SÖZCÜ PLUS GİRİŞ
Gelin dostlar birlik olalım

Gelin dostlar birlik olalım

Metin GÖREN yazdı

Ezeli rekabetin yüz yıllık futbol serüveni, bu kez “Umut ışıkları” saçtı… Beşiktaş ile Galatasaray arasındaki derbinin, dostluğu simgeleyen; başkanlarından, tribünlerdeki taraftarlarına dek tümü, “bizler de birlikte maç izleyebiliriz” iletileri gönderdi… Futbol olgusunun centilmenlik taslağı içinde alkışlanabilecek bir senaryo yazılamadığı günümüzde, rekabetin gücü yeniden barış ateşi yaktı mı dersiniz? Umarım öyle olmuştur… Umarım; futbolun görselliği, aynı yurt havasını koklayan ve ciğerlerine keyifle çeken insanları kendine getirir… Bitsin artık bu çile… Bitsin anlamsız kısır çekişmeler… Belirli bir yaşam sürecinden sonra, bir daha asla izleyemeyeceğiniz doksan dakikaların lütfen keyfini son dakikalara dek çıkarın… Anılarınız olsun dostlarınıza, çocuklarınıza ve de torunlarınıza anlatacağınız… Anılarınız olsun ezeli rekabetin sınırları ötesine taşmadan… Tüm söylemleriniz, “Sizi nasıl yenmiştik” şeklinde keyifli sohbetle başlayarak sürüp gitmeli, “yendiniz ama biz de şampiyon olduk” tümcesiyle sonunda kesişmelidir… İki kulübün başkanlarının, yöneticilerinin, federasyon yetkilileri ve özellikle taraftarların bu şekil sınırsız istekleri önce alkışlanmalı, sonra da, sonuna dek desteklenmelidir… Âşık Veysel ne demişti: Gelin dostlar bir olalım…

KUSURSUZ FIRTINA

Adı: Başakşehir. Baba adı: Abdullah Avcı… Mesleği; futbol oyununda rakiplerine yenilmemek… Sayısal rekoru: Şimdilik 14, devamı gelecek hafta… Başakşehir statüsünde seyreden, herhangi bir takımın teknik sorumlusu, menajeri, yöneticisi ya da taraftarı olsam, bir şarkı aklıma gelirdi, onu çığırırdım: Aman Avcı vurma beni…

BİR TEKME DE SEN VUR

Oyuncu kenara alındığında… Kulübede oturan futbolcu, teknik direktörü tarafından oyuna alınmıyorsa, küçük pet şişelerin içinde masumane duran yaşam varlığımız su, yedi şiddetinde (Ayak ya da kol marifetleriyle) deprem felaketi yaşar… Ya patlar dağılır, dökülür ya da şiddetin hızıyla bir köşeye savrulur… Son reklam filmindeki oyuncu Galatasaraylı Hamit Altıntop idi… Pet şişeye tekme attıktan sonra, senaryo gereği (!) şöyle diyordu: Ne de olsa işin bitti, bir tekme de sen at, rahatla…

USLU: USLAN ARTIK

Mahmut Uslu… Fenerbahçe'nin sert demeçleriyle gündem oluşturan yöneticisi… Kimilerine göre, gözünü budaktan esirgemeyen idareci tipi… Bazı Fenerbahçe taraftarlarına göre de artık sözsel açıdan uslanması gerekli birisi… Uslu, rekabetin çekişmelere, atışmalara ve demeç girdabına düşen yapısını çok iyi değerlendiren bir kurnaz yönetici… Yani taşı gediğine koyan, söylem birikimini sert bir cisim haline getirdikten sonra rakiplerinin başına atarak yaralayabilen kurnaz… Gelişmeleri çok iyi takip eden, açıklamalarını daha da zenginleştirebilmek için “Mazi çağırması yaparak” sarı-lacivertli kulübün uğradığı haksızlıklardan satırbaşı açan futbol tarihçisi… Güzel, ne güzel ve de harika… Türkiye'deki profesyonel futbol yönetiminin, Mahmut Uslu gibi yöneticilere ihtiyacı var mı? Var diyorsanız, buyurun Sayın Uslu söz sizin… Ben bazı taraftarların söyleminden yanayım: Uslu artık uslanmalıdır…

BABA OĞUL VE KARA KEDİ

Milli Takımımız, Dünya Kupası elemelerinde. Bu kez Ukrayna ve İzlanda ile çok ciddi karşılaşmalar yapacak… Takımımızın kadrosu Fatih Terim tarafından yarın açıklanacak… Kadro son gelişmelere göre aşağı yukarı belli… Kamuoyu bir isim üzerine kilitlenmiş, sonucu bekliyor: Arda Turan Milli Takıma çağırılacak mı, çağırılmayacak mı? İşte asıl mesele de (!) bu… Bir gazetenin manşetine dek taşınan araştırmasına göre; Terim, Arda'yı kadroya çağırmayacak… Gazete meslektaşlarımızın düşüncelerini yansıtmış, otoritelerin görüşlerine yer vermiş… Oysaki bir mesele var can ile canan arasında… Bir başka deyişle kara kedi girmiş baba ile oğulun giderek artan aralığına… Parasal dediler, duygusal diyenler de var… Ben derim ki; Arda konusu anket işi değil, artık devlet işi (!) konumunda seyrediyor… Ne demek istediğim anlaşılmışsa, buyurun siz de ucundan tutun bu önemli konunun… İşi bitirecek, hatırı sayılır (!) bir baba aranıyor, baba…