SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Şimdi bu da nereden çıktı diyebilirsiniz? ‘Aksaçlılar, konsey' tarzı bir ironiye girmeyeceğim. Merak ettiğiniz ama cevabını bilmediğiniz bir soruyu soracağım. Trabzonspor'u aslında kim yönetir? Kimilerine göre başkan ve asbaşkan yönetir. Özellikle Trabzon'daki güçlü isimlerden seçilen asbaşkanların görünürü yönettiği gerçek. Ama gerçekte yönetir mi? Hayır ve asla! Bir mali genel kurul yapıldı. 130 milyon TL civarı borç var. Burası Türkiye, Trabzonspor gibi büyük kulüplerin hemen hepsi benzer yöntemlerle borçlanıyor. Dikkat çeken şu; Nuri Albayrak'ın 30 milyon dolar borçlandırdığı mali tabloya ‘hayır' diyenler, 130 milyon TL'lik borca neden ‘evet' dedi? Şehir aynı şehir, delege aynı delege, EVET ve HAYIR diyenler aynı kişiler olduğuna göre ne değişti?

Aslında bu iki hayır ve evet birbirinin kendisi. Yani bu iki karar da aynı yerden yönetiliyor. Çok bilinen bir gerçektir, Dünya siyasetine yön veren büyük güçler, önce düşman çıkarır, sonra onunla savaşır. Trabzonspor'u yönetirken buna benzer bir siyaset var. Muhalefetini kendi içinden çıkaran, sonra ona karşı mücadeleye giren ve ‘Trabzonspor'u kimlerin elinden aldık, görün bakın' diyen bir politika sahneleniyor. Sürekli birlik beraberlik nutuklarının atıldığı tüm Trabzonspor kongrelerine ‘benden olmayan, bizden olmayan, muhalif, rakip, karşı taraf' jargonları hakim. Hem de gönüllü bir işte. Gönüllü işin karşı tarafı, rakibi olabilir mi? Düşünün ki bir camia bilinçaltında, ‘Sizin sizden başka dostunuz yok' argümanı ile yaşayacak ama kendi içinde de çetin iktidar mücadelesi verecek. Bütün bunlar bir yönetim kafası ister. Yani aslında sorun çıkaran, çözüm üreten, eskiyi itibarsız, yeniyi umut olarak gösteren bir merkez var. Şimdi, bütün bunlara 15 kişilik yönetim karar veriyor diyemeyiz. Biliyorum, ‘Derin Trabzon' diyeceksiniz ama cevap bu da değil.

Bir mali genel kurul yapıldı. Tamamen, resmiyette yapılması gerektiği için yapılan rutin bir toplanma işte. Siz binlerce kişiyle karşı çıksanız da borçlanacaksa borçlanacak. Ne mali kongreler mali disiplin sağlar ne de seçimli kongrelerde ideal yapı ortaya çıkar. Trabzonspor'u da, başkanları da, yöneticileri de yöneten bir yapı var. Biliyorsan söyle diyeceksiniz. Biliyorsam, isim isim yazarım. Kendileri aslında biz yönetiyoruz diyene kadar da onları tanımamız zor. Ama anlayışlarını biliyoruz. Başkan ve diğer yöneticiler, bu yapının en fazla yüzde 10'unu yönetebiliyordur. İster onlara ‘derin Trabzon' isterseniz ‘aksaçlılar' deyin farketmez. Bu büyük aklın istekleri doğrultusunda yönetiliyor. Değişim gerekiyorsa, saha sonuçları en iyi malzeme. Takım kötü giderse değişimi hızlandırırlar. Borçlanan ve bunun sonucunda eleştirilen bir yönetim de işlerine gelir; çünkü bu tablodan kulübü kurtarmak da onların işi!

Olayın özeti bu; Trabzonspor'u yöneten büyük akıl diyor ki; ‘Yeni bir yönetim mi, başkan mı istiyorsunuz, onu da biz buluruz. Siz yeter ki hep böyle olun! Borçların, saha sonuçlarınız arada kötü gitsin. Değişim için bize fırsat verin, başkanınızı da, yeni yöneticilerinizi de biz buluruz. Bize her zaman iş düşsün ki, buranın sahibi, karar vereni olduğunu anlayalım.” Trabzonspor'a başkan olmaya heveslenenler, büyük akla yaklaştıklarında geri adım atarlar. ‘Hevesliyim, param da var, kafam da çalışıyor' mantığı burada işlemiyor. Trabzon bu haliyle Galatasaray gibi. Yani İdmanocağı geleneği. G.Saray'ı Liseliler yönetir, Trabzonspor'u da o büyük akıl!