SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Maç sonucu: 2 fotoğraf 1 umut

Tükürdü… Tükürmedi… Kesin tükürdü… Kesinlikle tükürmedi… Tükürmediğini kanıtla… Asıl sen tükürdüğünü ispatla… Dün, bugün, yarın hep bunlar konuşulacak ekranlarda… Meireles'ten girilip Melo'dan çıkılacak. İki pozisyon kıyaslanacak. İleri sarılacak, geri alınacak… Bir hakem eskisi “Kırmızı doğru'' diyecek. Bir başkası “En fazla sarı olmalıydı'' diye buyuracak. Disiplin Kurulu ayrı telden çalacak. Tahkim Kurulu başka bir name tutturacak. Futbol Federasyonu hep yaptığı gibi Flash TV tadında kıvıracak. Adalet duygusu çoktan silinip atıldığı için zihinlerden ve vicdanlardan; hiç kimse tatmin olmayacak. Her zamanki gibi konuşulanlar “cek, cak''tan bir adım öteye geçemeyecek. Gelin ben size başka bir şey anlatayım. Pazar maçtaydım. Batı VIP'te, Beşiktaş yedek kulübesinin hemen arkasında… Tam önümüze bir baba-oğul geldi. Önce baba montunu çıkarttı… Üstünde vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı; içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarıdan oluşan efsane parçalı forma. Sonra oğlu, biraz çekingen tavırlarla paltosundan kurtuldu. Üstünde, omuzdan bileğe kadar üç ince siyah şeritle süslü, en sade ve bence en güzel Beşiktaş forması; boynunda da “Beşiktaş Never Walk Alone'' yazan atkısı. Tedirgin oldum. Türkiye'de alınan her kararla, 90 dakikaya sığan her sonuçla, sahaya yansıyanla yansımayanla, her TV programıyla, her köşe yazısıyla gerilen futbol ortamında tatsız bir şey yaşanmasından korktum açıkçası. Hiçbir şey olmadı… Daha doğrusu çok daha fazlası oldu. Sol çaprazımda oturan; ayağında GS logolu ayakkabı, kotunun sağ arka cebi 1905 nakışlı, uA İsveç montlu, GS şapkalı, GS saatli, kolu Galatasaray dövmeli genç kalkıp Beşiktaşlı gence döndü. Atkısını uzatıp atkısını aldı. Ve ikisi birlikte fotoğraf çektirdi. Bana göre derbinin en güzel karesiydi. Futbol adına güzel bir şey de kayda geçsin diye yazmak istedim. Malum ortalık tükürük muhabbetinden geçilmiyor da…

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek