SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Ben sanata hiç aşık olmadım. Sadece iyi şartların getirdiği güzellikleri yaşadım. Atlardan aldığım heyecanı ve mutluluğu hiçbir şeyde bulamadım.

amkspor.com’a çok samimi açıklamalar yapan Türk Sanat Müziği’nin usta seslerinden Faruk Tınaz, kendisini sanat dünyasından çekip alan at aşkını ve atçılık camiasına nasıl girdiğini bizlerle paylaştı.

At sevdanız nereden geliyor?

1980’li yıllar… O zaman Ankara'dayım. Ses sanatçılığı ve sahne hayatım başlamıştı. Hipodromun yapımı bitmiş ama yarışlar düzenlenmiyordu. Başka yerlerdeki koşular canlı yayında sesle anlatılıyordu. Sevdiğim bir arkadaşım birgün hipodroma gidelim dedi. Ben de hipodromda atlar koşmuyor niye gidelim dedim. Bana; atlar koşmuyor ama oyun oynar keyifli vakit geçiririz dedi. Gittik birkaç oyun oynadık. Sonra 1981-82 yılları İstanbul'a yerleştim. Artık at yarışı, atlar, hipodrom bizim bayağı uğrak yerimiz oldu. Atları o kadar çok sevdim ki artık onlarla yürümem lazım dedim. O dönem çok yoğunda bir sanatçılık dönemim vardı. 1993 yılında bir atın göğsünü okşamakla başladı bu sevda ve at sahibi oldum. Bunu anlamak için o duyguyu hissetmek lazım tabi. Kesinlikle atın büyük bir sevda olduğunu düşünüyorum. Bu bir aşk!

Bugüne kadar 9 albüm çıkarıp 11 sinema filmi, 3 de televizyon dizisinde oynamışsınız. Sizi sanat dünyasından atçılık dünyasına çeken sebep nedir?

Sanatçılık yapıyordum ama bunu hiçbir zaman amaç olarak değil araç olarak gördüm. İyi çizgisi olan bir sanatçı oldum. Fakat her zaman içimde özgün yaşamanın bir özlemi vardı. O yüzden de sanatçılığın o köşeli kıstas hayatı beni bir şekilde bu tarafa itti. Hem iyi bir hobi olarak, hem de istediğim şekilde ve yerde olabileceğim bir iş olarak gördüm. Atçılığa bu şekilde başladım. Bu demek değildir ki sanatçı kişiliğimi bir tarafa bıraktım. 2007 ve 2008'de albüm yaptım, yine yapabilirim. Ama aktif sahne hayatımı kesinlikle noktaladım.

Atçılık aşkı mı yoksa sanat aşkı mı daha ağır basıyor?

Ben sanata hiç aşık olmadım ki. İyi şartların getirdiği güzellikleri yaşadım. Ama hiç aşık olmadım. Atlara duyduğum aşk daha ağır basıyor. Onlara dokunmak, hissetmek lazım. Bu duygunun farkına varan bu aşktan vazgeçemez.

Sanat hayatından sonra atçılıkta da adınızdan çok bahsettirdiniz. Başarıyı yakalamak hangisinde daha zor? Sanatta mı atçılıkta mı?

İkisi de birbirinden çok ayrı şeyler ama şöyle bir şey söyleyebilirim; sanatçılıkta çok kabiliyetli olursunuz, şansınız yaver gitmez. Atçılıkta da aynı şeyler vardır ama bir kere atçılıkta iyi bir materyal bulmanız lazım. O tabii ki bulunabilir. Parayı verirsiniz dünyanın en iyi atından yavru alırsınız. O da sizin şansınızı çok yüksek bir şekilde döndürebilir. Ama sanatçılık böyle değil. Sanatçılıkta bir kere Allah vergisi bir sesiniz olması lazım. Onun için buradaki başarı aslında kendi yaptığınız başarı. Atçılıkta kişinin kabiliyetine kalıyor iş.

Sahnelere çıkmış, canlı yayınlarda büyük heyecanlar yaşamış biri olarak, kendi atlarınız yarışırken neler hissediyorsunuz?

Ben sanat yaşamımda bayağı popüler olduğum dönemde Akhisar'a gittim. O zaman Akhisar’ın nüfusu 4 bin. 4 bin nüfuslu bir yerde 30 bin kişinin karşısına çıktığımda hakikaten ayaklarımın bağı çözüldü onu hatırlıyorum. Atçılıkta da ilk atımın Maiden koşusunda böyle belimin çözüldüğünü, felç olduğumu hissettim. 2'nci olmuştu atım o koşuda. Tüm yarış boyunca o heyecanı yaşadım ama son düzlüğü gelindiğinde etrafımdaki her şeyi boş verdim. Yaşadığım bu iki heyecan birbirine benziyor ama atçılık heyecanı bambaşka. Sanatçılıkta artık bağışıklık kazanıyorsun ve karşılaşacaklarını biliyorsun. Atçılıkta öyle değil. Atın her koşusu heyecanlı.

21 Eylül’de yapılan seçimde, edindiğim intiba ile Yönetim Kurulu Üyeliği seçimi ‘eski tas eski hamam mantığından kurtulamamıştır' diyerek Yönetim Kurulu Üyeliği adaylığından çekildiniz? Kastettiğiniz ‘eski tas eski hamam mantığı’ ne?

Bu bizim TJK’daki içişlerimizle ilgili, aile sorunlarımızdan bir tanesi. Ne demek istediğimi bizim camia anladı ama bunu kamuoyuyla paylaşmak bana göre çok doğru değil. Öyle yapmak zorundaydım ve yaptım.

Şuan ki yönetimi nasıl buluyorsunuz?

Şuan da bunu yargılamak veya değerlendirmek çok doğru olmaz. Çünkü yeni bir yönetim. Başkanımız idealist yapıya sahip iyi biri. Ne yaptığını biliyor, heyecanlı, kararlı ve kararlarında ısrarcı. Yönetimde kendi adına herkes başarılı görünüyor. Çok fazla gözle görülen bir şey yapılmadı ama en azından iyi niyetleri olduğuna inanıyoruz. Ayrıca her yönetim, (ki bizim için en önemli zaaflardan bir tanesi) kendine ve kendi düşüncelerine göre bir şey yapmaya çalışıyor. Bu doğru değil. Aslında TJK’nın temel dertleri var. Bunlar at, saha, at sağlığı, ahır sorunları ve yarış programı. Bunların üzerine yoğunlaşılmalı. Her gelen yönetimin görevi bu olursa bence hiçbir sorun kalmaz.

Herkes merak ediyor. Sahne hayatını bıraktıktan sonra atçılık dışında herhangi bir işle uğraştınız mı?

1986 yılında, en yoğun olduğum dönemlerde şimdiki eşimle tekstil sektörüne girmiştik. Daha doğrusu butikvari bir şekilde yapıyorduk. Daha sonra ihracaat haline getirdik. Şuanda da 70-80 kişi çalışanı olan bir işletmeyiz. O zamanlar bir tatil köyüm de vardı. Sahne hayatımı noktaladım ama müziği bırakmadım. Sadece ara verdim. Müzikten kopamam. Çünkü hala sesim çok iyi, fiziğimi muhafaza ediyorum, isteniyorum. Belki ileriki zamanlarda senede 1-2 konser verir ya da bir albüm yapabilirim. Onun dışında burada (TJK’da) şimdi her şey gayet güzel gidiyor. Hayatım çok iyi, hiçbir sıkıntım yok. Atlarım, çiftliğim ve haramla mutluyum.

Kastettiğiniz ‘eski tas eski hamam’ mantığından kurtulamayanlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Kastettiğim o olayı bitirmemiz için bazı sistemleri değiştirmemiz lazım. Seçim sistemi başka bir yöne çekilmeli. Buna bir çözüm bulmak lazım. Zaman zaman bu olayı büyük ağabeylerimiz ve dostlarımızla da konuşuyoruz.

Nasıl bir seçim sistemi?

Kendi listenle gelen bir seçim sistemi. Şimdi uygun lanan çarşaf sistem. Yani Başkan ayrı yönetim kurulu ayrı seçiliyor. Mesela başka bir durum var ki, Başkan kendi listesini belirleyecek. O da mantıklı. Başkan, kendi belirlediği kişilerle çalışmak ister ama, böyle olursa alınan karar yanlış da olsa Başkan kendi listesiyle geldiği için onaylanır ve geçer. Ama içlerinde muhalif bir ses olursa, hop! Bir dakika, ne oluyor? Diyebilir. Burada iyi niyet çok önemli. Herkes iyi olacak, düzgün işler yapacak. Zaten yapılan iş düzgün olursa şuanki çarşaf sistemde de kimse itiraz etmez. ‘Eski tas eski hamam’ olayının içinde birazcık bunlar da vardı. Ama bu arada seçilmek adına gruplaşmalar da oluyor. Genel Kurul yapılırken ben onlara da biraz değinmek istemiştim. O da güzel bir şey değil.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey varmı?

Bütün amkspor.com ailesine ve yarışsever tüm insanlarımıza buradan sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Erdem Ergüden / AMKSPOR