Reklamsız Sözcü

Türkiye'deki mevcut spor medyasında binlerce çalışan var… Futbol dışındaki branşlara ilgi duyup yakından takip edenlerin, haberlerini okurlara ve izleyenlere ulaştıranların sayısı, inanın 30'u 40'ı geçmez… Belki de çok iyimserim, bilmiyorum!

Bu meslektaşlarımın ve benim, 10 Ağustos gecesinden sonra ortak ve net bir düşüncesi var: Türk spor tarihinin milli seviyedeki en büyük başarısı, Ramil Guliyev'in dünya şampiyonluğudur.

Harika bir iş başardı Ramil… Sporun atası atletizm bize uzak; sprint daha da uzak! Yavaş bir yarıştı, evet… Ama Amerikalılardan ve efsane Bolt'tan bayrağı devralmak, kolay değil. Hem de Bolt'un tahtına aday gösterilen ve bir başka efsane Michael Johnson'ın 200-400 dublesine göz diken Van Niekerk'i ağlatarak…

“Keşke Bolt'u geçerek kazansaydı” diyenler var!

Ramil'in başarısı, bir gün önce koşup madalya rengi gümüş olan Yasmani'ninkini gölgede bıraktı ama o da sonuna kadar alkışlanmayı hak ediyor… Kimse “Bunlar devşirme” edebiyatı yapmasın, Mo Farah'ın da öyle olduğunu unutmasın… Spordaki doğru devşirmelerin ne kazandırdığının kanıtıdır Ramil ve Yasmani… Açıp milyarlarca kişiye gösterdikleri Türk Bayrağı'ndan daha değerli bir tanıtım ve prestij yok…

Umarım, kariyer zirvesini 27 yaşında yapan Ramil ve 30 yaşındaki Yasmani, Aslı Çakır Alptekin gibi olmaz ve temiz çıkar; istikrarla, emin adımlarla yola devam eder.…Sevin, sevmeyin; Fenerbahçe'yi ve başkanı Aziz Yıldırım'ı ayrıca kutlamak gerek. Ezeli rakiplerinin vizyon sahibi(!) başkanları diğer branşları küçültürken Yıldırım, ısrar ve inatla basketbolu büyütüp tüm amatör branşlara da önem veriyor. Hem Fenerbahçe hem Türk sporu kazanıyor.…

Cahillerin, rantçıların ve ‘iş bilmezlerin' elinde oyuncak olmuş, milli takımdaki skandallarla, daha sezonun ilk resmi maçında olaylar ve cezalarla anılan şişirilmiş Türk futbolu yerlerde sürünürken gelen bu başarılar, sporumuz için ilaç değildir belki ama…en azından pansumandır…