SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Zamanı okuyamadığımız anlar oluyor. Futbol artık parayla başarının satın alınabildiği bir noktaya gelmiş. Bu ortamda yazacağımız her şey yanlış da olabilir, doğru da. Güneş'i önce Ferguson yapıp, sonra ‘Yok ya bu hoca futboldan anlamıyor' deyip gönderdikten sonra Tolunay Kafkas da Mourinho olsun. Nasıl olsa Trabzonlular Ferguson yalanına inanmıştı! Ferguson demişken; enterasan bir adam. 17 yaşındaki David Beckham'ı iknaya evine gittiği söylenir. Bir yanda koca menajer, diğer yanda yeni yetme Beckham. Fatih Tekke de Rusya'dan dönerken Advocat'ın kendisini Petersburg havaalanından uğurladığını anlatır. Bizde futbolcu gelir, yönetici havaalanına koşar. Sanki karşılama memuru. Teknik direktörler farklı mı? “10 tur koşun oğlum, 5'e 2 yapın, hadi gidin biraz da ağırlık çalışın:” İşte bizdeki teknik adamların genel görüntüsü. Parasından bize ne de, bir adama sırf oğlum şöyle koş, böyle vur, böyle oyna dediği için milyon dolarla verilebilir mi? Avrupa'da menajerler futbolcusunun ayağına gidiyor, arkadaşı, abisi oluyor. Yani duygusunu, psikolojisini yönetiyor. Bizdeki antrenörlük, amelelik! Yöneticiler, gazeteciler eşofmanıyla sağanın kenarında bir eli çenesinde düşünen hocaları seviyor. Hele bir de takımın pestilini çıkarıyorsa, ‘hocaya bak be' oluyor. Sayın teknik adamlar, artık kulüp başkanısınız. Örneğiniz de Fatih Terim. Şenol Güneş, kendinin bir başkan olduğu gerçeğini anlayamadan ayrıldı. Mutlu geldi, mutsuz gitti. Milli takım ve Trabzonspor'da böyle oldu. Bir tek Kore'den mutlu dönmüştür. Her geliş ve gidişinde şehri ikiye böldü. Bu kez Sadriciler, Şenolcular, Tolunaycılar, eski futbolcular, yönetimciler diye bir bölünme var. Takımın antrenörüyken oyuncuları pazara indirildi, yok fiyatına satıldı. Susmayı tercih etti. 3 sene sonra konuştuğunda ise çok geçti. Fatih Terim'e bakıyorum da, Ünal Aysal'a, ‘Hoop, ağır ol, bu takımı size yedirmem' demesiyle, Güneş'in ‘Kol kırılır yen içinde kalır' düşüncesinden zarar eden yine Güneş oldu.