SÖZCÜ PLUS GİRİŞ

Zugzwang

12 Kasım 2012

Santranç, sonsuz olasılıkların ve hamlelerin oyunudur bir nevi. Ve bu açıdan hayata “fena halde” benzer. Yaptığınız en küçük hamle 40 adım sonrasını çizer satrançta… Kısaca tıpkı futbol gibi. Santrançta “zugzwang” diye bir durum oluşur bazen; kısaca iki tarafın da hamle yapmasını engelleyen bu durumda, hamleyi yapmak zorunda kalan oyunu kaybeder. Yani bütün ihtimaller tükenmiştir artık ve kazanmak oynamaya değil oynamamaya bağlıdır. Fakat satrançta hamle yapmak esastır ve oynamak zorunda kalan oyuncu, mağlup olur. Tıpkı dünkü maç gibi…

Çoban matı

AEL maçını da kısmen örnek olarak gösterebileceğimiz bir durum yaşıyor Fenerbahçe; golü erken bulup oyunu dinamitliyor ve çaktırmadan kendisini de rakibini de oynatmamaya oynuyor. Çimlerin üstünde “düzen” bırakmıyor Fenerbahçe ve böyle olunca rakibin de eli kolu bağlanıyor. Çünkü rakibi, oyun kontrolünü “kazanmak” ve önce skoru eşitleyip sonra öne geçmek için hamle yaparsa, Fenerbahçe'nin hızlı ve akıllı hücum hattı karşısında daha fazla gol yiyebilir. AEL gibi… Tabii bütün bu tabloda temel renk Fenerbahçe'nin golü erken bulması…

Bunun da satrançta bir karşılığı var; “çoban matı.” Yani acemi rakibini, oyunun açılış kısmındaki birkaç hamleyle mağlup etmek. Kısacası Fenerbahçe'nin son galibiyetleri rakip savunmanın acemiliklerine dayanıyor.

Doksan artı

Orduspor dün oyun kontrolünü almak, Fenerbahçe'nin fırsat bırakmadığı orta saha futbolunu oluşturmak için neredeyse hiçbir çaba sarf etmedi. Tıpkı rakibi gibi topu alıp direkt kaleye yönelmeye çalıştı. Hal böyle olunca da, kendi oyununu rakip kale önünde kurmak isteyen Fenerbahçe'ye gün doğdu. Ve gol hariç, Fenerbahçe'nin Ordu filelerine en yaklaştığı anlar da hep uzaktan vuruşlarla oldu dün. Sow'un altıpas'tan auta yolladığı “nazarlık” vuruş hariç. Yeri gelmişken Fenerbahçe'nin bazı kritik taşlarını analım; Stoch, yavaş yavaş toparlıyor. Özgüvene ve arkasında durulmaya ihtiyaç duyan bir karakter Stoch.

Ve ne olursa olsun, en kötü gününde bile olsa, rakip beklerin hücuma katılmasını engelleyen, hücum dinamizmini hayli arttıran bir adam. Yobo; savunma adına tek güvence. Sezer Öztürk'le ilgili ise 2 cümle; takıma kazandırılması takım adına da çok mühim. Ve şu da var; bir takımın havasını anlamak için gol sevinçlerine bakın. Sezer'in attığı golden sonraki takım sevincini tekrar izlemeyin bu yüzden. Bitirirken son sözler yine Fenerbahçe'nin zugzwang politikasına ilişkin olsun; rakibe çoban matı yaparken bu oyun tutuyor. Peki ya dengede ve ortada giden, “uyumaya” direnip “baskı kurabilen” rakipler karşısında ne olacak? Örnek mi? 90. dakikadan sonraki Orduspor!

Buraya diğer yazı alanı ajax ile gelecek