Reklamsız Sözcü

Beşiktaş'ın maçı öncesinde çarşı içine gideyim dedim. Maçın havasını koklayıp taraftarla birlikte stada geçmek istedim. İyi ki yapmışım. Bayram havasına sokmuşlar Köyiçi'ni. Herkes birbirine sarılmış şarkılar, tezahüratlar eşliğinde geçtik stada. Avrupa maçları sonrasında ne ile karşılaşacağımın merakı saatler öncesinde sardı beni. Sakatlar çok ve oynayacak kadronun motivasyonunu merak ederek stada girdim.

Şenol hoca Trabzonspor'u, Ersun Yanal'dan sonra hatta belki de ondan bile fazla tanıyordu. Rakip analizi belki de en kolay maçtı bu. Beşiktaş beklendiği gibi hızlı başladı. Kalite ve oyun anlayışı farkının ortaya çıktığı bir maç oldu. Bunu Trabzonspor'u eleştirmek için değil Beşiktaş'ın diğer takımlardan farkını ortaya koymak için söylüyorum. Napoli teknik direktörünün dediği gibi cehennem gibi bir ortam hazırlayan taraftarın da bunda etkisi çok fazla. Bu statta Beşiktaş'ın bileğini bükmek çok zor. İnsan adını unutur o tezahürat karşısında.

Ligde farklı oynayan iki takım var. Bunlardan birisi Beşiktaş diğeri de Başakşehir. Neden ligin zirvesinde olduklarını bulmak için sahaya bakmak yeterli. Oynuyor, oynatıyor ve en önemlisi keyif alıyor. Sen keyif alırsan seni izleyen de keyif alır. Aynı şeyleri Trabzonspor için söylemek mümkün değil. Olmadı Yanal ile. Aşı tutmadı. Ya bu kötü futbolu kabullenip bu sezon kayba koşmayı kabul edecek veya Ersun hoca ile devre arası vedalaşacak Trabzonspor. Mücadele, sahadaki oyuncuların inisiyatifi eline almasından başka bir şey değildi. Bir de Şenol hocanın Tolgay-Gökhan değişikliği yapıp oyunu tutmaya çalışması.

Maçı başından sonuna kadar elinde tutan, baskılı oynayan, maçın temposunu belirleyen Beşiktaş, kötü oynayan Trabzonspor'u rahat geçti.