Reklamsız Sözcü

Futbol, tam bitti derken yarattığı mucizelerle bize kendini sevdiren bir oyun. Dün yine buna şahit olduk. Her şey çok güzel başlamıştı. Beşiktaş taraftarları ırkçılığa ve işitme engellilerin problemlerine dikkat çekmek için dünyanın ilk sessiz tezahüratına imza attı önce. 1 dakikalık sessizlik yerini tribünlerdeki 36 bin taraftarın coşkusuna bıraktı sonra. Gönül, tribünlerdeki organize olmuşluğun benzerini ilk 45'te de sahada görmeyi arzu ederdi tabii. Beşiktaşlı futbolcular projeyi yanlış almış olabilirler miydi? Tribünde sessizlik demiştik, sahada değil.

NEREDESIN ABOUBAKAR?

İlk yarıda savunmadan hızlıca hücuma geçen Benfica karşısında Atiba başta olmak üzere sanki efsunlaşmış bir Beşiktaş izledik. Orta saha hem ofansif hem defansif anlamda yetersizdi. Baskı altından bir türlü çıkamayan Beşiktaş kendi gibi oynayamayınca her yerden alarm vermeye başladı. Aboubakar'ı sahada gören olmadı ilk yarı. İlk iki golün ardından Şenol Güneş oyun kurgusunda değişiklik yapsa da çok fayda etmedi açıkçası. Luisao ve Lindelof maç boyunca Benfica savunmasında etten duvar ördü. Üçüncü gole Beşiktaş savunmasından çok direkler dirense de 4. kez topla buluşan Fejsa affetmedi. Ve Şampiyonlar Ligi'nde son 41 maçta 1 golden fazla golü olmayan Benfica 45 dakikada 3 gol buldu. İlk yarının bitiş düdüğü ile futbolcuları tribünlere çağıran taraftarların maçın skorundan da öte bir arzusu vardı: Ezilmeden oynamaları. “Sevinmek için sevmedik biz seni” deseler de kimsenin hesaba katmadığı bir performanstı dün seyrettiğimiz. Kötü bir şaka misali. İkinci yarı Benfica 3 golün rahatlığı ile oyunu rölantiye alsa da disiplini elden bırakmadı. Beşiktaş'ın farkı 1'e indirdiği 83. dakikadan itibaren umutlar yeşerdi adeta. 1 gol “her şey bitmedi henüz” demekti. Bu da 89. dakikada Aboubakar'a nasip oldu. Beşiktaş, tam bitti derken tıpkı kartalların o çok sancılı yeniden doğuşu misali yeniden doğdu.