Reklamsız Sözcü

Okuru olduğum, keyifle aldığım gazetede, spor gazetecisi olarak ilk yazım bu. Çoğunlukla Galatasaray'la ilgili yazacağım ama ilk yazıda değil… Şunu da söylemem gerek, Uğur Dündar, Yılmaz Özdil, Soner Yalçın ve Emin Çölaşan gibi çok sevdiğim saydığım ustalara yakın olmak da meslek hayatımın en gururlu dönemlerinden biri.

Galatasaray yazacağız dedik ama aklımızı sadece Galatasaray ve meşin topla yemedik. Ülkemin sorunlarına da ardına kadar duyarlıyım. Bu yüzden ilk yazıda Türk sporunun asıl kangrenine dokunmak gerek.

Geçen hafta TFF, ‘Futbol Zirvesi' adında bir panel düzenledi. Amaç, mali çöküş içindeki kulüplerimizi bataktan çıkarmak. Bunu da kim yapıyor; kendi kulübünü mali batağa sürükleyen ve UEFA tarafından kulübünün bir yıl Avrupa'dan men edilmesine neden olan kişi. Aslında bu kişi sadece görüntüde var. O da biliyor durumu ancak holdingini riske etmemek için her şeye ‘eyvallah' diyor ve Aksaray'ın akrabasının gölgesinde başkan rolünü oynuyor. Futbolumuzun dibe vurduğu Futbol Zirvesi toplantısında Avrupa'nın üst kulüplerinde görev yapmış Esteve Calzada ile Peter Kenyon da konuşmacı olarak yer alıp, toplantıda ‘paralı sos' görevini yapınca görsellik de tamamlanmış oldu.

Amaçlanan projeye göre Kulüpler Birliği A.Ş. kurulacak ve bu A.Ş üzerinden kulüpler devlet bankalarına borçlandırılacak. Yani kulüpler tamamen devletin oyuncağı olacak. Pardon devletin değil, Aksaray'ın. Futbol kulüpleri şirketleşerek mali durumu kurtaracaklarını hayal ettiler. Bir yandan şirketlerini SPK'da ayakta tutmaya çalışırken, şimdi de devlet bankalarına borçlanarak, Borsa'daki hisseleri de riske edecekler. Bu gidişle kendini dünya markası sanan kulüplerimiz bile, tek adamın insafına kalır bir tarzla yönetilmek zorunda kalacak. Anadolu kulüplerinin belediyeler aracılığıyla birer birer teslim alındığı ortada. Sıra büyüklere geliyor. Büyük kulüplerin üye yapısı büyük çoğunlukla Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, çoğulcu parlamenter sisteme inanan kişilerden oluşuyor. Bu sistemde büyük kulüplerin iç dinamiğine fazla karışmak mümkün değil. Şimdi büyük kulüpleri de para ile mecbur edeceksin ki istediğin adamı başkan seçebilesin. Parayı verip İstanbul'un büyük kulüplerinde de düdük çalmak için Kulüpler Birliği A.Ş kuruldu ve Türk futbolunda tamamen baskıcı karanlık zihniyetin esiri olmak üzere.

TÜRK FUTBOLU BASKI ALTINDA

Yıllardır hazırlanan ama bir türlü nedense resmiyet kazanamayan kulüpler yasasına şöyle bir madde konsa: “Kulüp ya da kulübe bağlı şirketi zarar ettiren yöneticiler, bu zararın yüzde 50'sini ceplerinden ödemek zorundadır.” Görün bakalım o sorumsuz transfer harcamaları günümüzde olduğu gibi mi sürer. Yöneticiliği reklam aracı olarak görüp, ceket kravat futbol havuzuna dalanlar, böylesi fütursuzca koca bir kulübün geleceği ile oynayabilir mi, yöneticiliğe soyunabilir mi?

Siyaset hiçbir dönemde sporu bu denli baskı ve kullanım aracı olarak görmedi. Bir kupanın verilmesini dahi dönemin başbakanına muhtaç ettiren ortam ile bu zihniyetin yarattığı zorba ve aciz yöneticiler, sporumuzu politikanın çukuruna doğru daha da ittiler.

Gelecek yazıda sert bir Galatasaray değerlendirmesi ve içinde haberler bulunan bir yorum okuyacaksınız. Sen de hazır ol Dursun Başkan!!!?