SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Körlük

21 Ocak 2013

Saramago'nun kitabı Körlük'ü düşünüyorum; herkesin körlük salgınıyla bir anda kör olduğu ve tüm işleyişin yıkıldığı o roman. Kısaca; direksiyon başında bir adam, bulaşık yıkayan bir kadın mesela ya da oyun oynayan bir çocuk… Hepsi aniden körleşmeye başlar ve algıları yıkılır. Artık dünya değişmiş, renkler kalmamıştır ve bir süre sonra, henüz körlük salgınından nasibini almamış olan kolluk kuvvetleri, körleşen insanları bir binaya kapatır. Yeni düzen de işte o “toplama kampında” doğmaya başlar. Yeni düzen eskisinden farksızdır; silahı olan bir adım öndedir fakat o kamptaki en güçlü adam salgından çok önce körlüğü yaşayıp “kara dünyaya” uyum sağlayan kişidir. Hiyerarşi kurulur; haraçlar kesilir, kadınlar silahlı ve güçlü “körler“ tarafından paylaşılır. Fakat arada herkesten farklı biri vardır; kör olan kocasıyla birlikte içeri giren, salgından etkilenmeyen ama “kör taklidi” yapan bir kadın. O insan muazzam yalnızdır. O insan tarifsiz acılar çekiyordur. O insan çaresizdir…

YENİ DÜZEN

Hızlanalım; “yeni körlük düzeni” daha da yayılıp güç dengeleri kurulur ve gözleri gören o kadın, kocasına yardım çabasındadır bu yolda. Ama kadının “gözleri” bir yere kadar ulaşabilir, fazlasına yetmez. Çünkü yeni düzen “körlüğe” dayanır, görmeye değil. Ve gözleri açık birinin ilkellik olarak niteleyeceği bu düzen, körlere göre doğa kanunlarına uygun ilerliyordur. Zaman geçer ve hikaye şöyle biter; salgının etkileri yok olur, körleşen insanlar tekrar görmeye başlar ama gözleri açık kalan o yalnız kahraman buna sevinemez. Bu sefer de tüm yalnızlığına rağmen o kahırlı “ayrıcalığını” yitirmiştir. Yani golü yiyen yine gözleri gören kişi olur; 2-0…

SON SORU

Dün o romanın başka bir sayfasını okuduk; Fenerbahçe futbol oynadı diyenlerin düzenine uyamıyorum, bu takım umut veriyor diyenlerle aynı dünyada yaşamıyorum, mevcut transfer politikasına inananların dilinden anlamıyorum, 2-1'den sonra “maç dönsün de kazanalım” diye bekleyenlerin yüzüne boş boş bakıyorum. Mevzu dik durmak, mücadele etmek ve “iyi oynayan” olmak değil de sadece “kazanmaksa” ben orada olamıyorum. Tek bir sorum var ve ondan önce söz veriyorum; canımı acıtan bu durumla benim maçım 1-0 bitsin, herkesle aynı çizgide buluşursam da bu “ayrı kalmışlığı” yitirdiğime hiç üzülmeyeceğim o roman kahramanı gibi, söz. Soruyorum; görenlerin arasında kör mü kaldım yoksa hala görebiliyor olmanın acısını mı yaşıyorum?

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek