değerlendirme alışkanlığı aynı şekilde devam ettikçe insanların  ‘yeter' isyanı da devam edecektir. Çünkü kimse adaletin sağlandığını düşünmüyor.

Bu, yalnızca Türk futbolunun sorunu değil. Ulusal mahkemelerde temyiz dahil tüm çareler tükendiğinde eğer ki birey adaletin sağlanmadığını hissediyorsa son çare olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gider.

Türkiye, 2010’dan sonra 2011 yılında da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) en fazla mahkum edilen ülkeler sıralamasında ilk sırada yer aldı.

Yani adalete güveniniz yoksa, yalnız değilsiniz.

En azından: “Avrupa'da bizden beteri de varmış” diyebileceğimiz bir yarına uyanmak hepimizin düşü olmalı.

TÜMER TOPAL

 

Yayınlanma Tarihi:13:06,